17 Ekim 2019 03:17

Şair Cenk Kolçak: Dil, yaşanılan çağın ve coğrafyanın tanıklığıdır

Cenk Kolçak’la yeni kitabını konuştuk. “Akbabalar Çağında”n yola çıktık, şiirinde kurduğu semte konuk olduk.

Fotoğraf: Kadir İncesu

Paylaş

İsmail AFACAN
İstanbul

Akbabalar Çağında, Cenk Kolçak’ın ilk şiir kitabı... Kolçak, yaşanılan çağı, leş yiyerek yaşamını sürdüren akbabalarla özdeşleştiriyor. Emeği hiçe sayanların, eşitsizliği büyütenlerin, başkasının acısıyla mutlu olanların çağını gözler önüne seriyor. Kolçak, bu çağa karşı mücadeleye bir semt kurarak başlıyor. Tek tipleştirmeye, ötekileştirmeye ve renksizleştirmeye yer olmayan... Lirik bir dille dayanışmayı, sevgiyi ve kardeşliği örgütlüyor şiirlerinde...

Cenk Kolçak’la yeni kitabını konuştuk. “Akbabalar Çağında”n yola çıktık, şiirinde kurduğu semte konuk olduk. Tanık olduğu bu çağın içerisinde çıkar bir yol aradığını ifade eden Kolçak “Dil, yaşanılan çağın ve coğrafyanın tanıklığını yapan toplumsal bir olgudur” diyor.

Kitabın ismiyle başlayalım, neden “Akbabalar Çağında”

Bireyin, dolayısıyla da toplumun yaşamsal fonksiyonlarının giderek kaybettirildiği bir sistem eleştirisinin ismidir “Akbabalar Çağında”. Bilindiği üzere leşle beslenen ve kursağı oldukça büyük olan akbaba kuşunu, egemen sınıflar olarak imledim. Emeğin hiçe sayıldığı, toplumsal eşitsizliğin ve totaliter düzenin kol gezdiği; erk-egemen zihniyetin kemikleştirildiği, annelerin zulüm gördüğü, düşüncelerin fişlenerek akademisyen; öğretmen, gazeteci ve sanatçıların toplumsal olarak tecrit altında tutulduğu ve çocuklarını parklarda oyun yerine ölümle tanıştıran kötücül bir çağ bu... Ve ben tanık olduğum bu çağın içerisinden bir çıkar yol arıyorum yarına.

Şiirde bu yolu nasıl arıyorsunuz, şiirinize nasıl yansıyor?

Yaşanılanın bir öznesi olmak, birçok şeyi anlamayı, anlatmayı ve sorgulamayı daha samimi ve sarih bir yolla mümkün kılıyor. Yani, yalnızca perde arkasından dışarıyı izleyerek yazılan bir şiir olmadığını söylemek istiyorum Akbabalar Çağında’nın. Şairin, toplumun tam olarak içerisinden geçen bir birey olması gerektiğine inandığım için şiirin de bireyin varoluşsal kaygılarını, yaşamsal problemlerini ve toplumsal yanlarını hayatın tüm nesnelliğiyle birlikte ortaya koyan bir varlık biçimi olduğunu düşünüyorum. Bu varlığı ise gözlemleyerek, deneyimleyerek, sorgulayarak ve dahası kendimle yenişerek ortaya çıkarıyorum.

Kitabın bölümlerinde semt vurgusu var... Şiirlerinizde semtin yeri nedir?

Semt, hepimizin içerisinde yaşadığı ve şiirlerde aktarılan toplumsal izdüşümlerin yer aldığı bir dünya tasviri olarak yer alıyor kitapta. Akbabalar çağında bir semt olarak da düşünebiliriz bunu.

Bu semt nasıl bir dünya açabilir misiniz biraz, semtin özellikler nelerdir?

Duvarlarında, bahçelerinde, kaldırımlarında geçmişin izlerini taşıyan, hiç yitirilmeyen bir umutla, sevgiyle örülen, düşlenilen bir semt olduğu gibi günümüz gerçekliğini de gözler önüne seren bir semt bu. Az önce tanımlamasını yaptığım bir çağ içinde, geçmişinde toplumsal dinamiklerin bariz belirleyicisi olduğu bu semtin geleceğinde tek tipleştirmenin, ötekileştirmenin, renksizleştirmenin yeri yok diyebilirim.

Kitabınızdaki “Delikli Aldo” ve “Feronia” karakterleri kurduğunuz semtin ya da tarif ettiğiniz çağın neresinde...

Bu iki karakter de, kurduğum semtin ve çağın tam da ortasında diyebilirim. Antik Roma’da Feronia, ormanlar ve tabii kaynaklar tanrıçası olarak yer alan mitolojik bir karakterdir. Şiir, günümüzde betonlaşan ve giderek daralan dünyamızın bir nevi kurtarıcısı olarak nitelediğim Feronia’nın aramızda bulunmayışına ince bir sitem niteliği taşıyor.

Delikli Aldo ise, anlatıcısı Ermeni (Gramofon Narek) bir yurttaş olan İtalyan bir karakter. Burada ise sözde ‘faili meçhul’ bir cinayet üzerinden etnik kimliğin ötekileştirilmesine dikkat çeken bir kurgu mevcut. 

Toplumcu damardan beslenen şiirler yazıyorsunuz. Son dönemde toplumcu kaygıları olan genç şairler dikkat çekiyor. Kendinizden yola çıkarak genç kuşakların toplumcu şiire olan yakınlaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dil, yaşanılan çağın ve coğrafyanın tanıklığını yapan toplumsal bir olgudur. Şairin ve dolayısıyla şiirin, insanlara olağanmış gibi gösterilen –dayatılan- olayların ve gelişmelerin üzerine eğilen; tabiri caizse sistemin düzenini bozarak topluma aşılanan değişimlere farklı bir perspektiften bakmamızı sağlayan bir sorumluluk taşıması gerektiğine inanıyorum. Günümüzde toplumsal değişimlerin hızla yer aldığı coğrafyamızdaki kırımlara ve dönüşümlere kayıtsız kalmayışım, dili muhalif normlarda kullanmama sebep oluyor diyebilirim.

Toplumcu yaklaşıma yakın duran genç kuşakları ise, yaşadıkları zaman içerisinden ele aldıkları problemleri yansıtma biçimleriyle ve verili olan dili nasıl ve hangi materyallerle yıkabildikleri doğrultusunda değerlendiriyorum. Bu konuda, yazdığı şiirin bilince sahip olan ve şiir sanatını iyi icra ederek geleceğe dair iz bırakacağına inandığım pek çok şair arkadaşımız var ne güzel ki.

"ŞİİR DİLİNİ YIKIP YENİDEN KURMAYI DENEDİM"

Kitabınızda mensur şiirlerle de karşılaşıyoruz. Bu tercihinizin nedenleri neler?

Sanırım dikkatinizi çeken, kitaba adını veren ve kitabın son bölümünü oluşturan Akbabalar Çağında şiiri oldu.  Burada, yaşadığımız toplumun ve kültürün dinamiklerini sorgulayan bireyin, kendiyle de çeliştiğini anlatan bir nehir şiir çıkıyor karşımıza. Son şiire kadar kurduğum şiir dilini, burada yıkıp yeniden kurmayı denedim ve öyküleyici yaklaşımımdan ötürü sizin de belirttiğiniz gibi düzyazı şiire dayandırdığım bir şiir çıktı ortaya. Kimi okura bu bölüm daha cazip gelirken, kimisine de daha uzak düşüyor. Bana ise, kitaptaki şiirlere nazaran daha farklı bir yazım tekniği olduğu için cazip geliyor. 

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Sarkıt, dikit, sütun, kristal çiçekleriyle hayran bıraktıran Taşkuyu Mağarası

SONRAKİ HABER

EMEP'ten intiharlara dair açıklama: Böyle bir son yaşanmasın diye birlik olalım

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa