28 Eylül 2019 23:20

Gün yüzü görmeyen kadınlar güneşe dokunsun diye...

Dr. Öğretim Üyesi Nihal Toros ile "Güneşe Dokunan Kadınlar" projesini konuştuk.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül

Paylaş

Elif Ekin SALTIK
İstanbul

2016 yılında 261, 2017 yılında 290, 2018 yılında da 255 kadının öldürüldüğü Türkiye’de 2019’un 9 ayında ise kadın cinayeti rakamları 303’e ulaştı. Bu şiddet sarmalında kadınlara ışık olmak, onların yüzlerini güneşe dönmelerini olanaklı kılmak için Üsküdar Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümü öğrencileri Büşra Kaplan, Ece Özipek ve Serenay Özkan ile Dr. Öğretim Üyesi Nihal Toros tarafından hayata geçirilen “Güneşe Dokunan Kadınlar” projesi, kadına yönelik şiddete dikkat çekmeyi, tüm kadınların ümidini artırmayı ve bu yönde adımların atılmasını sağlamayı amaçlıyor.

Projenin yürütücülerinden olan Üsküdar Üniversitesi Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölümünden Dr. Öğretim Üyesi Nihal Toros, projeyi anlatıyor:

Güneşe Dokunan Kadınlar projesi nasıl ortaya çıktı? Bugüne kadar neler yaptınız projeyle?
Biz bir sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirmek istiyorduk. Üç öğrencimle birlikte “Ne yapabiliriz?” diye kafa yorduk. Özellikle kadınların desteğe çok ihtiyaçları olduğunu gördük. İlk adım olarak “Ne yapabiliriz, nasıl yapabiliriz” sorularını çerçevesinde ilerledik, görüşmeler yaptık. Biz aslında kadınların yüzlerini güneşe dönmelerini istedik. Bu nedenle bu ismi verdik. Fiziksel, ekonomik, psikolojik şiddete maruz kalmış kadınların hikayelerini kurduğumuz web sitesinde aktarmaya çalıştık. Ama sadece hayat hikayelerinin aktarıldığı bir site olmasın, bilgilendirici de bir site olsun istedik. Birtakım videolar yayımladık, kadınlara şiddetin hukuki boyutu ve psikolojik boyutuyla ilgili bilgiler verelim istedik. Avukat Selin Nakıpoğlu’yla video çektik, görüşler aldık ve sitemizde yayımladık. Yine Klinik Psikolog Dr. Meltem Narter bize destek oldu. Onunla da şiddetin psikolojik boyutunu tartıştık. İstatistiki bilgiler verdik, ancak bu bilgilerle ilgili birtakım sıkıntılar var; uzun zamandır bu bilgiler kamuoyuyla paylaşılmıyor. Biz Bianet üzerinden ilerledik ve sadece medyaya yansıyan haberlerden verileri şiddetin anatomisi başlığı antında verdik.

Projeye başlarken amacınız neydi?
Bizim amacımız aslında kadınların seslerinin duyulmasına yardımcı olmaktı. Kadınlar yalnız olmadıklarını, diğer kadınlar gibi zorluklarla başa çıkılabileceğini görürlerse onlar da harekete geçerler ve hep birlikte bir yerlere geliriz diye düşündük. Kadınların yalnız olmadıklarını bilmelerini istedik biz.

"ÖLECEKSEN EVİNDE ÖL, BİZ ÇOCUKLARINA ANCAK ÖLÜRSEN BAKARIZ"

Hikayelerini paylaştığınız kadınların ortak noktaları neydi?
Bence eğitim ve ekonomik güç. Ekonomik güç özellikle çok önemli. Eğer kadınlar ekonomik olarak ayakları üzerinde durabiliyorlarsa bir şekilde buna “Dur” diyebiliyorlar. Kadınlar korkuyorlar, fakat artık seslerini duyurmak istiyorlar ve korkuyor olmalarına  rağmen şiddete boyun eğmeyip boşanıyorlar, harekete geçiyorlar ve özgürlüklerini kazanmak istiyorlar.

Bu kadınların pek çoğunun ailesi kadınların yaşadığı şiddet karşısında onlara destek olmamış. Yakın bir zamanda dinlediğimiz bir hikayede kadın 18 yaşında zorla evlendiriliyor, ağabeyinin isteğiyle. Evleneceği kişiyi tanımıyormış bile, sırf maddi durumu iyi olduğu için evlendirilmiş. Kadın ‘kocam’ diyerek yıllarca yaşadıklarına sessiz kalmış, susmuş, 3 çocuğu olmuş. Şiddete daha fazla dayanamayıp ailesine dönmek istediğinde ailesinden şu cevabı almış: “Öleceksen evinde öl, biz çocuklarına ancak ölürsen bakarız.” O yüzden buradaki bir diğer ortak nokta, ailelelerin çocuklarına sahip çıkmamaları. Özet olarak eğitim, ekonomik güç ve aile faktörü çok önemli.

Emine Bulut cinayeti bize bir şeyi daha hatırlattı, kadınlar ayrılsalar da ayrıldıkları erkeğin şiddetinden kurtulamıyorlar. Neden sizce şiddet devam ediyor, erkekler kadınların yakasını niye bırakmıyor?
Erkekler kendilerinden ayrılmak isteyen kadınları öldürüyorlar, çünkü ayrılığı kendilerine yediremiyorlar. Kadının çalışmasını, ekonomik güce sahip olmasını, evin içinde de dışında da söz sahibi olmasını kabul etmek istemiyorlar bence. Karısının ondan ayrılıyor olması kendisi için bir çatışma yaratıyor. Kadınların o erkeğe ihtiyaç duymadan hayatına devam ediyor olması erkek için büyük bir problem yaratıyor.

Kadınlar şiddet karşısında kendilerini savunmak için nasıl mekanizmalar geliştiriyor?
Kadınlar öncelikle mutlaka desteğe ihtiyaç duyuyor, dayanışmaya... Kadınlar kucaklarına çocuklarını, ellerine de sadece bir bavul alarak o evden ayrılıyorlar. Bu kadınlar için, tüm kadınlar için hep birlikte bir şeyler yapmak gerek. Burada devlet politikaları da çok önemli, devletin kadın politikalarının yeterli olmadığını da düşünüyorum. Ama kadınlar için bizlerin daha fazlasını yapıyor olmamız gerek. Hep birlikte bunun üstesinden geliyor olmamız gerek.

Sizce devlete düşen sorumluluk ne?
Devletin yapması gereken boşanmasın diye kadınları o evin içine, şiddete mahkum etmek değil; kadınlar ayrılmak istediğinde adalet sistemini çok hızlı devreye sokup kadınlara iş imkanı sağlaması gerekiyor. Hatta iş imkanı sağlayana kadar da kadının barınma hakkını üstlenmesi gerekiyor. Bizim birçok röportajda karşılaştığımız, kadınlar eşlerinden dayak yediklerinde, karakola gittiklerinde karşılaştıkları şey “Evine geri dön, belki bir kere olmuştur.” Kadınların böyle bir şeyle karşılaşmaması gerek.

ANNESİNİ DENİZE GÖTÜRMEK İSTEYEN KADINLAR

Dinlediğiniz ve hiç unutmayacağınız bir hikaye var mı?
Ayşe Tükrükçü’nün hikayesi beni çok etkilemişti. İlk röportaj yaptığımız kişilerden biriydi. O kadar anlattığı şey içerisinde dedi ki “Keşke annem bir kere saçımı okşasaydı”. Onun dışında babası, ağabeyi, amcası tarafından 9-10 yaşında tecavüze uğrayan çocuklar, bütün bunlar bizi çok etkiledi. Bir de yine röportaj yaptığımız kadınlardan Eylem’in söylediği bir söz içimi çok yakmıştı. Eylem’in babası annesini dövüyormuş, kızları annesini kömürlükte saklamışlar şiddet görmesin diye ve yıllarca babadan kaçmak zorunda kalmışlar. Baba onları hep bulmuş, en son anne baba ayrılıyor. Eylem’in annesi sağır ve dilsiz bir kadın. Eylem o röportajda bize dedi ki; “Ben annemi denize götürmek istedim. Ayaklarını denize soksun ve kendini özgür hissetsin istedim, ama annem öldü. Ve ben hiçbir zaman tatile gitmeyeceğim, hiçbir zaman ayaklarımı denize sokmayacağım.”

KADINLARA ÇAĞRIM: KORKMAYIN!

Bir çağrınız var mı?
Ben Ekmek ve Gül sitesine tesadüfen rastladım ve gerçekten çok memnun oldum sizlerle tanışmaktan. Sitenizden de çok şey öğrendim. Kadınlara söylemek istediğim şey de korkmayın, çünkü burada sizin için bir şeyler yapmaya çalışan birçok kadın var. Başkasına değil kendinize ikinci bir şans verin. Bir kere olduysa ikinci kez de olur. Ailelelere de seslenmek istiyorum; kızlarınız sizin istediğiniz insanlarla evlenmesinler, küçük yaşta evlenmesinler, sokakta oynasın çocukluklarını yaşasınlar.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Cumartesi Anneleri, Hüseyin Morsümbül’ün akıbetini sordu

SONRAKİ HABER

ABD Dışişleri Bakanlığı: NATO müttefikimiz Türkiye’nin yanındayız

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...