23 Eylül 2019 23:14

"İşten atma garantili işbaşı eğitim programı"

Adana’dan genç bir işçi Evrensel'e yazdı: "Düzenli bir işte çalışmaya uğraşan profesyonel işsizim. Çünkü son bir iki yılda 3 kez işyeri değiştirdim."

Fotoğraf: DHA

Paylaş

Adana’dan bir işçi

Merhaba Evrensel gazetesi okurları. Ben Adana’dan 30 yaşında bir işçiyim. Daha doğrusu düzenli bir işte çalışmaya uğraşan profesyonel işsizim. Çünkü son bir iki yılda 3 kez işyeri değiştirdim. 4 ayda bir işten atılıyorum. Profesyonel işsiz açısından hızlı bir şekilde form doldurmak için yanında bir kalem bulundurmak çok önemli. Bir de her istendiğinde verebilmek için CV... Bir gün yine cebimde mavi tükenmez kalemim, elimde CV’mle gittiğim bir iş başvurusunu anlatacağım. Ama öncesinde neler yaşadığımı anlatayım ki neden isyan ettiğim anlaşılsın.

"ÖNCE BEN SONRA EŞİM İŞSİZ KALDI"

Evlendim, işe başladım. Hayattan beklentim yüksek. O zaman işsizlik yok değil ama dolar fırlamamış. Hayattan beklentim yüksek. “Taşı sıksam suyunu çıkarırım” diyorum. İlk gerçek işimden neden belirtilmeden çıkarıldım. Halbuki ilk ay deneme süresi olarak sigortasız çalışmıştım. Denerken bir sorun yoktu. Sonra girdiğim daha kurumsal fabrikadan üretimde daralma gerekçesi ile onlarca arkadaşımla birlikte işten çıkarıldım. 600 iş gününü doldurmaya 45 gün kalmıştı. Son üç yıl içinde en az 600 gün prim yatırılma şartı sağlanamadığı için işsizlik maaşı alamadan 5 ay işsiz gezdim. Neyse ki eşim çalışmaya başlamıştı. Adana’da iş bulmak zorlaşınca İzmir’e kadar gittim. Bir demir çelik fabrikasında işe alındım. İşe başladıktan sonra kaçmayayım diye işçiye yaşattıkları cehennemi önceden göstermek istediler. İçerisi 1600 dereceden fazla. Her yer hurda eriyiği dolu. Önceden fabrika ile ilgili iş kazalarını Evrensel’den okumuştum. Öyle bir ortam ki eritilmiş metale bakıp “Üzerime dökülürse ne olur?” “Patlama olursa kurtulma şansım ne olur?” diye hayal gücünüzün sınırlarını zorluyorsunuz. Gözüm korktu ateşten. “Ben çalışamam” dedim. Döndüm gene Adana’ya geldim. Patronu çocuk beklediğimizi öğrenince doğum iznini vs. düşünüp eşimi işten çıkardı.

"İŞSİZLİK MAAŞINI BİR TÜRLÜ ALAMADIM"

Neyse ki o ara ben iş buldum. Bu sefer kovulmayacağım için şanslıydım. Yine kurumsal bir firmadaydım. İş geçici olduğu için işsiz kalacağım konusunda önceden anlaşmış olduk. İŞKUR’un düzenlediği işbaşı eğitim programı ile mevsimlik olarak bir market zincirinde işe girdim. 3 ay işbaşı eğitim programı ile çalışacaktım, 3 ay da sigorta primli. Tam “Göze girdim, seviliyorum, iki ay sonra burada kalıcı olurum” derken 6 ay dolmadan işten çıkarıldık. Toplam 1 ay primim yatmış oldu. 3 ay prim yatmadığı için kalan bir ayda da 600 günü dolduramamış oldum. Kalan iki ayı çalışmış olsaydım, 600 günü geçmiş olsaydım bile son 120 gün prim yatırılma şartı gerçekleşmediği için yine işsizlik maaşı alamayacaktım. Çocuk doğdu doğacak ama ben 3 haftadır hâlâ iş bulamadım. İŞKUR’dan gelen mesajla nasıl bir iş olduğunu çok da sorgulamadan organize sanayide bulunan fabrikanın yolunu tuttum.

"NEREYE GİTSEN İŞBAŞI EĞİTİM PROGRAMI"

Benim gibi çoğu genç, taşı sıksa suyunu çıkarır işçi fabrika önünde form dolduruyor. CV’m zaten hazır. Kalemimi çıkarıp formu dolduruyorum. Ana girişte bulunan güvenlik kulübesinin üzerinde “Bu İşyerinde Türkiye İş Kurumu Tarafından Finanse Edilen İş Başı Eğitim Programı Düzenlenmektedir” yazılı bir levha var. Biri “İşbaşı eğitim programı ile mi alıyorlar?” diye soruyor. “Bu geçici iş, primin yatmıyor. Sadece sağlık sigortası. 6 ay sonra yine işsizsin” diyor. Diğeri “Prim yatmadıktan sonra ne yapayım? 6 ayda kaç kere hasta olacağım?” Öbürü “Bilmiyorum kardeş. Bakalım inşallah olur” diyor. Başkası: “Formu verdik, haydi hayırlısı. Kaç aydır iş yok.”

Bu arada Suriyeli işçiler geliyor. Onlara Suriyeli işçi alınmayacağı söyleniyor. Muhtemelen işbaşı eğitimden yaralanamadıkları için. Onlar geri dönüyor. Ana girişte hem güvenlik, hem danışma görevini yapan güvenlik görevlisi kafasını pencereden uzatıyor: “İlkokul mezunu olanlar boşuna beklemesin.” Sesler yükseliyor, “Allah Allah! Baştan niye söylemiyorsunuz arkadaş. 6.5 lira yol parası verdik.” “Yalan söylüyorlar. Torpili olan giriyor.” Bir başkası “Biz üniversite okuyoruz olur mu dayı?”

Suriyelilerden sonra ilk elenenler ilkokul mezunları oluyor. Sonra görüşme yapıp dönenler başvuru yaptığımız fabrikaya meslek liselilerin alınacağını, düz liselerin patronun akrabasının olan başka fabrikaya alınacağını söylüyorlar. Sanki dalga geçiyorlar. Hayal kırıklığı yaşayanların sayısı bir miktar daha artıyor. İçeriye bir grup daha alıyorlar. Ben formu erken doldurduğum için ikinci grupla içeri giriyorum. Sıram geldiğinde “Sen işbaşı eğitim programından yararlanmışsın, bir sene sonra işbaşı eğitim programından yararlanabilirsin” diyorlar. Sinirlenip çıkıyorum.

"PATRON İÇİN KILÇIKSIZ, KEMİKSİZ BİR İŞ"

Bir zamanlar kiralık işçilik yasası çıktığında “3 gün çalışacaksın, 5 gün çalışamayacaksın. Patronun sana ihtiyacı olduğu kadar çalışacaksın” diye düşünmüştük. Ama patronlar buna bile ihtiyaç duymadı. İŞKUR programları ile patron işçinin maaşını devlete ödetiyor. 600 işçinin 200’ünü bu şekilde çalıştırabiliyor. 6 ay sonra ya da önceki işimde yaşadığım gibi daha erken 200 kişi çıkıyor, onun yerine 200 kişi daha almak için ilan veriyorlar. İşçiye karşı patronun bir sorumluluğu yok. Üstelik paramızı patron yerine devletin kasasından veriyorlar. Patron için kılçıksız, kemiksiz bir iş. Sonuç iş ilanı veren birçok yer işbaşı eğitim programı diyor. Sen yararlanmışsın zaten diyorlar. Peki ben nerede çalışacağım? Bu şekilde işe girsem bile yine 120 gün değil 90 gün prim yattığı için işsizlik maaşı alamayacağım.

"BANA ‘İŞ VAR ÇALIŞAN YOK’ DİYENLER ASGARİ ÜCRETİN ALTINDA ÇALIŞMAMI BEKLİYOR"

Çocuğumuzun doğmasına birkaç gün kalmıştı. Hastane masraflarını kimseye muhtaç olmadan ödeyebileceğime inandım. Kredi kartı olmasa cebimde 5 kuruş para yok. O da elimizde her an patlayacak saatli bomba gibi. 4 ayda bir işsiz kalmak, aylarca işsiz gezmek bizim kaderimiz mi? Benim çocuğum olacak. “Allah rızkını verir” diyorlar ama iş vermiyorlar. İş verseler çocuğumun rızkını zaten çıkaracağım. Çocuğum doğacak. Ben iş seçmiyorum. Asgari ücrete iş bulamıyorum. Bana, “İş var çalışan yok” diyenler asgari ücretin altında çalışmamı bekliyor. Açlık sınırı 2 bin bilmem kaç. Bu koşullarda asgari ücrete çalışmak hangi insafa sığar?

"BEN Mİ UTANMALIYIM, DEVLET Mİ?"

Dönerken OSB içerisinde CV vermek için fabrika fabrika gezen birini araca aldım. O da son 2 yılda geçici işlerde çalışmış. İlk kez büyük umutlarla TEKEL’de taşeron olarak işe girmiş. İlk işsizliği TEKEL kapatılınca yaşamış. Şimdi evi başka ile taşımayı düşünüyor. Dönerken iş var mı diye işten çıkarıldığım fabrikaya uğruyorum. Arabama binen arkadaş da bir umut diyerek biraz geride olan fabrikaya CV bırakmak için ayrılıyor. “Yürümek için uzak” diyorum, aldırmıyor. Eski işyerimden de olumsuz haberle dönüyorum. Yüksek tansiyon hastası olduğum için uygun değilmişim. İşsizlik artınca eleyecek bahane de artıyor. Gittiğim yerlerde işveren “iş yok” diyerek bana ağlıyor ama fabrikasını büyütebiliyor. Bana “Türkiye’nin hali ortada” diyor. Ortada olan bir şey varsa o da işsizlik, yoksulluk, kaos. Yarın bir gün bu yoksullar hakkını istemeyecek mi? Benim çocuğum büyüyemezse, okuyamazsa, birinin istismarına uğrar korkusuyla yaşarsam ne olur? Bu sistem potansiyel suçluyu kendisi yaratıyor. Aç kalan ne yapar?

Ben insanca yaşayacak bir iş istiyorum. Artık ne zaman işten çıkarılacağım korkusu ile yaşamak istemiyorum, çocuğuma sağlıklı bir şekilde kavuşmak istiyorum. Onun sağlıklı bir hayat yaşamasını, topluma kazanılmasını istiyorum. Vatana millete faydalı bir birey olarak yetişmesini istiyorum. Köşe başlarında peçete satmasını istemiyorum. Evli adamım, babamdan harçlık almaya utanıyorum. “Faturanı yatırayım” dediğinde utanıyorum ama bu benim mi ayıbım? Benim mi, devletin mi utanması lazım?

ÖNCEKİ HABER

Kayseri Talas Belediyesi, Selena Gomez'e fotomontajla başörtüsü taktı

SONRAKİ HABER

Ege İnsan Hakları Okulu "Ablukayı Dağıtmak" forumuyla sona erdi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa