22 Eylül 2019 00:12
Son Güncellenme Tarihi: 23 Eylül 2019 15:18

Kayseri'den kriz manzaraları: Kadınların yükü katlandı, bıçak kemiğe dayandı

Kayseri’de krizin hayatlarına nasıl yansıdığını konuşmak için buluştuğumuz kadınlar arasında öfkesini dile getiren ve "İnceldiği yerden kopsun" diyen çok. Bu da bıçağın kemiğe dayandığını gösteriyor.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Sevil ERUCU
Kayseri

Eve giren ücret, temel ihtiyaç kalemlerinin en fazla ikisini giderince bitiyor, ulaşıma ve gıdaya gelen zamlar bütçeyi iyice deldi, eve kışlık diye yapılanlar ihtiyaçtan satılığa çıkarılıyor, işsizlik kapıyı çoktan çaldı, sosyal hayat sıfırlandı, sinirler bozuk, antidepresanlar çare değil!

Kayseri’de ekonomik krizin gündelik hayatlara nasıl yansıdığını konuşmak için buluştuğumuz kadınlar arasında öfkesini dile getiren ve "İnceldiği yerden kopsun" diyenlerin çokluğu bıçağın kemiğe dayandığını gösteriyor.  

Bu tabloyu değerlendiren Kayseri Kadın Dayanışma Derneği Yöneticisi Eylem Sarıoğlu “Krizin faturası kadınlara, işsizlik, şiddet ve ev içi yüklerin artması olarak kesiliyor” diyor. Ancak yalnızca durumu ortaya koymanın yetmeyeceğini, “Bu tablo karşısında ne yapmalı?” sorusuna da birlikte yanıt vermek gerektiğini söyleyen Sarıoğlu’nun çağrısı şöyle: “Krizin faturasının bize değil krizi yaratanlara kesilmesi için dayanışma içinde, yan yana, örgütlü bir mücadele vermeliyiz.”

"İLACI KULLANDIĞIMDA EVİMİN DURUMU DÜZELECEK Mİ?"

İlk durağımız Battalgazi Mahallesi oluyor. Kadınlarla konuşmaya başladığımızda deyim yerindeyse bir dokunup bin ah işitiyoruz.

Nurten Demirci 55 yaşında, iki çocuk annesi. İnşaat işçisi olan eşi yazı neredeyse işsiz geçirmiş. “Üç aydır işe çağırsınlar diye bekliyoruz. Benimse aldığım 1000 lira emekli maaşı. Kömür alsak odun derdi var. Elektriği, suyu ödemekte zorlanıyoruz. Hadi ödedik, ne yiyip ne içeceğiz? Geçim sıkıntısı yüzünden aile hayatımız ister istemez bozuluyor, çünkü her gün bir sorun çıkıyor karşımıza. Maddiyat yüzünden ailelerin huzuru kalmadı” diye anlatıyor krizin eve yansımalarını.

Geçim kaygısının yıpratıcı boyutlara ulaştığını, yaşadığı sorunlar nedeniyle psikiyatra gitmeye başladığını söyleyen Nurten Demirci, şöyle devam ediyor:

“Doktorun yanına gidince anlattığım hep ekonomik meseleler oluyor. Sizin anlayacağınız görüşme boyunca siyasetten giriyor, siyasetten çıkıyorum. Bunun için doktora gidilir mi? Gidiyoruz işte! Doktor bana ilaç verdi. Doktora sordum; ben bu ilacı kullandığımda evimin ortamı düzelecek mi? Çözüm sadece bu olabilir mi? Artık zaten doktora gidebilmek de hayal oldu. Şehir Hastanesi yaptılar ama şehre çok uzak. Adı şehir hastanesi, şehirle alakası yok! Oraya ulaşım sağlamak çok zor. Paran yoksa ölüm döşeğine mahkumsun.”

Emekçi aileleri için temel ihtiyaçları karşılamak bile çok zorken başka herhangi bir harcamaya bütçe ayırmanın neredeyse imkansız olduğunu belirten Demirci, “Bu evde iki kişi sigara içiyor, hesaplarsak aylık 900 TL’lik bir masraftan bahsediyoruz. Böyle bir harcamayı bizim gibi ailelerin karşılamasının imkanı var mı? ‘Madem paran yok, sigarayı bırak’ diyorlar. Bu sinirin, stresin, geçim kaygısının içinde sigarayı bırakmak mümkün mü?” diye soruyor.

İNCELDİĞİ YERDEN KOPSUN!

Artık kış için gıda hazırlığı yapmanın da mümkün olmadığından yakınan Demirci, “Alabildiğimiz beş kilo patlıcan. Beş kilo patlıcanla kış mı geçer? Menemen için konserve hazırlıyorsun, o da azar azar. El değmiyor ki hiçbir şeye, fasulyenin kilosu altı yedi lira, nasıl kışlık hazırlayacaksın? Kışa hazırlık için binbir emekle üç bidon salça yapmıştım. Baktım olacak gibi değil, bir bidonunu satmak zorunda kaldım. Bir şey edeceğinden de değil de başka çaremiz kalmadı” diyor.

Herkes gibi o da “Ne olacak bu ülkenin hali?” diye düşünüyor. “Sence ne olacak?” diyoruz, yanıtlıyor:

“Ortalık karışırmış. İnceldiği yerden kopsun! Herkes açlık sınırında yaşıyor bu ülkede. Ne olacaksa olsun artık! Bize daha ne yaşatabilirler ki? Herkesi fakirleştir, bir ekmeğe muhtaç et, sonra kalkınmadan bahset. Bu ülkede bir tek zenginler kalkınabiliyor.”

"SONUMUZU İYİ GÖRMÜYORUM"

Günay Korkmaz da “Sonumuzu hiç iyi görmüyorum” diyor. Ekonomik kriz ve zamların herkesin belini büktüğünü söyleyen Korkmaz, “Her şey ateş pahası olmuş. Zamlar yüzünden bir şey alacak olduğumuzda iki kere düşünmek zorunda kalıyoruz. Çaya, meyveye, sebzeye gelen zamlar kimin belini bükmüyor ki? Ekmeğe gelen zam zaten bu durumun en kötü yanı... Kış aylarına şurada ne kaldı? Doğal gaza uygulanan zamlar daha şimdiden ne yapacağız diye düşündürüyor insanı” diye konuşuyor.

"İŞSİZ KALDIM, BAŞKA SÖZE GEREK VAR MI?"

Battalgazi Mahallesi’nden ayrılarak yönümüzü Hunat Mahallesi’ne çeviriyoruz. Çocukları için okul alışverişi yapan kadınlara uzatıyoruz mikrofonumuzu.

Fahriye Fidan kriz gerekçesiyle işten atılmış. Uzun süredir işsizlikle boğuştuğunu söyleyen Fidan, öfkeli:

“Tekstil sektöründe ustayım. Uzunca yıllar pek çok farklı fabrikada çalıştım. Kriz bahane edilerek ilk kadın işçileri çıkardılar. O dönemde ben de işten çıkarılanlar arasındaydım. Şu an hâlâ iş arıyorum. İşe başvurduğum her yerde ‘İşçi alımı yapmıyoruz’ deniyor. Ben şimdi nasıl kriz yok diyeyim? Krizin bana etkisi işimden etmek oldu. Söylenecek başka söze gerek var mı?”

"SADECE ULAŞIM ZAMMI MASRAFIMIZI AYLIK 100 LİRA ARTIRDI"

İki çocuk annesi Ayşen Yılmaz ise ekonomik krizin onun hayatını nasıl etkilediğini sorunca, hiç düşünmeden ulaşım zammından başlıyor:

“Kayseri’de ulaşım ücretlerine kısa süre önce oldukça fazla zam yapıldı. Biz dört kişilik bir aileyiz. Okullar açılıyor. Benim iki çocuğum da okula gitmek için bilet kullanmak zorunda. Servis ücretini ödemek bizler için neredeyse imkansız. Yapılan bu zamla ikisinin masrafı da artmış oldu. Zaten ben ve eşim de toplu taşıma araçlarını kullanıyoruz. Bu zam bizim aylık otobüs masrafımızı 90-100 lira arasında artırdı. Kriz, zam bunlar bizi nasıl etkilemesin? Daha okul masraflarından bahsetmedim bile...”

EĞİTİM ÜCRETSİZ OLSA, GIDA UCUZ OLSA...

Şengül Yıldızlı, bir büroda hem sekreterlik hem de temizlik, alışveriş ve yemek yapıyor. Haftanın 6 günü, günde 10 saat çalıştığı bu işyerinde ancak asgari ücret alabilen Yıldızlı, en çok fazla mesaiye kalmaktan şikayetçi.

Ekonomik gidişattan bahsetmeye başladığımız anda söze başlıyor:

“Asgari ücretle çalışan bir kadınım, eşim de bir işçi. Kış ayları giderlerin arttığı bir dönem... Okul masrafları, yakıt, gıda derken zaten kışı geçirmek çok zordu. Şimdi maaşımızın bir değeri de kalmadı, bir yandan da her şeye zam gelmeye devam ediyor. Bu durumda kışı nasıl geçireceğiz bilmiyorum. Sizin anlayacağınız kış gelmeden kaygısı geldi...”

"YETKİLİLERİN BİZE ÇOK BORCU VAR"

Geçim sıkıntısının kendisini ve ailesini gün geçtikçe daha çok zorladığını söyleyen Şengül Yıldızlı, kış hazırlıkları yaparken de bayağı zorlanmış. “Geçen kış patatesin, soğanın kilosunun 6-7 lira olduğunu konuşuyorduk. O günlerden bugüne ekonomide herhangi bir düzelme olmadı. Ben de gece bazen 01.00’e bazen 02.00’ye kadar kışlık hazırlıklarla uğraşıp, sonra da sabah saat altı buçukta uyanıp işe gidiyorum. Salça, konserve, yufka derken bir sürü iş oluyor. Bunları yapmazsak kışın fiyatlar arttığında daha da zorlanacağız. Bir de çalışan bir kadın olduğum için akşam işten döndüğümde işimi kolaylaştırsın diye yapıyorum bunları. Ancak okullar da açılınca bu hazırlıkları yapmak daha da zor oldu. Salçadan, domatesten kısıp çocuklar için ayırıyoruz. Kırtasiye masrafları ateş pahası...” diye anlatıyor.

“Sence bu gidişat karşısında ne yapılmalı?” diye sorduğumuzda ise özellikle kadınların yaşadığı sıkıntılara dikkat çekiyor:

“Bizler tek başımıza bir şeyleri değiştiremiyoruz. Evin her yükü bizim omuzlarımızda. Eğer eşlerimiz bir hafta sonu bir işin ucundan tutarsa o gün mutlu oluyoruz. Ancak çocuklarımızın eğitimi ücretsiz olsa, gıda bu kadar masraflı olmasa omuzlarımızdaki yük de azalacak. Yetkililerin bize çok borcu var...”

"KAFA BOŞALTACAK BİR ALAN YOK"

Kadınların sosyal hayatlarının olmamasından da çok şikayetçi Şengül Yıldızlı. “Bizim için sosyal hayat neredeyse yok denecek düzeyde. Bir pazar günümüz var. Eğer ev işlerinden başımızı kaldırıp bir akşam arkadaşlarımızla oturup bir şeyler yapabilirsek çevremizdeki insanların hakkımızda ne konuşacağını düşünmek zorun kalıyoruz. Kafa boşaltacak bir alanımız olmadığı içi bu stres hali eve de yansıyor. Kadınların sosyalleşebilmesini çok isterim” diyor.

KAYSERİ KADIN DAYANIŞMA DERNEĞİ: KRİZİN YÜKÜNÜ REDDETMEK İÇİN YAN YANA GELMELİYİZ

Kayseri Kadın Dayanışma Derneği Yöneticisi Avukat Eylem Sarıoğlu, ülkede yaşanan tüm sıkıntılar gibi ekonomik krizin de ilk olarak kadınları etkilediğini belirterek, “Örneğin çalışma yaşamında dezavantajlı bir konumda olan kadınlar, kriz dönemlerinde farklı açılardan ekonomik şiddetin hedefine konmaya devam ediyor. Kriz dönemlerinde iş bulmak kadınlar için daha zor hale gelirken iş sahibi kadınlar açısından ise ‘İşten ilk çıkarılan’ olma durumu göze çarpıyor. Bu koşullarda çalışmaya devam etmek zorunda kalan kadınlar ise işten çıkarılmamak için en kötü koşullara boyun eğmek durumunda kalıyor. Yani ekonomik krizlerin, istihdam üzerindeki en büyük belirleyiciliği güvencesizliğin, esnekliğin ve daha uzun çalışma saatlerinin karşısında daha az ücretler verilmesi oluyor” dedi.

"ŞİDDET ARTARKEN KADINLAR SAVUNMASIZ BIRAKILIYOR"

Kriz dönemlerinde kadına yönelik şiddetin de arttığına işaret eden Sarıoğlu, şöyle devam etti:

“Kadın, erkek eşitliğinin daha da törpülendiği kriz koşullarında, kadınların kendilerini güçlü hissedecekleri dayanak noktaları da ellerinden alınıyor ve kadınlar şiddet karşısında savunmasız bırakılıyor. Krizin etkisiyle artan yoksulluk ve bu dönemlerde uygulanan ekonomi politikalarıyla, halihazırda toplumsal yapıda ve çalışma koşullarında hakim olan cinsiyetçi normlar bir araya geldiğinde kadınların şiddete maruz kalma olasılığı tepe noktalara ulaşıyor. Kriz dönemlerinde ayrıca temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarının yükselmesi, aile içindeki baskıyı artırarak kadın ve çocukların şiddete maruz kalma ihtimalini artırıyor. Krizin faturası kadınlara, işsizlik, şiddet ve ev içi yüklerin artması olarak kesiliyor.”

“Ne yapılmalı?” sorusunun önemli olduğunu söyleyen Sarıoğlu, “Çizilen bu tabloda kadınların krize ve krizin etkilerine karşı yürütecekleri mücadele çok önemli bir role sahip. Kadınlar olarak, krizin faturasının bize değil krizi yaratanlara kesilmesi için dayanışma içinde, yan yana, örgütlü bir mücadele vermeliyiz” çağrısında bulundu.

ÖNCEKİ HABER

Berlin’de düzenlenen konferansta Türkiye’deki demokrasi sorunu tartışıldı

SONRAKİ HABER

10 Ekim Ankara Katliamı davası kitabı "Duymak Zorundasınız" Eskişehir'de tanıtıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa