21 Eylül 2019 23:38

16. İstanbul Bienali: Sermayenin samimiyeti ya da güncel sanatın sözü

İsmail Afacan, 16. İstanbul Bienali'ni yazdı: Sanatçılar eserlerinde ekolojik sorunlara neden olan sermaye ve iktidar ilişkisine eleştiriler getiriyor.

Johannes Büttner yerleştirmesinde şiddetin boyutlarını ele alıyor. | Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

İsmail AFACAN 
İstanbul 


16’ncı kez kapılarını ziyarete açan İstanbul Bienali MSGSÜ İstanbul Resim Heykel Müzesi, Büyükada ve Pera Müzesi’nde devam ediyor. Bienalde Japonya’dan Almanya’ya, Peru’dan Polonya’ya, Güney Afrika’dan Tayland’a kadar 25 ülkeden 56 sanatçının 220 eseri sergileniyor. Küratörlüğünü Yazar ve Akademisyen Nicolas Bourriaud’un üstlendiği bienal “Yedinci Kıta” teması etrafında ekoloji sorununa odaklanıyor. 

Bienalin ana mekanı MSGSÜ İstanbul Resim Heykel Müzesi. Dört kata yayılan eserlerin yer aldığı odalar arasında gezinirken labirentin içindeymiş hissine kapılıyorsunuz. Bunda İstanbul Resim Heykel Müzesinin mimari yapısı da etkili... Video art, yerleştirme, heykel ve resimlere yansıtılan sanatsal anlatılarda, insan-çevre ilişkisi, kapitalizmin kâr hırsıyla doğayı talan etmesi, betonlaşmanın yarattığı kentsel atmosfer, plastik atıkların yaşamımıza etkisi irdeleniyor.

İstanbul Resim Heykel Müzesi’nden, hemen yanında yapılan Galataport’un inşaatına baktığımızda kapitalizmin yarattığı tahribata tanık oluyoruz, tüm çıplaklığıyla. Bir yanda ekoloji temalı bienal organize edenlerin diğer yanda Galataport’un içinde yapılacak binaya İstanbul Modern’i taşıyacak olmaları, kapitalistlerin sanata yaklaşımındaki ikircikliği gösteriyor. Ama her şeye rağmen bienaldeki sanatçılar eserlerinde ekolojik sorunlara neden olan sermaye ve iktidar ilişkisine eleştirler getiriyor.

KUZEY ORMANLARI’NDAKİ MANDALAR 

Eserlere dönersek... Ozan Atalan’ın “Monokrom” isimli yerleştirmesi İstanbul Bienali’nin beğenilen çalışmalarından. Sergide sohbet ettiğimiz sanatseverlerin yorumu da bu yönde. Yerleştirme, beton platform üzerindeki gerçek manda iskeletinden oluşuyor. Yerleştirmenin bulunduğu odanın duvarına kurulan plazmalardan yansıyan videolarda manda yaşam alanlarının nasıl yok edildiğini görüyoruz. Nedeni ise Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve İstanbul Havalimanının yapımı sırasında Kuzey Marmara Ormanları’nın tahrip edilmesi... 

Eserlerde doğa ve insan ilişkisi çeşitli yönleriyle işleniyor. Bu konuda dikkat çeken temalardan biri de elden ayağa, gözden kalbe, dilden mideye kadar organın metaforik olarak kullanılmış olması. Kimi zaman yok oluşu anlatan bu organlar kimi zaman da insan emeğini göstermek için kullanılıyor. Mariechen Danz’ın heykellerden ve tuğlalardan oluşan yerleştirmesine bu açıdan bakabiliriz. “Beden Tuğlaları”, “Fosilleşen Organlar”, “Öğrenme Küpü” isimli parçalardan oluşan yerleştirmede organ metaforu kullanılıyor. Tuğlaların üzerindeki organ resimleri, insanı kentlerin hem yaratıcısı hem de yok edicisi olarak gösteriyor.

SÖMÜRGECİLİK ELEŞTİRİSİ: MOMMO

Bienalde ekoloji temalı eserlerin yanı sıra sömürgecilik karşıtı, kadın sorununa eğilen, şiddet sarmalını tartışan çalışmalar da görmek mümkün. Hem hikayesi hem de heykellerden oluşan yerleştirmesiyle Radcliffe Bailey dikkatleri üzerine topluyor. “Mommo” isimli çalışmada Avrupaların köleleştirdikleri Afrikalıların Batı’ya götürülmek için bindirildiği tekneye atıf yapılıyor. Birbirine benzeyen yedi siyahi insanın büstünün yer aldığı tekneye üç ses yerleştirmesi eşlik ediyor. Bunlardan ilki, Sun Ra Arkestra’nın bir şarkısı. İkincisi, Senegal’deki Soumbedioune koyunda tekne inşa eden işçilerin konuşmalarından ve sahile vuran okyanus dalgalarının sesinden oluşuyor. Üçüncüsü ise Caz Müzisyeni Tarus Mateen ile birlikte farklı sesleri kompoze eden bir parça... Büstlerin birbirine benzemesi ve beyaz renkte olması sömürgeci anlayışın gözündeki Afrikalı algısına ve Afrikalıların beyazlaştırmaya çalışmasına gönderme yapıyor. Teknedeki büstlerin ortak bir noktaya bakmaması hepsinde ayrı bir hikayeye işaret ederken, yan yana gelemeyişin verdiği kabullenmeyi de gözler önüne seriyor.

KÜLOTLU ÇORAPLARDAN MAĞARA

Son dönemde artan kadına yönelik şiddet, taciz ve tecavüz olayları bienaldeki kadın sorununa yönelen çalışmaları da ilgi odağı haline getiriyor. Algıda seçicilik de denebilir buna. Yeri gelmişken Turiya Magadlela’nın “Ulusun Kızları”, “Sevginin Kızları”, “Hakikatin Kızları” isimli çalışmalarının toplamından oluşan yerleştirmesine değinmeden olmaz. Magadlela’nın yerleştirmesinin ana maddesi külotlu çoraplar... Halı haline getirilen külotlu çoraplarla odanın duvarları ve tavanı kaplanıyor. Böylece oda, külotlu çoraplardan oluşan bir mağaraya dönüşüyor. Magadlela, çalışmasında cinsiyetçiliği besleyen erotik kodları teşhir ediyor. 

YOLCULUK SIRASI SİZDE 

Eserlerin ilgi çekici bir yanı da; oluşturulan sanatsal anlatılarda, üretildiği coğrafyaların mitolojik, kültürel ve tarihi dokusuna yer vermesi. Örneğin Claudia Martinez Garay, Moçe kültüründeki ahiret inancından yola çıkarken; Johannes Büttner Çin’de bulunan terakota askerlerini konu alıyor... Turiye Magadlela ise Güney Afrika’daki kara büyü geleneğine gönderme yapıyor.  

Bu durumun bir de olumsuz yanından söz edebiliriz. Genel olarak güncel sanatta, özel olarak yerleştirmelerde anlatının baskınlığı sergilenen eserleri gölgede bırakabiliyor. Anlatılar, estetik yetersizliği kamufle eden metinlere dönüşebiliyor. 

Her şeye rağmen, ekolojik sorunların sanatsal ifade biçimleriyle anlatılması; doğaya daha başka bakmamıza olanak sağlıyor. Sadece farkındalık yaratmıyor eserler, ekolojik sorunlara neden olan sermaye ve iktidar ilişkisini göstermeye gayret ediyor. Yedinci Kıta’ya yolculuk sırası sizde... 


KÜRATÖRE VE TASARIMINA ELEŞTİRİ

İstanbul Resim Heykel Müzesi’ndeki yolcuğumuz tamamlandıktan sonra sanatseverlerle bienal hakkında konuştuk. Hareketli görüntü ve fotoğraf üzerine çalışan Sanatçı Aykan Safoğlu bunlardan biri. Bienalin 20 yıllık takipçilerinden. Bienalin güncel sanatı ve uluslararası üretimleri görmek açısından önemli olduğunu söylüyor. 

Bu yılki bienale dair eleştirileri var Safoğlu’nun. Özellikle Küratör Nicolas Bourriaud’a. Genel anlamda bienalin yerleştirmesini beğenmediğini aktarıyor bize. Nedeni ise eserler arasında dolaşırken labirentteymiş hissi vermesi ve bazılarının sunumundan kaynaklı eserlere yakınlık kurulamaması... Safoğlu “Küratör Batılı ve Fransız biri değil de Güney Yarım Küre’den pratik ve yaşamsal koşullar sonucu bu konularla ilgilenmek zorunda kalmış biri olsaydı” diyor. 

Son bir ay kala, Tersane İstanbul’un bienal mekanları arasından çıkarıldığını ve İstanbul Resim Heykel Müzesi’nin sergi alanına dönüştürüldüğünü hatırlatan Safoğlu şunları söylüyor: “Sanatçı arkadaşlarımdan da biliyorum, eserler ilk yapılmaya başlandığında tersane mekanına uygun üretilmişti. Orası olmayınca bir ayda Resim Heykel müzesine adapte edilmeye çalışıldı. Bu emeğe saygım olduğu için çok da eleştiremiyorum.” 

Bienalin müdavimi olan Safoğlu sergilenen birçok çalışmayı beğenmiş. Özellikle Büyükada’daki yerleştirmelerin görülmesini tavsiye ediyor. İstanbul Resim Heykel Müzesi’nin yanındaki Galataport inşaatına atıf yaparak “Böyle bir mizansenin içerisinde bienalin sözünü söylüyor olmasını önemli buluyorum” diyor. 

ÖNCEKİ HABER

Cumartesi Anneleri eyleminde 756. hafta: Abdülmecit Baskın için adalet istendi

SONRAKİ HABER

Lübnan'da genel grev ve protestolara devam çağrısı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa