18 Eylül 2019 01:03

Erhan Keleşoğlu: Türkiye İdlib’den çekilmeli, bölgedeki tüm aktörlerle görüşmeli

Suriye zirvesini değerlendiren Akademisyen Erhan Keleşoğlu: "Bölgedeki, sahadaki tüm aktörlerle bir masanın etrafında oturabilme cüretinin gösterilmesi, diplomasinin öne çıkartılması gerekir."

Akademisyen Erhan Keleşoğlu

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Şerif Karataş
İstanbul

Ankara’da Türkiye, Rusya ve İran’ın katılımıyla gerçekleşen Suriye zirvesinde İdlib ele alındı. Zirveyi değerlendiren Akademisyen Erhan Keleşoğlu, Türkiye’nin İdlib’den çekilmesi gerektiğini ifade ederek çözüm için de, “Bölgedeki tüm aktörlerle bir masanın etrafında oturabilme cüretini gösterilmesi, diplomasinin öne çıkartılması gerekir” dedi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in katılımıyla Ankara’da yapılan Suriye konulu zirveyi İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’ndeki görevinden KHK ile ihraç edilen Akademisyen Erhan Keleşoğlu ile konuştuk.

Türkiye’nin Suriye’de ABD ve Rusya gibi iki küresel güç arasında kaldığını ve bölgesel rakipleriyle mücadele içinde olduğunu anlatan Keleşoğlu, Astana sürecinin de bu bağlamda okunması gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde Cenevre’de barış görüşmeleri yürümekteydi. Bunun çözümsüzlüğe girmesiyle birlikte Türkiye, İran ve Rusya’yı da yanına alarak farklı bir hatta yürümek istedi. Bunun nedeni, Türkiye’nin Suriye’ye ilişkin öngörülerinin, hedeflerinin gerçekleşmemiş olmasıydı. Türkiye 2011’den sonra Esad rejiminin değiştirilmesine yönelik hamleler yaptı. Bu doğrultuda Suriye Ulusal Koalisyonunu destekledi ve kurdu, kendi ülkesinde misafir etti. Hatta eğit, donat programları yapıldı. Bunlar unutuldu. Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) eğitilmesine ABD destek verdi. Ancak olaylar geliştikçe özellikle Kürtlerin önce kantonları inşa etmeleri sonrasında IŞİD ile mücadele ederken, özellikle ABD ve Batı’nın desteğini almasıyla beraber Fırat’ın doğusunda farklı bir etnisitenin kurumsallaşması, Türkiye’nin Suriye’ye yönelik politikalarında değişikliğe gitmesini de beraberinde getirdi. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarını gördük. Her iki operasyon da esas itibarıyla Rusya’nın perde arkasında İran’ın onayı alınarak, gerçekleştirilebildi. Bunu unutmamak gerekiyor.”

Astana sürecinin bir ara formül olduğu hatırlatması yapan Keleşoğlu, “İran ve Türkiye arasında bölgesel bir rekabet söz konusu. İran, Esad rejiminin ayakta kalmasını sağlayan temel unsurlardan biri oldu. Önce İran’ın müdahalesi sonrasında Rusya’nın doğudan müdahalesiyle Esad rejimi bekasını sağlayabildi. Yine Rusya ile çatışmanın eşiğine gelmiş bir Türkiye’den bahsediyoruz, bundan 4 sene öncesine kadar. Sonrasında özellikle ABD’nin YPG’ye ve sonrasında Suriye Demokratik Güçlerine (SGD) vermiş olduğu destek, Türkiye’nin Kürt sorununda çatışmalı bir sürece evrilmesinden sonra Suriye’de müdahil olmasını elzem kıldı Ankara’daki egemenler açısından. Çünkü, Suriye üzerinden varoluşsal bir tehdit olarak algılandı. Ve bu varoluşsal tehdit algısı NATO üyesi bir ülke olan Türkiye’nin NATO’nun lideri ABD ile arasının açılmasına neden oldu” ifadelerini kullandı.

Keleşoğlu, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Türkiye’nin Rusya ile farklı bir ilişki geliştirdiğini söyledi.

İDLİB, SAVAŞIN SON SAFHASI

İdlib’in Fırat’ın batısındaki savaşın son safhasını oluşturduğunu anlatan Keleşoğlu, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un “Suriye’de savaş bitti” açıklamasını da hatırlatarak, İdlib’le ilgili duruma dair şu değerlendirmeyi yaptı: “İdlib Suriye’nin kuzey batısında Türkiye sınırına yakın bir vilayet. 2014 yılında farklı cihatçı unsurların Fetih Ordusu adıyla birleştikten sonra geliştirdikleri operasyonla muhaliflerin eline geçti. Suriye’deki en radikal cihatçı unsurların bulunduğu yer. Esad rejimi şöyle bir strateji izledi: Önce Halep’ten muhaliflerin çıkarılması, Şam’dan, Doğu Guta’dan, Dera’dan, muhaliflerin çıkartılması ve bunların büyük bir kısmı müzakereyle oldu. Muhalifler sıkıştırıldı ve buradaki silahlı unsurlar otobüslere bindirilip İdlib’e gönderildi dolayısıyla cihatçı deposuna gelmiş bir yerden bahsediyoruz. Yaklaşık 3 milyona yakın kişinin yaşadığı, iki yüz bine yakın da rejim karşıtı silahlı unsurun olduğu söyleniyor. Tabi bu rakamlar teyit edilebilir rakamlar değil. Silahlı unsurların 50 bin ile 100 bin arası, kentteki nüfus için 2 ile 3 milyon arası olduğu söyleniyor. İdlib’e Suriye'deki savaşın silahlı mücadeleyle biteceği yer olarak bakmak lazım.”

İdlib dışındaki yerlerin SGD ve Türkiye’nin kontrolünde olduğunu hatırlatan Keleşoğlu, Lavrov’un “Suriye’de savaşın bittiği” açıklamasına katıldığını anlatan Keleşoğlu, “İdlib meselesi çözüldükten sonra Türkiye, rejim güçleri, Suriye Demokratik Güçleri ve diğer unsurlar iki küresel gücün de dahil olmasıyla, AB’nin devreye girmesiyle bütün bu sürecin masada çözüleceğini düşünüyorum. Yani sahada askeri kuvvetle dengeleri değiştirme safhası bitmiş olacak İdlib’den sonra. Tüm bu aktörler de masada olmak için son hamlelerini yapıyorlar.”

Zirve sonrasında yapılan açıklamalara bakıldığında önceki sonuç bildirilerinden farklılık olmadığının görüldüğünü anlatan Keleşoğlu, “Anayasa komitesine ilişkin kısım önemli. Orada bir uzlaşma sağlandığı söyleniyor. Ama içeriğine dair bir açıklama yapılmamış. Dolayısıyla üzerinde müzakerelerin açık olduğunu söylemek gerekiyor” dedi.

"SOÇİ ATIFI TÜRKİYE’Yİ ZORA SOKACAK"

Geçen yıl Soçi’deki toplantıya yapılan atfın Türkiye’yi zora sokacağını belirten Keleşloğu nedeni de şöyle açıkladı: “Türkiye, Soçi’de vermiş olduğu sözleri yerine getirmedi. Neydi vermiş olduğu sözler;  M4 - M 5 Halep, Lazkiye, Şam otoyolların ulaşıma açılacağı sözünü vermişti. Tahrir el Şam’ı ikna edemedi.”

Çatışmasızlık için kurulan gözlem noktalarıyla ilgili de Keleşoğlu, “Türkiye’nin 12 tane gözlem noktası var. Ateşkesi sağlamada başarısız oldu. Esas itibariyle bu safha kapanırken, Türkiye'nin İdlib’ten çekilmesi gerekiyor ama bunu nasıl yapacağını bilemiyor, zaman kazanmaya çalışıyor ama bu seçenek de gittikçe daralıyor” dedi. 

Esad güçlerinin İdlib’e yönelik yaptığı saldırıları hatırlatan Keleşoğlu, “Türkiye’nin bir gözlem noktası rejim güçlerinin ortasında kalmış durumda. Çevresinde Rus askeri, polisi var. Rejim güçleri ile çatışma olmasın diye. Bu gözlem noktası hâlâ boşaltılmış değil. Bunu anlamakta zorlanıyorum. Neden hâlâ orada bir gözlem noktası var ki? Gözlem noktası ateşkesi esas itibariyle sağlamak için orada olmalıydı. Yani şu an Türkiye sınırının dışında ve Türkiye ile iyi ilişkileri olan Suriyeli muhaliflerin denetiminde olan bir bölge değil, rejimin denetiminde olan bölge arasında kalmış. Buradaki askerlerin lojistiği nasıl sağlanacak? Lojistiği bir tarafa bırakıyorum. Askeri siyasi mantık açısından bunun bir manası yok. Yüksek Askeri Şura toplantısından sonra İdlib’de görev almış bazı generallerin istifasını gördük. İstifaların nedeninin bölgedeki askeri stratejinin eleştirisi olduğu söyleniyor. Bu bağlamda da okumak gerekiyor. Çatışmalar devam edecek görünüyor. Ateşkes var ama fırtına öncesi sessizlik durumu var. Rejim durmayacaktır ve perde arkasında da Rusya ve İran baskıya devam edecektir.”

Türkiye’nin hâlâ zaman kazanmaya çalıştığını anlatan Keleşoğlu, “Ama karşısındakileri dengeleyebilecek, Rusya'yı durdurabilecek etmenlerde elindeki kartlar zayıf görünüyor. Rusya'yı ancak ABD'yi kullanarak dengeleyebilirsiniz. Rusya gibi ağır sıklet aktörü dengelemekten Türkiye yoksun” dedi.

"GÜVENLİ BÖLGE"DE ABD, RUSYA VE İRAN AYNI YERDE

ABD ile varılan “güvenli bölge” mutabakatı ile ilgili de Keleşoğlu şunları söyledi: “Taraflar farklı şeyler anlıyor. İran ve Rusya da farklı şeyler anlıyor. Adana mutabakatında Suriye'nin bütünlüğüne atıf yapılıyor. Türkiye’ye şu mesaj veriliyor: İdlib meselesi kapandığı anda Fırat Kalkanı’nda ve Zeytin Dalı bölgesinde duramazsın. 5 kilometreye çekil. Rusya ve İran’ın mesajı bu. Dolayısıyla, “Fırat’ın doğusunda 5 kilometreye kadar kabul ederiz”, diyor Rusya ve İran ama ötesine Amerikalılar da yeşil ışık yakmıyor. Rusya, İran ve ABD aynı noktada duruyor.”

Keleşoğlu, çözümün belli olduğunu belirterek, “Bölgedeki, sahadaki tüm aktörlerle bir masanın etrafında oturabilme cüretinin gösterilmesi, diplomasinin öne çıkartılması gerekir” dedi.

ÖNCEKİ HABER

Boris Johnson ve Angela Merkel telefonda görüştü

SONRAKİ HABER

İBB Başkanı İmamoğlu: İhaleyi verenlerle 31 Mart seçimini iptal ettirenler aynı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa