17 Eylül 2019 02:46

Az kazanandan çok vergi

Serbest Muhasebeci Gülizar Özev Evrensel'e yazdı: Asgari ücretin, yoksulluk sınırının üstüne çıkartılması ve bu ücretin vergi dışı bırakılması halkın refahı açısından olması gereken en önemli unsurdur

Fotoğraf: Pixabay

Paylaş

Gülizar ÖZEV
Serbest Muhasebeci
Mali Müşavir

“Yasalar bal arısını mahkum eder, eşek arısını beraat ettirir.”

(İskoçya özdeyişi)

Dünyanın ilk anayasası olan Magna Carta’dan beri verginin adaletli olması gerektiği yazılmıştır. Ama 1215 yılında imzalanan bu sözleşmeden bu yana kadar da vergi sistemi adaletli olmamıştır. Onun için zaman zaman isyanlar, savaşlar, katliamlar çıkmış, büyük acılar yaşanmıştır.

Bu yazımızın konusu; ücretlerden alınan vergiler ve yaşanan haksızlıkların rakamlarla kanıtlanması olacak.

Anayasanın 73. maddesi şöyle der: “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.”

Ülkemizde asgari ücret ilk defa 1974 yılında uygulamaya konulmuştur. Ancak bu durum, vergi yükünü en çok üstlenen kesimin maaş ve ücretliler olmasını engellememiştir.

İşçinin ödeyeceği gelir vergisi, her yıl ocak ayında yeniden değerleme oranında yükseltilir. Yeniden değerleme oranı ise, toptan eşya fiyat endeksi baz alınarak belirlenir. Gelir vergisi oranları gelire göre artan oranlarda; 15, 20, 27, 35 olarak belirlenmiştir.

2019 yılı verilerini dikkate alırsak;

18 bin TL’ye kadar yüzde 15,

40 bin TL’nin 18 bin TL’si için 2 bin 700 TL, fazlası yüzde 20

98 bin TL’nin 40 bin TL’si için 7 bin 100 TL, (ücret gelirlerinde 148 bin TL’nin 40 bin TL’si için 7 bin 100 TL) fazlası yüzde 27,

98 bin TL’den fazlasının 98 bin TL’si için 22 bin 760 TL, (ücret gelirlerinde 148 bin TL’den fazlasının 148 bin TL’si için 36 bin 260 TL), fazlası yüzde 35.

PATRONA SABİT ORAN

Görüldüğü üzere; vergi oranları gelire göre artmaktadır. Oysa patronların ödediği vergi yüzde 22 oranında olup, sabit oranlıdır. Kurumlar vergisi mükellefleri yani daha üst gelir sahipleri, ne kadar kazanırsa kazansın sabit bir vergi oranına tabidir. 2018 yılında şirketlerin ödediği vergi 78 milyar iken, emeğiyle geçinenlerin ödediği vergi 83 milyardır. Koca bir zenginliğin karşısında böyle çelişki. Az kazanandan çok vergi, çok kazanandan az vergi.

Tabloda görüldüğü üzere, emeğinden başka bir satacak bir şeyi olmayan işçinin ücretindeki vergi oranı yüzde 35’lere kadar çıkmaktadır.

Diğer bir adaletsizlik şu ki; vergi ve SGK ödemesi işçiden alınırken, ücretin yanında fazla mesaisi, yemek, yol ödeneği, kasa tazminatı, zam, prim, ikramiye gibi gelirler de dikkate alınmaktadır. Sosyal yaşamından, uykusundan kısarak harcadığı mesaisinin yaklaşık yüzde 30’unu devlete ödemektedir.

Oysa memurlarda; makam tazminatı, özel hizmet tazminatı, mali sorumluluk tazminatı, üniversite ödeneği, eğitim öğretim ödeneği, temsil ve görev tazminatı yargı ödeneği gibi ödemeler vergi dışı sayılmaktadır.  

Ülkemizde çalışanlar üzerindeki vergi yükü OECD ülkelerinin çok üstündedir. Dünyada ücret üzerinden ödenen vergi ve sigortalarda da ön sıralardadır.

ASGARİ ÜCRETLİNİN 405 LİRA KAYBI VAR

İlk tablomuz (tablo 1) asgari ücretle çalışan bekar çocuksuz bir işçinin ücret bordrosudur.

2019 yılında 2 bin 20 lira asgari ücret alan bir çalışanın yaşadığı ücret kaybına bakalım;

Bordroda “Toplam Ele Geçen” sütununa baktığımızda ücretin 9. aydan itibaren düştüğünü görürüz. İlk sekiz ay 2 bin 20 lira alırken eylül ayında: 1942 lira, ekim, kasım, aralık ayında 1912 lira almıştır. Nedeni vergi oranının yüzde 15’ten, yüzde 20’ye çıkmasıdır.

Eylül ayında 78 lira, ekim- aralık ayında 327 lira (109x3) olmak üzere toplam bir yıllık ücret kaybı 405 liradır.

Bu durumda asgari ücret yasasına uyulmuyor demektir. Totalde düşünecek olursak işçi ücretini bir ay 2 bin 20 yerine 1615 lira olarak almaktadır.

İkinci bordromuz (tablo 2); evli, üç çocuklu olup eşi çalışmayan, bir emekçinin bordrosudur.

Tablodan da görüldüğü üzere 2019 yılında asgari ücretin üzerinde 3 bin 540 lira alan bir emekçi, mayıs ayında ücret kaybına uğramıştır. Bir önceki örnekte 2 bin 20 lira alan asgari ücretli ekim ayında ücret kaybına uğramıştı.

3 bin 540 lira kazanan bir emekçi;

Mayıs ayında 57 lira, haziran-ekim arasında 957 lira, kasım-aralık arasında 795 lira daha az ücret alır alır. Toplamda 1809 lira bir hak kaybı söz konusudur.

Rakamların açıklanmasında kolay okunması açısından, küsuratlar yok sayılmıştır.

Ücreti asgariden biraz yüksek alan bu emekçinin durumu, fazla mesaiden, primden, ikramiyeden kaynaklanabilir. Neden kaynaklanırsa kaynaklansın, ücretlerdeki her yükselmenin önemli bir kısmı devlete gitmektedir.

Peki ücrette yaşanan bu acımasız, adaletsiz uygulamaya maruz kalmaktan kurtulabilinmiş midir?  Maalesef hayır. Bir de dolaylı vergiler vardır, ellerin tekrardan ceplere sokulduğu...

DOLAYLI VERGİLER

Kişilerin harcamaları üzerinden alınan vergi türüdür. Gün olur katma değer vergisi olur, gün banka sigorta muameleleri vergisi olur, gün olur özel tüketim vergisi olur. Ama hepsi de can yakar. Maliyenin bu vergi türüne önem vermesinin nedeni satılan mal ve hizmetin içinde gizlenmiş bir vergi olduğu için kolay ve hissettirmeden toplanmış olmasıdır. Öyle ki vatandaşlar aldıkları ürünü örneğin sigara fiyatı arttığı zaman “vergi arttı” demezler, “zam geldi” derler. Oysa fiyat artışının kaynağı vergideki artıştır.

Dolaylı vergiler tüketilen ürünlerdeki vergiden alınır. Sigara içen, benzin tüketen, telefon kullanan, her türlü gıda ve giyim alan, araba kullanan, bankayla alışverişi olan hemen herkes dolaylı vergi muhatabıdır. Nefes almak yeterlidir dolaylı vergi muhatabı olmak için. Böyle olunca devlet yüklenmiş de yüklenmiştir halka. Vergi gelirlerinin içinde yüzde 70 dolayındaki kısmını dolaylı vergiler karşılar. Bu oran Avrupa’da yüzde 30 seviyelerindedir.

Vergi adaletini sarsan bu uygulama her türlü kazanç sahibine aynı tutarda vergi ödetmektedir. Zenginin tüketeceği sigara, çay, şekerle fakirin tüketeceği sigara, çay şeker miktarı arasında fark yoktur. Varsıl da günde birkaç saat telefon görüşmesi yapar, yoksul da. Bu örneklere binlercesi verilebilir.

Bütün bu anlatılanlara bakılırsa vergi sistemi için “büyük adaletsizlik “demek en uygun tabir olur sanırım.

Asgari ücretin, yoksulluk sınırının üstüne çıkartılması ve bu ücretin vergi dışı bırakılması halkın refahı açısından olması gereken en önemli unsurdur.  

Sorunun çözümünü; yukarı mercilerde, başkalarında aramak yerine; kendi ellerimizde, birlikte mücadelede aramalıyız. Birileri gelsin bizi kurtarsın demek, çözümsüzlüğün kalıcılaştırılmasından başka bir şey değildir.

 

ÖNCEKİ HABER

İstanbul Emniyetinin kürtaj yaptıran kadınların listesini istemesi Meclis gündeminde

SONRAKİ HABER

KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı: "Şimdi Barış Pınarı desek de akan su değil kandır''

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa