15 Eylül 2019 23:04

Süleyman Turan ile bir gün

Süleyman Turan: Çizgi benim ilk göz ağrımdır, bu yüzden yeri hep ayrı olmuştur. Çizgi roman bir yandan sinemaya benzer. Aslında kağıt üzerinde film çekersin.

Fotoğraf: Anıl Yurdakul

Paylaş

Anıl YURDAKUL
İstanbul

Tiyatrocu, sinemacı, karikatürist ve çizgi romancı, çok yönlü bir sanatçı olan Süleyman Turan 83 yaşında hayatını kaybetti.

Gizli kahramanlar hiçbir zaman hak ettikleri yeri alamaz. Gizlilikleri mütevazi olmaktan gelir ve bu asla ellerinde olan bir şey değildir. Karşımıza baş kahramana yardımcı veya pek de bilinmeyen süper kahraman olarak çıkarlar: Sancho Panza, Robin, Gambit, Spawn, The Green Hornet... Ya da Süleyman Turan’ın oynadığı filmlerde karşımıza çıkan İsmail, Komiser Süleyman, Rıza gibi karakterlerdir. Turan çok yönlü bir sanatçıydı ama biz onu sinemacı olarak biliyoruz. Peki ya çizgi romancılığı? Önümüze mürekkep kokulu odalar sunuluyor…

“KAPATTIN BİZİ BURAYA SONUMUZ HAYROLA!”

Süleyman Turan’ın Kadıköy’de bulunan evinin kapısını çaldığımda nazikçe içeri buyur etti. Klasik bir tarzı olan salonda, Turan’ın ödülleri göze çarpmayacak şekilde yerleştirilmişti. Turan’ın çizgili dünyasını sormaya, o dünyaya girmeye gelmiştim. Ufak bir odanın duvar kısmına yerleştirilmiş masada orijinal çizimler, kağıtlar, mürekkepler duruyordu. Fotoğraf çekimine geçtiğimizde backgroundı ayarlamak amacıyla odanın kapısını kapattım. Turan, esprili bir dilde “Haydi bakalım kapattın bizi buraya sonumuz hayrola!” demişti. Sayfada gördüğünüz loş ortamda çekilmiş fotoğraflar, şenlenen atmosferle birlikte fotoğrafı çekilenin fotoğrafı çekene aurasını açmasıyla oluşmuştu. Çektiğim fotoğraflara bakıp onay verdikten sonra, siyah kalınca bir dosyadan orijinal çizimlerini ortaya yaydı. İçlerinden birini rastgele seçti, imzalayıp verdi. Çizimi dikkatle taradım. İki kız ‘Anıl’ isminde biri hakkında konuşuyor. Sevgilisinin Anıl’ı terk edeceğini söylediğim Turan, ‘Eyvah’ diyerek tepki verdi. Gülüşmelerle salona geçtik, sohbet havasında geçen söyleyişiye başladık...

‘HER TÜRÜ DENEDİM’

“Duvarlara çiziyordum küçük yaşlarda, eleştiri alıyordum bu yüzden aile çevresinden. Kağıda geçtim falan derken, öğrencilik yıllarımda karikatür çizmeye başladım. Hafta, Yelpaze... Yelpaze, Sefa Ünal’ın da yazı işleri müdürü olduğu fenomen bir dergiydi. Yıllar sonra kader, tesadüfle sinemada bir araya geldik Sefa ile. Çizimlerim yayınlanmaya eski Akşam gazetesinde başladı. Günaydın, Sabah Şenlik, Akbaba gibi yayınlara da çizmeye başladım. Kitap kapakları, çizgi romanlar, afişler… Yani her türü denedim açıkçası. Akademiye dinleyici, dışardan öğrenci olarak katılır atölye çalışmaları, anatomi gibi dersleri kaçırmamaya çalışırdım. Çünkü karikatür dahi çizmek için anatomiyi bilmek gerekmektedir.”

SİNEMA MI ÇİZGİ ROMAN MI?

“Sinema mı yoksa çizgi roman mı?” sorusunu hiç düşünmeden şöyle cevaplamıştı: “Çizgi benim ilk göz ağrımdır, bu yüzden yeri hep ayrı olmuştur. Çizgi roman bir yandan sinemaya benzer. Diyelim 4 kare çizeceksin, geniş açı olsun, diğer kare yakın çekim olsun sahne böyle olsun diyerek aslında kağıt üzerinde film çekersin. Yıllarca sinemayla çizgi romanı beraberinde götürdüm. Birinin yorgunluğunu diğeri almaktaydı. Çizdiğim öykülerde olmazsa olmaz olan bir sempatik karakterim vardır. O sempatik karakter öyküyü rahatlatır, nefes aldırır.” Kim bilir belki kendisiydi o sempatik karakter…

Küskünlük duygusunu gizleyemeyen Turan, hakkındaki bazı eleştirileri hızlı ve heyecanla anlatıyor, yakın zamanda kaybettiği eşine karşı sevgisini dile getiriyor, sıklıkla “İşte bu günlere geldik” diyordu. Hak ettiği yere sahip olamadığını mı düşünüyordu, yoksa can yoldaşını kaybetmenin hüznü mü… Sinema kelimesini söylememle birlikte atmosfer dağılıyor:

“Sinemaya başlamam çizgi romana başlamam gibi meraktan. Tiyatroda keşfedildim, sahneye çıktım ama gönlümde sinema vardı. Tiyatronun ‘er meydanı’ olduğunu söyleyenlerin dahi, akıllarında sinema vardır. Tiyatrocular, sinemacı olur diye bir şey yok zaten. O büyük tiyatrocu sete ilk geldiğinde “Ooo büyük adam” derler, ama sinemaya gelen tiyatrocuların kimi başarılı olmakla beraber tiyatrodaki oyun tarzlarını sinemaya taşıdıklarında başarısız olurlar. En arkadaki seyirciye sesini duyurması gerektiğinden, fısıldaması gereken yerde “HÖÖ!” diye kükrediğinde olmaz. Ama onu aşabilirse çok büyük oyuncu olur.

‘SİNEMA KALICIYDI’

“... Tiyatrodan sonra Ses dergisinin yarışmasına katıldım. Osman Seden’in dikkatini çekmişim. Tiyatronun yeri ayrıydı ama sinema kalıcıydı, yıllar sonra dahi izleyebildiğin sanat türüdür sinema. Belki tiyatro ruhen daha doyurucu olmakla beraber sinemanın kalıcılığı cezbetmişti beni.”

Yeşilçam’la ilgili anılarını soruyorum Turan’a, “Açıkcası” diyor “Yeşilçam’la ilgili herkes yazıyor, konuşuyor ama asıl anımı sorarsan oranın kokusunda, atmosferinde bulunmak, orada bulunmaktır. Sadri (Alışık) ağabeyimle abi-kardeş ilişkimiz vardı, herkesle vardı. Asıl anı orada olmaktı. Çok şükür seks filmlerinde oynamadan bugünlere geldik.”

Yerinde duramayan bir yaşamı vardı Turan’ın. “Sanatçı yerinde durmamalıdır” demişti. İstanbul Üniversitesi İngiliz Filolojisi Bölümü’nde okuduğu yıllarda eğitimini yarıda bırakarak askere gider. Gönüllü olarak Kore Savaşı’na katılır, NATO askerleri arasında düzenlenen tiyatro yarışmasında birincilik kazanır. Magazinel bir karakter olmaz, bohem yaşamı olmamıştır. Hayatı boyunca sanatıyla ekmek parasını kazanmak için uğraşmış, üstelik başarmış bir sanatçıydı…

ÖNCEKİ HABER

Antalya'da deniz paraşütüyle 20 metreden düşen 2 turistin sağlık durumu ağır

SONRAKİ HABER

10 Ekim Ankara Katliamı davası kitabı "Duymak Zorundasınız" Eskişehir'de tanıtıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa