15 Eylül 2019 01:00

Eğitimin yükü isyan ettiriyor: Beslenmesini alamıyorum kitabı nasıl alayım?

Okullar açıldı, çocuklarla birlikte kadınların da okul maratonu başladı. Okul önlerinde konuştuğumuz kadınlar eğitimdeki olumsuz tablonun yükünü omuzlarında hissediyor. 

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Nuray ÖZTÜRK
İzmir

Eğitimde bir yandan iktidarın piyasacı ve dinci politikaları diğer yandan sistemin çözümsüz bırakılan yapısal sorunları devam ediyor. Eğitimdeki olumsuz tablonun yükü ise yine kadınların omuzlarında.

Okul önlerinde konuştuğumuz kadınlar, eğitim harcamalarının kıt kanaat bile denkleştiremedikleri aile bütçelerini iyice sarstığını belirtiyor. Ekonomik kriz ve A’dan Z’ye her şeye gelen zamlar nedeniyle geçimin giderek zorlaştığından yakınan kadınlar, çocuk bakımı yükü ve ücretsiz kreş, etüt merkezi gibi yerlerin yokluğu nedeniyle çalışmamaktan da şikayetçi. 

"BESLENMESİNİ ALAMIYORUM KİTABI NASIL ALAYIM?"

Birgül Örnek 34 yaşında ve genç yaşına rağmen 7 çocuk annesi. 11 yaşında evlendirmişler Birgül’ü, 12 yaşında “anne” olmuş. Sonra 3 çocuğu daha olmuş. Şimdi 11. sınıfa giden kızına hamileyken eşi ölmüş. “Yardım eden kimse yoktu, o yüzden yeniden evlenmek zorunda kaldım” diyerek, ikinci eşinden de 3 çocuğu olduğunu anlatıyor. Şimdiki eşi 5 yıldır cezaevinde. İlk eşinden olan 11. sınıfa giden kızı ve sonradan olan 3 oğlu ile birlikte kalakalmış ortada. Hepsi de okul çağında.

Batıçim İlköğretim Okulu’nun önünde, zilin çalmasını beklerken konuşuyoruz Birgül’le. Okul masraflarını karşılayıp karşılayamadığını soruyoruz. “Liste verdiler ama benim durumum yok. Alamayacağım. Bir tane kaynak kitap istiyorlar 11. sınıfa giden kızım için, 60 lira. Birinci sınıfa giden çocuğumun beslenmesini alamıyorum kitabı nasıl alayım?” diye yanıtlıyor. 

"KAYIT PARASI YOK AMA KAYIT LAMBASI VAR!"

Ekonomik durumunun çok kötü olduğunu, faturayı ödeyemedikleri için evde elektriklerin kesik olduğunu söyleyen Birgül, şöyle devam ediyor: “900 lira yardım parası alıyorum. Ev kirası 700 lira... Elektrik, su... Ödeyemeyince kesildi. Kendi boğazımdan kesmişim, yeter ki sokakta kalmayalım diye, ama ev sahibi çıkın diyor. Her yere başvurdum, Kızılay’a, sosyal yardımlaşmaya, kaymakama belki 20 kere gittim, ‘Hiçbir şey yapamayız sen zaten alıyorsun yardım’ dediler. Bir komşum var, onun da durumu yok ama Allah razı olsun o yardım ediyor. Kendilerine ne yapıyorsa bir tabak da bize getiriyor çocuklar yesin diye. Cemevine götürüyorum çocukları yemek yesinler diye. Okul idaresi ve rehber öğretmenin durumdan haberi var ama küçük çocuğumu kayda getirdiğimde benden ‘lamba’ istedi müdür. Kayıt parası yok diyorlar ama kayıt lambası var! Benim evde elektriklerim kesik, karanlıkta oturuyoruz, onlar lamba almamı istiyor okula!..”

"BU NASIL ÜLKE!"

Birgül Örnek çalışmak istiyor, ama okul saatleri buna engel. “En azından onların çıkış saatine kadar çalışacak bir iş bulsam. Çalışmak ayıp değil ya, ben çocuklarım için her şeyi yaparım. Tuvalet de temizlerim ama o da yok. İsmet Sezgin’e giden kızım dün akşam sabaha kadar gözyaşı döktü, ‘Anne herkesin bu kitabı var benim yok’ diye. Cepte bir lira yok! Bugün oğlum, bırak anne diyor, ben gidip su satayım, peçete satayım, benim kardeşlerim okusun... Daha 10 yaşında... Evde yiyecek yok, elektrik yok, su yok, çamaşır makinesi yok, elle yıkıyorum her şeyi deterjan almasan olmuyor. Onu alacak para yok. Düşmüşüm, elimden tutan yok. Yardım parasından elime kalan 200 lira, alabildiğimiz tek şey ekmek. Boşanmak istiyorum boşanamıyorum, çalışmak istiyorum çalışamıyorum, çocuklarımı okutmak istiyorum okutamıyorum... Ben hiç memnun değilim, bu nasıl ülke!” diye isyan ediyor. 

"BU DÜZENDEN HİÇ MEMNUN DEĞİLİM"

İnci Pakoğlu da birçok kadın gibi okul önü mesaisinde. Tek çocuğu var, bu yıl okuldaki ikinci yılı. İnci çalışmıyor, eşi ise asgari ücretli bir işçi. “2 bin lira para alıyor, bin lira kiraya... Ben çocuğuma iki üç lira harçlık veremiyorsam, beslenmesini koyamıyorsam, ayakkabısını alamıyorsam, bu adalet mi? Benim çocuğum daha ilkokulda, 300 lira harcadım. Kiram var, suyum var, elektriğim var... Bu haksızlık değil mi? Bu eğitim sisteminden, bu dünyadan, bu düzenden hiç memnun değilim” diyor. 

"NİYE SÜREKLİ PARA VERİYORUM?"

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un kayıt paralarıyla ilgili açıklamalarını hatırlattığımız İnci, “Para zorunlu değil diyorlar, ama versen bir türlü vermesen bir türlü, mecbur veriyoruz. Devlet okulları velilerin imkanlarıyla yürüyor. Okulda bir odayı sinema salonuna dönüştürdüler, sinema izlettiriyorlar çocuklara parayla. Oysa kayıt döneminde 200 lira para verdik geçen yıl. Şu okulun dışında gördüğünüz yapay çimler velilerin parası ile yapıldı. Sınıfa klima alındı, velilerin parasıyla. Vergimi daha maaşı almadan kesiyorsunuz... Ben niye bir daha bir daha okul için para veriyorum?” diye soruyor.  

"OKUL SAATLERİ ÇALIŞMAYA ENGEL"

Kriz yüzünden iyice kötüleşen ekonomilerinin okulların açılmasıyla daha da sarsıldığını belirten İnci, okul saatleri nedeniyle çalışamamaktan şikayetçi: “Gönül ister düzgün bir yerde sigortalı çalışayım. Ama maalesef tam gün dedikleri 14.20’de bitiyor. Günde üç kere okula geliyorum. Sabah bırakıyorum, öğlen arası tatil, mecbur yemek getirmek zorundayım, saat 14.00’te almaya geliyorum. Çalışmak ne mümkün! Arada bir temizliğe gidiyorum. Çocuklar okuldan çıkıp kreşe gidebilse ya da okul en azından dörde beşe kadar sürse çalışabilirim. Güvenli ve ücretsiz kreşler, etüt merkezleri açılsın.” 

"ARTIK KENETLENME ZAMANI"

“Biz de çocuklarla beraber okuyoruz resmen” diyen İnci Pakoğlu, şöyle devam ediyor: “Kendimiz için bırakın kadın olarak insan olarak bir şey yapabildiğimiz yok. Uzunca bir süreden sonra ilk defa bugün saçımı kestirdim, onun mutluluğunu yaşıyorum. Kadınlar hep en son planda. Çocuğunu düşünmek zorundasın, çocuk sonuçta. Evin ihtiyaçları mecbur, o tencere kaynayacak. İnsan üzülüyor, yaşamdan hiç keyif alamıyoruz. Toplum olarak böyle kimse mutlu değil. Bir poşet dolduramıyoruz, dolduracak poşet bile yok. Seçilmişlerin yerine kayyum atanıyor, ben Kürt değilim HDP’ye de oy vermedim, ama karşıyım kayyumlara. Ağzından en ufak bir eleştiri çıkanı içeri atıyorlar. Tüm haklarımız tek tek elimizden alınıyor. Yani ben hangi birini anlatayım... Artık kenetlenme zamanı.”

"EVİN ÇARKI DÖNMÜYOR, BÖYLE GİTMEZ"

Gamze’nin ilkokul, ortaokul ve lisede okuyan üç çocuğu var. Okul külfetiyle birlikte geçinmenin daha da zorlaştığını anlatıyor: “Şu ana kadar bin lira harcadık. Geçen yıl okula dönem başı elli lira aidat veriyorduk. Bu yıl ne olur bilemiyorum. Evim kira değil ama üç çocuk okutuyorum, çok zorlanıyoruz. Bir maaşa bakıyorsun; 2 bin 800 TL maaşla geçinilir mi? Pazara gidiyoruz, içinde peyniri zeytini yok. Birçok şeyi alamıyorsun ama 100 lira bırakıp geliyorsun üç beş parça şey için. Kalabalık aileyiz, bir meyveyi en az iki kilo alıyorsun, bu fiyatlarla nasıl alalım. Şimdi okul başladı daha da külfetli. Evin çarkı dönmüyor ki kendimizi düşünelim kadın olarak. Çocuklara bakacak kimse yok o yüzden çalışamıyoruz da. Bu böyle gitmez!..” 

"EN UFAK BİR İHTİYACIMIZI BİLE ÖTELİYORUZ"

Ayşe’nin de üç çocuğu var, üçü de okuyor. Eve tek maaş girdiğini, kirada oturduğunu, eşinin işlerinin kışın durduğunu aktaran Ayşe, soruyor: “Oğlum birinci sınıfa başladı. Şu ana kadar sadece kırtasiyeye 300 lira harcadık. Forması, kitabı kaynak kitabı falan yok, basit kırtasiye malzemeleri. Eğitim ücretsiz diyorlar, eskiden kayıt parası alıyorlardı, şimdi okula bağış topluyorlar. Parası olan özel okula gönderiyor. Parası olmayan ne yapsın?”

Yaşamak ve çocuklarının geleceği için hep kendinden feragat ettiğini söyleyen Ayşe, “Ezilen hep kadınlar oluyor. En ufak bir ihtiyacımızı bile öteliyoruz. Üzerimize bir kıyafet bile almıyoruz, gezme yok, tozma yok. Çalışma şartları çok zor, kadınların iş bulması çok zor. Çocukluğumuz daha güzeldi, benim çocukluğumda işsizlik bu kadar yoktu. Ülkede üretim kalmadı ki iş olsun!” diye konuşuyor.

"BANA EĞİTİM DEMEYİN"

Aygül Alkan, daha sorumuzu soramadan “Bana eğitim demeyin! Islak mendil, top kâğıt istemişler. Servis ücreti, kırtasiye parası, kaynak kitap... İki gündür beynim döndü” diye tepki gösteriyor. İki çocuğu var Aygül’ün; 2,5 ve 8 yaşlarında. “Geçen yıl 160 liraydı servis ücreti, 40 lira zam gelmiş, olmuş 200 lira. Geçen yıl 250 lira kaynak kitaplara para verdim. Bu yıl 120 lirayla başladık. İkinci dönem isterler, yarı yıl tatili için isterler, 300-350 lirayı bulur. Zorunlu değiliz belki kaynak kitap almaya ama verdikleri kitaplar yetersiz. Sınavlarda at gibi koşturuyorlar çocukları ama eğitimin niteliği düşük. Kırtasiye ateş pahası. Eşim şoför, tek o çalışıyor, ben çocuklara bakıyorum. Evim kira değil ama bizim de değil, annemlerin. Elektriğe, doğalgaza, gıdaya, her şeye zam üstüne zam geldi. Yaşamaya zorlanıyoruz. Krizi biz çıkarmadık ama yükü bizim omuzlarımızda” diyor.

PARALI EĞİTİM SİYASİ BİR TERCİH!

Eğitim Sen Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Özgür Bozdoğan, eğitimin kamusal hizmet alanı olduğunu bu hizmetin de ulaşılabilir ve ücretsiz olması gerektiğini söyledi: “Eğitim her kesim için temel haktır.”

BÜTÇEDEN EĞİTİME PAY AYRILMAYINCA...

Ücretsiz olması gereken eğitimin, son dönemde piyasalaşmış ve ticarileştirilmiş olduğunu vurgulayan Bozdoğan, “Özellikle kamu okullarındaki nitelik kaybından kaynaklı özel okulların sayısında ciddi bir artış yaşandı. Kamu kaynaklarına devletin mali bütçeden pay ayırmamasıyla da okullar kendi yaşamlarını öğrenciler ve öğrenci velilerinden ‘bağış’ adı altında toplanan paralarla sürdürmeye çalışıyor. Kağıt üzerinde ‘size kimse bağış vermeye zorlayamaz’ dense de, çocuğun içerisinde bulunduğu sınıfta, orada oluşan sosyal ortamda, okul idaresinin yaklaşımının sonucunda öğrenci velileri katkı paylarını ve bağışları yapmak zorunda kalıyor” dedi.

"EĞİTİMİN PİYASALAŞTIRILMASI BİR TERCİH SORUNU" 

Mali bütçe kanunlarını bir ülkenin en politik metinleri olarak gördüklerini hatırlatan Bozdoğan, “MEB’e bağlı kamu okullarına kaynak aktırılmamasının da bir tercih sorunu olduğunu düşünüyoruz. Bu tercihin bir sonucu olarak şu an okullar kendi faaliyetlerini, temizliklerini, güvenliğini ve diğer giderlerini karşılayacak durumda olmadıkları için direkt öğrencileri ve öğrenci velilerini bu işin finansmanında kullanmaya çalışıyorlar. Bu esasında ücretsiz olması gereken o eğitimi ücretli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.

Ekonomik krizin derinleştiği bir dönemden geçtiğimizi ve yoksulluğun yaygınlaştığını hatırlatan Bozdoğan, “Böylece çocuk işçiliği, çocukların okul dışında ya da okulu bırakarak çalışması yaygınlaşıyor” diye konuştu.

 

ÖNCEKİ HABER

"Kolektif işleyişle sanat üretiyoruz"

SONRAKİ HABER

RTÜK'ten "Çukur"a para cezası

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa