11 Eylül 2019 03:10

"Kaz Dağları sadece bir sıra dağ değil"

Kaz Dağları Dosyası | Uluslararası altın tekeli Alamos Gold'un Doğu Biga Madencilik eliyle yürüttüğü ağaç katliamını yörede yaşayan Murat Narin ve Ayhan Acar değerlendirdi.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Murat NARİN
Burhaniye’den bir zeytinci

Dünya denilen canlı gezegenin döngüsünün bir parçasıdır dağlar…

Dağlarımız jeolojik olarak var olduğu günden bugüne, sayısız canlıyı yaşatan, bağrında barındıran, nice sevdayı ve kavgayı da içinde barındırmıştır. İnsan önce, kendisini barındırdığı, beslediği, yaşattığı için tapındı, kutsadı... Köroğlu’ndan Sinanlara dağlar günü geldi isyan bayrağını doruklarında dalgalandırdı.

En son 18 Ağustos 2019 günü Anadolu toprağının yetiştirdiği övüncü, besteci ve piyanist Fazıl Say piyanosu ile Kaz Dağlarının Kirazlı tepesine çıktı. Bir çam ağacının altında piyanosu ile sözünü Kaz Dağlarının bu güne dek görmediği on binlerce insanın önünde notalarla söyledi. En güzeli de, Fazıl Say’ın piyanosu ile Fransız besteci Eric Satie’nin Gnossienneno 1 isimli eserini çalarken çam ağacına konan güzel sesli bir kuşun öterek sanatçıya eşlik etmesiydi. Hayatın tesadüflerinden biri diyebilirsiniz ama bence o kuş meselenin farkındaydı. Kaz Dağlarında siyanürle işletilecek altın madenciliğinin doğadaki ekonomik ve sosyal yaşamdaki tahribatları ve elbette ki emperyalist yağmacılık boyutu tartışılıyor…

Kaz Dağlarında sayısız altın ve diğer madenlerin işletilmesi için verilmiş ruhsatlar ve termik santraller var. Halen işletilen termik santral sayısı 4, yapımı planlanan ise 4. Toplam 8. İki de çimento fabrikası. Yani Kaz Dağları gibi bir ekosistemde olmaması gereken her şey var.

Gündemde konuşulan Kanadalı Alamos Gold firmasının işleteceği Kirazlı altın madeni Çanakkale’nin içme suyunu sağlayacak Atikhisar barajının su toplama havzası içerisinde yer alıyor. Kazmayı planladıkları dev cehennem çukuru içme suyu barajının hemen üstünde. Şu anda yalnızca ağaçların kesilmiş olması henüz işletme aşamasına geçmemiş hali ile bile koskocaman bir kentin ve birçok köyün içme suyu kaynağını kullanılmaz hale getirmesi bile söz konusu. Kaldı ki maden işletilirse açacakları çukur muhtemelen baraj rezervuar üst kotunun altına inecek. Bergama altın madeni bunun en acı örnekleri ile biliniyor. Ovacık köyünün içme suyunda sınır değerlerin sekiz yüz katı arsenik ve diğer ağır metaller analizlerle belirlenmişti.

Konunun asıl önemli yanı ve gündemde hiç konuşulmayanları asıl konuşulması gerekiyor.

Kaz Dağları ve çevresi ülkemizin en yoğun turizm ve büyük kentlerin yazlıklarını içinde barındırıyor. Bölgenin yaz nüfusu kış nüfusunun birkaç katı olması nedeni ve çeşitli baskı gruplarından çok sayıda etkili ismin de yaşam alanı olması kamuoyunda Kaz Dağlarının uzun yıllardan bu yana tanınırlığı ve konuyla ilgili mücadele geçmişi gibi çoklu nedenlerle kamu tepkisinin yüksek olması sonucunu ortaya çıkardı. Madenciler de bunun farkında. 5 Ağustos 2019 günü yapılan büyük toplantı sonrası maden alanın kapılarının sonuna kadar açılmış olması ve alanın boşaltılması, doğru düzgün polis ve jandarmanın olmaması. Açıklanması gereken bir detaydır.

Başa dönersek, Türkiye’nin tarihi emperyalizme bağımlılığı ve adım adım yarı sömürge ülke sürecinin tarihini hepimiz biliyoruz. Yakın tarihimiz 2001 krizi ile ve ardından Kemal Derviş programı olarak bilinen emperyalizmin Anadolu toprağının tarihinde hiç olmadığı kadar sömürgeleştirme sürecinin başlangıcı oldu. 15 günde 15 yasa bu sürecin en belirleyici programları idi. İşte Maden Yasası bunlardan biri. Tahkim yasası, şeker, tohum, toprak, finans ve diğer yasalarla da süreç tamamlanmıştı. Yaratılan kriz emperyalizmin bu ülkeye giydirdiği deli gömleğiydi. Ardından da kriz gerekçesi ile soyup soğana çevirmenin yasaları. İşte bu süreci yürütecek bir siyasi programa ihtiyaç vardı ki o da ülke kamuoyunun önüne AKP olarak koydu. İlk getirilen maden yasasının o günden bu güne kadar kaç kez değiştirildiğini biz bile bilmiyoruz.

Başta altın madeni olmak üzere ülkenin tüm maden ve doğal kaynakları emperyalistlerin yağma ve talanına sonuna kadar açıldı ve bütün Anadolu dağı, ovası, merası, denizi, deresi ve ormanları ile madencilere peşkeş çekildi.

Ağı dağında on yılı aşkın süredir sondaj yapıyorlar. İçine güneş düşmeyen Kaz Dağlarının göbeğinde, her yanından bin pınarın aktığı, antik çağda derelerinde yıkanan ölümlülerin ölümsüzlüğe kavuşacakları efsane edilen Ağı dağına da kıyacaklar! Ya Munzur, İliç, Toroslar, Karadeniz dağları, Madra ve Ilgaz Dağı!

Günümüzde politik önderlikten ve programlı bir mücadeleden yoksun olarak maden mücadelesi parçalı bir yapıda sürüyor. Maden karşıtı mücadele, Bergama altın madeni ile başlayan süreçte ülkede yirmi yıla yakın bir süredir çeşitli boyutlarda sürmekte ise de bugüne kadar somut bir sonuç alınmış değil. Çeşitli çevre örgüt ve platformları en önemli örgütler. Ancak bunların mücadelesi ile sonuç alınamayacağı bugüne kadar sayısız defa görüldü. Bergama, Kışladağ, Tepeoba ve diğer birçok maden işletildi ve amaçlarına ulaştılar. Çevre örgütlerinin emekleri ve uğraşılarının göz ardı edilmediğinin altını kalın çizgilerle de çizmek gerekse de, salt bu örgütlerin mücadelesi ile kesin sonuç almak yeterli olmayacaktır.

Maden mücadelesi emek ve sınıf mücadelesi, antiemperyalist programına sahip olmadığı sürece başarıya ulaşamayacaktır.

Reformist partilerin gövde gösterisi alanı haline getirdikleri gösterilerle sadece emperyalistler ve barbar işbirlikçilerinin ekmeğine yağ sürülecektir. Somut olarak Kirazlı’da on binlerce insan doğru ve örgütlü bir önderlikle on binlerce fidanı maden alanında kesilen ağaçlar yerine dikmeli ve çadırlarını kurarak maden alanından madencilerin atılması ile sonuçlanmalıydı.

Sınıf mücadelesinin keskinleşmiş bu alanı hızla örgütlenmesi ve sonuç alınması için çok elverişli potansiyellere sahiptir. Anadolu toprağı bunu bekliyor!


KAZ DAĞLARI SADECE BİR SIRA DAĞ DEĞİL

Ayhan ACAR

Kaz Dağları Balıkesir’den Edremit Körfezine doğru yol almaya başlayınca karşımıza çıkmaya başlar. Kaz Dağları ve çevresindeki diğer sıra dağlar bir bütünlük içerisinde bizi karşılar. Bu yolculuk boyunca aynı zamanda bizi metalik madencilik ocakları RES projeleri, HES projeleri, termik santraller, kömür ocakları ve baraj projeleri adeta bir yıkım ve talan projesi olarak karşılar.

İvrindi ve Balya sapağından güneye doğru yol alırsak İvrindi’de dünyanın en büyük siyanürlü altın maden ocağına tanıklık ederiz. Biraz daha güneye kayınca Soma’da toprakları elinden alınıp mülksüzleştirilip, kömür ocaklarında adeta Ricardo dönemi İngilteresi’ndeki gibi ağır koşullarda rödovans sistemi ile çalıştırılan ve sadece bir seferde iş cinayetine kurban edilmiş, uzuz işçinin mezarları karşılar bizi. Balya’ya doğru yol aldığımızda bin beş yüz işçinin günde üç vardiya olarak çalıştığı metalik maden ocağı karşılar bizi. Burada çalışan işçilerin astım, bronşit ve KOAH gibi hastalıkları çok yaygındır. Bu maden ocağından iki kilometre ötede seksen yıl önce Fransızlar tarafından işletilen ve siyanür kullanılarak ayrıştırılan altın maden ocağı sahasında ortaya çıkan moloz yığınının çevresinde hiçbir bitki üreme imkanı bulamamıştır. Dere yatağından akan sular sarı ve kızıl tonda akmaktadır. Buradan Orhanlar köyüne ulaşınca sondaj çalışması yapılan maden sahası ile karşılaşırız. Bu yıkım projesinden rahatsız olan köylüler başlarına ne gibi bir felaket geleceğini sorduklarında cevabının iki kilometre ötedeki iki adet maden sahasına olduğunu söyledik. Edremit’e varmadan Havran’da yapılan Havran Barajı ile körfezin iklim yapısının değiştiğini ve sular altında kalan ekosistem içinde binlerce yılda meydana gelen Yarasa Mağarasının yerine her yerde deva TOKİ eliyle yapılmış yapay mağara yarasalara ev sahipliği yapamamış ve yarasaların burayı terk etmesini sağlamıştır. Balıkesir’den Körfez’e getirilmeye çalışılan doğal gaz boru hattı mühendislik bilimi sayesinde tek bir şeyin ağacı bile sökülmeden taşınabilecekken binlerce zeytin ağacı sökülüp atılmıştır. Edremit’ten Çanakkale Yenice yolu üzerinde on yıldır işletilip terk edilen molibden maden ocağında çevre tahribatı ve cehennem çukuru içindeki siyanürlü su havuzu gözler önündedir. Şimdi burayı yangın söndürme havuzu mu yapalım yoksa çöp toplama yetimi mi yapalım diye proje hazırlanmakta. Maden ocağını üslenen firma hiçbir yasal zorunluluk olan çevre düzenlenmesini yapmadan gitmiştir. Bu maden sahasından Kavsara dağına doğru geçince dağın vadilerinde bizleri kapalı sistemle işletilen kömür ocakları karşılar. Avonya bölgesine yol alınca adeta Çanakkale ilinin bereketli hilali denebilecek Kalkım, Yenice, Çan, Biga, Karabiga ve daha birçok bölgeyi içine alan nefesi kesilmiş, soluksuz bırakılmış, yer altı suları çekilmiş dereleri, kurumuş topraklar karşılar bizi. Kaz Dağları içinde yer alan Eybek dağının kuzey yamacına yapılması planlanan yetmiş beş ad rüzgar tribünü bu bölgede iklim değişikliğine sebep olacak. Şahin kuzey yamacında biriken bulutlar kuzeyden esen rüzgarla Körfeze gelip Körfezde aldığı nemle tekrar dağa yönelip yağmur olup yağacaktır. Bu rüzgar tribünleri bulutların geçişini engelleyip iklimin değişmesine sebep olacaktır. Buradan itibaren milli parklar alanına giren bölgede At kayası, Sivri, Yalama, Buğdaylı, Kapanca, Kirse, Ayı deresi, Sarı kız, Dalak suyu, Yedi kardeşler, Babadağ ve Türkiye’nin en güzel on kanyonundan biri olan Şahin deresi kanyonu adeta bur baca görevi görüp dağdaki temiz havayı denize seviyesine taşıyıp denizde oluşan iyotlu havayı daha taşımaktadır. Birçok akciğer ve solunum yolu hastaları yoğun olarak kanyona gelip doğal tedavi olmaktadır. Buradan Doyran köyüne çıkarken elli yıl önce çalıştırılan kuartz maden ocağında çalışan işçilerin bir kuşak olarak kanserden yok olduğuna tanık oluruz. Kirazlı’daki Alamos Gold adlı maden ocağı, Agı dağı maden ocağı, Biga, Karabiga ve Çan ilçesine yapılması planlanan çalışır durumda olanlara birlikte on altı ad termik santral projesinin kümülatif etki değerlendirmesinde bin beş yüz kilometre alanı kapsayacak çevre etkisi olacağı tespit edilmiş olup bu bölgede kanser vakalarında anormal artış olup halk sağlığını tehdit edecek boyuttadır.

Çok-uluslu şirketler ve yerli işbirlikçileri Kaz Dağlarını pilot bölge ilan edip tabiata ve emeğe dair ne varsa sömürüyorlar. Toprak, emek ve para sıralamasında toprağın bir ürünü olan ve evrim sürecinde ortaya çıkan emek bir mübadele aracı olan parayı sermayeye dönüştürüp birinci sıraya koyup toprak ve emeği meta haline indirgenmiştir. Emperyalizm ve kapitalizm serbest piyasa ekonomisini insanlığın evriminin doğal bir sonucu olarak dünya emekçilerine empoze ederken şu soruya cevap vermekte zorlanır, eğer piyasa ekonomisi doğal bir sonuçsa bu doğal olanı ayakta tutmak için neden bu kadar kolluk kuvveti kurup bürokrasi ve diğer güçleri ile birlikte emekçileri sömürüyorsunuz, doğal olanı insanlar zaten benimser örneğin sağlık hakkını, eğitim hakkını, barınma hakkını ve daha diğerlerini talep ettiğinde neden zalim oluyorsunuz? Kaz Dağları sadece bir sıra dağ değildir. Mitolojisiyle, tarihi ile bitki örtüsü ile yaban hayatı havası ve suyu ile iç-içe geçmiş bir coğrafyadır. Kaz Dağları düşerse, Munzur özgür akmaz, Hasankeyf’in keyfi kalmaz, Murat dağı susar, Cudi yanar. Bu coğrafya ikinci bir truva zaferine müsaade etmeyecektir. Zulüm varsa isyan haktır.

 

ÖNCEKİ HABER

Sinan Karabulut'un ailesi: Olayın üstü kapanmasın diye mücadele ediyoruz

SONRAKİ HABER

Cumhuriyet davasının bozma gerekçesi açıklandı: Kanıt olmadan ceza verilemez

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa