08 Eylül 2019 03:10

Avrupa'nın gündeminde bu hafta: Aşırı sağ pusuda bekliyor

Avrupa'nın gündeminde bu hafta Almanya'da yükselen ırkçı hareketle ırkçılık ve AfD karşıtı gösteriler, İtalya'nın sağcı-popülist yeni hükümeti ile Boris Johnson'ın anlaşmasız Brexit girişimleri vardı.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Almanya’nın iki eyaletinde yapılan seçimlerde Almanya için Alternatif (AfD) Partisi oylarını büyük ölçüde arttırdı. Seçim sonrası, AfD’yi protesto oylarının toplandığı, büyük partilere tavır alan dışlanmış seçmenleri çeken bir parti olarak gösteren değerlendirmeler yapıldı. Partinin hangi sınıfın çıkarlarını savunduğu, kimlerden destek aldığı analizleri ise zayıf kaldı. German Foreign Policy, AfD’nin destekçilerinin orta ölçekli işverenler, yüksek düzeyde ordu mensupları ve polis teşkilatı olduğunu ortaya koyan bir değerlendirme yaptı.

İtalya’da aşırı sağcı Matteo Salvini’nin hükümeti dağıtmaya yönelik başlattığı operasyondan sonra diğer aşırı sağcı Beş Yıldız Hareketi, Demokrat Parti ile anlaşma sağlayarak yeni bir Conte hükümeti kurdu. Salvini iktidardan uzaklaştırılmış oldu fakat yeni hükümetin programı da popülist ve sağcı. Liberation gazetesinden çevirdiğimiz değerlendirme bu yeni ittifakın zayıflıklarına dikkat çekiyor.

Britanya’da Muhafazakar Başbakan Johnson inisiyatifi, tatil sonrası açıldığı ilk gün parlamentoyu kaybetti. Parlamentoyu askıya alarak 31 Ekim’de her koşulda AB’den çıkışı amaçlayan Johnson’a karşı birleşen muhalefet partileri ve bazı Muhafazakar milletvekilleri anlaşmasız Brexit’i yasadışı bırakan bir tasarı yönünde oy kullandılar. Bunun üzerine, hükümetine karşı oy kullanan milletvekillerini Muhafazakar Partiden uzaklaştırma kararı alan Johnson seçim çağrısında bulundu; Johnson’a güvenmediğini belirten muhalefet partileri seçim oylaması için yasa tasarısının onaylanmasını bekliyorlar.


AFD’NİN DESTEKÇİLERİ

German Foreign Policy

Almanya için Alternatif Partisi (AfD), geçen pazar yapılan seçimlerde Federal Almanya tarihinin en başarılı aşırı sağ partisi olduğunu ve toplumsal katmanların hepsine demir attığını kanıtladı. Parti, kuruluşundan bu yana Avrupa’ya uyumdan, tekeller kadar kazançlı çıkmayan ve bu nedenle Avrupa krizinin aşılması için finans yardımını reddeden orta tabakanın desteğini almıştı. Partinin militaristleşme ve hızlı silahlanma politikası ise ordu mensupları tarafından destekleniyor. Destekçi askerler arasında üst düzeyde subaylar da var. AfD kanun ve düzen politikasıyla da polis teşkilatının oldukça rağbet ettiği bir parti.

AfD, Saksonya’daki yüzde 27,5’lik oy oranıyla, eyaletlerde aldığı oyu en yüksek düzeye çıkardı. Brandenburg’daki yüzde 23,5 ile de üçüncü en iyi sonucunu elde etti. İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’nın en başarılı aşırı sağ partisi olduğunu da tartışmasız hale getirdi.

KARŞILIKLI ÇIKARA DAYANAN BİR İLİŞKİ

AfD’nin dayanaklarından biri her zaman orta tabaka oldu. Açıkça görünür halde orta tabaka, sadece kişiler olarak değil işveren birlikleri ve vakıflarıyla da, partiyi desteklediler. Geçen haftaki başarıdan sonra basında, orta tabaka ile AfD’nin ilişkisinin yol arkadaşlığı olmaktan öte olduğu belirtildi. Partiyi yakından tanıyanlar, finansmanının orta tabakanın bağışlarından sağlandığını söyledi. Orta tabakanın AfD’yi desteklemesi, onun Avrupa Birliği’ne (AB) yönelik politikasından kaynaklanmaktaydı. AB’den tekeller kadar karlı çıkmayan küçük ve orta ölçekli işletmeler, birliğin sağlamlaştırılması adına kendilerine yeni yükler getirilmesini kesinlikle reddetmekteydiler.

DAHA KAPSAMLI MİLİTARİZASYON

AfD, orta tabakaya ek olarak Alman ordusu içine de demir atmış durumda. Yılın başında verilen bilgilere göre 35 bin AfD üyesinin en az 2 bin 100’ü ordu mensubu. Federal Parlamentodaki 91 AfD milletvekilinin 11’i profesyonel askerler. Partide savunma sözcülüğü yapan Rudiger Lucassen, genelkurmay başkanlığında görevli eski bir subay. Eski General Joachim Wundrak da 27 Ekim’de yapılacak Hannover belediye başkanlığı seçiminde partinin adayı.  Her ikisi de NATO’ya sadıklar, sıkı bir silahlanma ve Alman İmparatorluğu dönemindekini örnek alan yaygın bir militaristleşmeden yanalar. Bu politika, ordunun sadece aşırı sağ kesimlerinin değil önemli bir kesiminin desteğini alıyor ve askerleri partiye bağlıyor. Ek olarak; Federal Meclis Savunma Komisyonu’nda partiyi temsil eden AfD Milletvekili Jan Nolte terörist olduğundan şüphelenilen bir ordu mensubunu bürosunda çalıştırmakta.  

KANUN VE DÜZEN

AfD polis örgütünden de geniş onay aldı. Milletvekili Wundrak, AfD’nin polisten aldığı desteğin ordudan aldığından daha fazla olduğunu ifade etti. AfD meclis grubunda biri kadın 7 polis memuru ve eski bir polis eğitmeni yer alıyor. Eyaletler ve yerel düzeyde de polis memurları AfD için aktif durumda... Polislerin sempati duyduğu AfD talepleri arasında özellikle mültecilere yönelik sert tavır ve sol muhalefet üzerine yoğun baskı yer alıyor.  

MERKEZDEN AYRILMA EĞİLİMLERİ

AfD’nin içeriye yönelik kanun ve düzen, dışarıya yönelik hızlı silahlanma ve keskin militaristleşme politikası, şimdiki Berlin politikasıyla uyuşmuyor. Buna rağmen özellikle Birlik partilerinin sağ kanadının toplandığı ‘değerler birliği’ üyesi CDU’lu politikacılar AfD ile koalisyonu prensip olarak reddetmiyor. Bu konudaki en büyük engel, AfD’nin AB ve avroya aldığı tavır. Orta tabakanın çıkarlarını savunan AfD, AB’nin sağlamlaştırılmasını yeni mali yük olarak görüyor ve orta tabakayı güçsüzleştireceğini düşünüyor. Bu durumun böyle devam edip etmeyeceği, AB’nin geleceğine büyük ölçüde bağlı. Özellikle İngiltere’deki referandum sonrası diğer bazı ülkelerde de AB’ye uyum yerine ayrılma eğilimlerinin artması Alman tekellerini, çıkarları gereği, AfD’nin konseptine yaklaştırabilir.  

(Çeviren: Semra Çelik)


JOHNSON KAZANMIŞ TAVIRLARI GERÇEKLİKLE ÖRTÜŞMÜYOR

Martin Kettle/Guardian

Boris Johnson’un başbakanlığı tehlikede olabilir mi? Johnson bu hafta parlamentoda dört büyük oylamayı kaybetti. Geçen hafta da İskoçya Muhafazakarları lideri Ruth Davidson’u kaybetmişti. Salı günü 21 milletvekilini partisinden kovdu, perşembe günü kardeşini bile partisinin dışına itti. Johnson’ın politikaya zarar verme istediği sınırsız görünüyor. Fakat bu zarar, korumaya çalıştığı Muhafazakarların seçim performansını da etkileyebilir.

Aslında böyle olmayacaktı. Birçok Muhafazakar Johnson’ı kazanan olduğu için desteklemişti. Bu budalaca bir umudun gerçeklik karşısında galibiyetiydi aslında. Johnson’un stili sayesinde partinin, Theresa May’in düştüğü, Brexit tuzağını büyülü bir şekilde atlatabileceğine inanmak istediler. Ama gerçek şu ki Muhafazakarlar Johnson liderliğinde hâlâ bölünmüş, hâlâ parlamenter çoğunluğa sahip değil ve hala çok fazla seçmenin karşı çıktığı türden politikalar peşinde.

Referandum parlamenter sistemin sinesine birçok yönden darbe idi. Fakat politikacıların saymayı bilmesi gerekiyor. İlk birkaç hafta sayıların bir önemi yoktu; Parlamento tekrar açılınca sayılar önem kazandı. Johnson’ın bu konuda yapabileceği hiçbir şey yok; kardeşi Jo gibi başını alıp gitmek dışında. Belki de başbakan tam da bunu yapacak. Böyle bir adım şimdi daha mümkün görünüyor.

KURAL KİTABINI KENARA ATTI

Johnson kural kitabını bir kenara attı. Öyle olmamasına rağmen çoğunluğa sahipmiş gibi davranıyor. Brexit’i hiç desteklemeyen parlamentoda radikal bir Brexit gündemi takip etmeye çalışıyor. Derinden bölünmüş bir milleti dinlemek yerine kulaklarını tıkıyor. Ve bunları yaparken geniş tabanlı bir hükümet partisi olan Muhafazakarları dağıtmaktan kaçınır gibi de görünmüyor. Bunun en iyi göstergesi anlaşmasız Brexit’i durdurma çabalarına destek olan 21 Muhafazakar milletvekilinin partiden kovulması. Bu 21 milletvekili başka bir Muhafazakar Partide kabinede yer alabilirlerdi. Şu anda Johnson’ın kabineye doldurduğu kalıbına sığmayan fanatik, kibirli ve yarım akıllılarla karşılaştırıldığında yıkıcı olanın sadece bu yeteneklerin kaybı olmadığı görünüyor. Bu hafta yapılan tasfiyenin asıl mesajı liberal, ılımlı ve pragmatik olanların -ki Johnson bir zamanlar bunlardan biriydi- artık gözden çıkarılabilecek olmaları. Brexit çıkış tarihi ve Brexit Partisinin baskısı o kadar büyük ki, muhalefetin bölünmüş olduğu koşullarda, Muhafazakarların yeniden şekillenip İngiliz aşırı sağını yenerek seçimleri kazanmasının önüne hiçbir şey geçemez...

Tüm bunların gerisinde Muhafazakar Partinin merkezden radikalleşmesi var. Anlaşmasız Brexit’i, AB’yle ciddi ekonomik ilişkilerin reddini, İskoçya ve İrlanda’ya karşı muazzam umursamazlığı ve seçim davullarının ritmini haklı çıkarmaya çalışıyorlar. Partinin öncelikleri böyle belirlenince Ken Clark, Dominic Grieve ve Davidson’un (uzun dönemli Muhafazakar milletvekilleri) uzaklaştırılması korkakların mağlubiyetinin mesajı oluyor.

Tüm bunlar seçmenlerin yüzde 35’inin bunu istediği ve muhalefetin bölünmüş olduğu günümüz koşullarında, Johnson’a çoğunluğu sağlayacağı inancına dayanıyor. Fakat bu teoriyi haklı çıkaracak pek bir delil yok. May seçildiğinde 318 olan Muhafazakar milletvekili sayısı 289’a düşmüş durumda. Kaybedilen 29 koltuğun hepsi geri kazanılabilecek gibi görünmüyor. Muhafazakarların İskoçya’da ve yeniden yükselen Liberal Demokratlara koltuk kaybetmesi bekleniyor. Brexit Partisi, zayıflamasına rağmen, marjinal bölgelerde muhafazakarlardan koltuk alabilir ve İşçi Parti, Corbyn’in düşük kamuoyu puanlarına rağmen, tamamen gözardı edilemez. Zamanlama sorunu da dalgalanmalara sebep oluyor. Halkın parlamentoyla mücadelesi olarak popülist bir biçimde seçimleri tanımlamaya çalışan Johnson açısından sonuçlar yetersiz olacak gibi...

(Çeviren: Haldun Sonkaynar)


İTALYA’DA YENİ İKİNCİ CONTE HÜKÜMETİ KURULDU FAKAT REPETİTA (TEKRAR) DEĞİL

Eric Jozsef / Liberation

2018’in ilk baharında aşırı sağcı Liga ile ittifakı yüzde 94 onaylamıştı. Beş Yıldız Hareketinin (M5S) militanları kitlesel bir şekilde (yüzde 79,3) yeni bir hükümetin kurulmasına onay verdiler, fakat bu sefer sol ile birlikte...

Yeni hükümette 21 bakandan oluşacak: 10’u M5S’li, 9’u Demokrat, 1’i radikal soldan ve bir de etiketsiz. İkinci Conte hükümetinde 7 kadın olacak ve ülkenin üretken kuzey bölgesi, kâğıt üzerinde, çok az temsil ediliyor. En büyük payı M5S hareketi aldı, Konsey Başkanının tam denetiminin yanı sıra Çalışma (Nunzia Catalfo, yurttaşlık geliri yasasının yazarlarından birisi), Adalet ve Luigi Di Maio’nın ele geçirdiği dışişleri bakanlıklarını o aldı. Demokrat parti başka bakanlıkların yanı sıra ekonomi, alt yapı, savunma ve hükümete giren en ağır demokrat olan Dario Franceschini’nin aldığı kültürel değerler bakanlıklarını aldı...

ÇOK GENEL BİR ANLAŞMA

“Green economy” ve çevre için mücadele, emek üzerindeki vergileri düşürme ve bir asgari ücret belirleme, kamu bütçesinin hassas dengesini bozmadan bütçeyi genişletme ya da İtalya’nın Avrupa için anlaşmalarını öne çıkartan iki siyasi oluşun “bir programı belirleme konusunda büyük bir sorun yaşamadık” diye açıklama yaptılar. Fakat genel geçer söylemlerin ötesinde alınacak önlemlerin Meclis çoğunluğunu sağlayıp sağlayamayacağı görülecektir. Örneğin göçmenlik meselesinde geçen bir yıl içinde Beş Yıldız Hareketi Matteo Salvini’nin içişlerinde aldığı baskıcı önlemlere sürekli göz yumdu. Demokratlarla yapılan anlaşma çok genel bir şekilde Avrupa’yı daha fazla konuya dahil etme, kaçakçılara karşı daha fazla mücadele ve yabancıları daha iyi entegre etmeden bahsediyor. Keza iki siyasi parti daha fazla sosyal harcamadan bahsediyor fakat bunları nasıl finanse edeceğine hiç değinmiyor. Pazartesi günü Giuseppe Conte “hayallerini gar dolaba saklamamak lazım” diye açıklama yaptı. Repubblica gazetesi bir başyazısında yazısında gerçeklerin daha yavan olduğunu belirtti. “İkinci Conte” hükümetinin oluşmasını sağlayabilmek için demokratlar birçok şeye göz yummak zorunda kaldılar. Nicola Zingaretti, örneğin eski Meclis çoğunluğuna göre bir kopuş sağlamanın zorunluluğunu sürekli öne çıkardı. 10 gün önce Beş Yıldız’ın dayatmalarını kabul etmeden önce “devamsızlık bir kişinin değişimi ile sağlanması gerekiyor”: “Ya Conte ya da hükümet yok”. Buna karşılık Demokrat Partisi sadece Beş Yıldız Hareketinin söylentisi olan bir başbakanı dengeleyebilmek için konsey başkan yardımcılığını istiyordu. Bu konuda da aslında Beş Yıldız Hareketi kazançlı çıktı, zira Giuseppe Conte’nin partilerin üzerinde bir başbakan olduğu fikrinin kabul edilmesini sağladı, dolayısıyla demokratlar Konsey Başkan yardımcılığını istemeleri meşru değildi.

SALVİNİ DURUMU GÖZLÜYOR

Ağustos başında Beş Yıldız Hareketi ile ittifakını parçalayarak başlamasına neden olan operasyonun büyük kaybedeni olan Matteo Salvini “Beş Yıldız Hareketinin iştahını küçümsemişim” diye açıklama yapıyor. Aşırı sağın lideri Beş Yıldız Hareketi ile demokratların yakınlaşmasını sadece iktidarda kalma isteğinin belirlediği “inekler pazarı” olarak nitelendiriyor ve öcünü kesinlikle seçimlerde alacağına inanıyor. Bu arada Conte’nin birkaç gün içinde güven oyu alacağı Mecliste gelişmeleri izliyor. Prensip olarak güven oyu almada sorun olmaz fakat Senatör Emma Bonino gibi kimi ittifakı eleştirenlerin bir kısmı Meclis çoğunluğundan giderek uzaklaşabilirler.

(Çeviren: Deniz Uztopal)

ÖNCEKİ HABER

TBB’de genel kurul için 5 baro kaldı

SONRAKİ HABER

İsrail seçimi çözüm olmadı: Yeniden koalisyon senaryoları gündemde

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa