05 Eylül 2019 23:19

Eğitim Vizyon Belgesi ne getiriyor? Ne götürüyor?

Vizyon belgesi, AKP-Erdoğan hükümetinin "dindar" nesil yaratma çabalarının bir yansıması. Özelleştirme, esnek çalışmanın esnek eğitim modeli gibi neoliberal uygulamaların eğitim ayağı da yer alıyor.

Paylaş

Cansu CEYLAN

Boğaziçi Üniversitesi

Geçtiğimiz sene Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan 2023 Eğitim Vizyonu Belgesi oldukça ses getirmiş, belgenin öngördüğü birçok değişikliğe dair eleştiriler dile getirilmişti. Vizyon belgesinde adı geçen değişiklikler, 2018-2019 eğitim öğretim yılında geliştirme ve tasarım dönemini tamamladı. Bu sene itibariyle birçok değişikliğin pilot uygulaması gerçekleştirilecek, bütün değişikliklerin uygulanması ise 2023 itibariyle tamamlanmış olacak. Peki bu değişiklikler hangi amaçlarla yapılıyor? Öğrenciler açısından bu değişikliklerin çıktıları, sonuçları neler olacak? Bilimsel ve demokratik eğitim talebimizi yükseltmenin gerekliliğinin belki eskisinden çok daha yakıcı şekilde devam edeceği yeni eğitim öğretim yılı kapıdayken bu soruların bizzat biz öğrenci gençler tarafından yanıtlanması oldukça önemli.

EĞİTİMDE TOPYEKÛN DEĞİŞİKLİK

Kuşkusuz ki Vizyon Belgesi, biz öğrencilerin yıllardır maruz kaldığı, yap-boz tahtası haline gelen eğitim sisteminde topyekûn bir değişikliği öngörüyor. Öncelikle şunu söylemeliyiz ki seneler boyunca öğrenciler tarafından dile getirilen, Genç Hayat’ın her sayısına yazan liseli ve üniversitelilerin mektuplarında görebileceğimiz sınav sistemi, işsizlik, ezberci eğitim gibi eleştiri noktalarına Vizyon Belgesi’nde de yer verilmiş. Fakat, yazının devamında da bahsedeceğimiz üzere, bu sorunlara çözüm olarak sunulan değişiklikler, bu sorunların temelini değiştirmekten hayli uzakta.

SINAVLAR KALKSIN AMA BÖYLE DEĞİL

Vizyon Belgesi çerçevesinde yapılacak olan değişikliklerin çoğu varolan eğitim ve sınav sistemini değiştirmek üzerine. Belgenin birçok yerinde sınav sisteminin öğrenciler üzerinde yarattığı stresten ve sınav odaklı, ezberci eğitimin “21.yüzyılın gerekliliklerine karşı” olduğu belirtiliyor. Bu sistemi değiştirmek için atılacak iki temel adım öngörülüyor: Birincisi sınav sisteminin yarattığı baskıyı azaltmak için okullar arası eşitsizliğin azaltılması, ikincisi ise daha uzunca bahsedeceğimiz “beceri odaklı eğitim”.

Belgede de bahsedildiği üzere okullar arası eşitsizliğin sınav kaygısını artırması çok makul bir nedensellik. Örneğin bugün bir genç kendi mahallesindeki liseye gitmek yerine daha başarılı ve daha fazla olanağı olan, “nitelikli bir lise”ye gitmek için sınava varıyla yoğuyla hazırlanıyor. Sınav sistemi de bir yandan bu eşitsizliği körüklüyor, bir yandan da bu eşitsizlikten faydalanıyor. Okullar arası eşitsizliğin kaldırılması için Vizyon Belgesi’nin sunduğu çözüm ise bizleri şaşırtmayacak cinsten. MEB, bu eşitsizliği çeşitli “işbirlikleri”yle çözmeyi hedefliyor. Belgenin neredeyse her maddesinde adı geçen “sektörel işbirliği”, halihazırda hızla özelleştirilen eğitim sisteminde devlet okullarına sermayedarların girmesini “müjdelemekten” başka bir şeyi ifade etmiyor. İleride bahsedeceğimiz üzere okullar arası olanak ve başarı eşitsizliği, “iyi yürekli” sermayedarların bu okullara atölye, laboratuvar, kaynak desteği vermesiyle çözüleceği öngörülüyor. Oysa eğitimin birçok alanında ve her basamağında tecrübe ettiğimiz üzere “işbirliği” adı altında yapılacak bu “yatırımlar”, eğitimde varolan eşitsizlikleri körüklüyor. Son dönemde bütçe kısıtlamasının en çok vurduğu alanlardan biri olan eğitimde, devlet, kendi yerini özel sektöre bırakırken bu adımla birlikte bunu çok daha açık ve hızlı bir şekilde yapacağının sinyallerini veriyor.

Halihazırda uygulanan sınav sisteminin büyük sorunları var. Bu sorunlar her dönem öğrenciler tarafından dile getiriliyor. Bunun yanı sıra ekonomik olarak daha avantajlı öğrencilerin sınava daha çok kaynakla hazırlanabiliyor olması, sınav ve eğitim sistemindeki çıktıların oldukça eşitsiz bir şekilde dağılmasına neden oluyor. Son yıllarda daha nitelikli eğitim verdiği düşünülen özel okullarda çocuklarını okutmak için kredi alanlardan tutalım evdeki birçok harcamadan vazgeçerek dershane/kurs parası ödemeye çalışan ailelere kadar birçok örnek karşımızda duruyor. Bu eşitsiz sınav sisteminin, şıklara indirgenen ölçme-değerlendirme kriterlerinin sorunlu olduğu ortada. Fakat bu sorunların bir kısmı okullar arası eşitsizlikte yatıyorsa büyük bir kısmı da eğitimin özelleştirilmesinde yatıyor. Eğitimi daha fazla özelleştirerek, devlet okullarına “sektörel işbirliği” adı altında sermaye sokularak bu sorunun çözülemeyeceği aşikar.

GELECEK KAYGISI İLKOKULA İNİYOR

Belgede öne çıkan bir diğer madde ise “21. yüzyıl becerilerine odaklanan beceri odaklı eğitim.”* Bu madde altında yapılan birçok değişiklik var. Öne çıkanlar ise tasarım-beceri atölyeleri, e-portfolyo uygulaması ve sosyal etkinlik modülü. Tasarım-beceri atölyelerinin pilot uygulamaları başlamış durumda. Bu kapsamda örneğin liselerde yeşil ekran atölyesi kurularak öğrencilere “beceri seti” kazandırılacağı söyleniyor. Burada ilginç olan bu atölyelerin hangi soruna atıfla kurulduğu. İlk olarak genç işsizliğinden bahsediliyor, bu atölyelerle mezun olduktan sonra “beceri” eksiklikleri nedeniyle iş bulamayan gençlere “beceri” kazandırılacağı belirtiliyor. “Çok çalışırsanız yaparsınız” söylemi tekrar önümüze sunuluyor, işsizliğin ülkenin ekonomi politikalarıyla ve kapitalist sistemle olan bağlantısı top gençlerin “eksikliklerine” atılarak silinmeye çalışılıyor. Her dört gençten biri işsizken, üniversite mezunu olan işsiz sayısı tırmanıyorken böylesi bir “çözüm” sunuluyor. Bu atölyelerin kurulması için gerekli olan fonun ise tekrar “sektörel işbirliği” ile sağlanacağı söyleniyor.

Önümüze çıkan başka bir değişiklik e-portfolyo uygulaması. e-Portfolyo ile ilkokuldan itibaren öğrencilerin yaptığı etkinlikler, katıldıkları atölyelerin belgelenmesi amaçlanıyor. Bu uygulama da “işsizliğe” karşı bir çözüm olarak sunuluyor. Okullarda kurulacak olan kariyer ofisleri ve kariyer danışmanlıkları ile birlikte e-portfolyo uygulaması, yaşadığımız gelecek kaygısını ve kariyer odaklı eğitimi ilkokullara kadar indiriyor. Sosyal etkinlik modülünün de benzer bir işlevi var. Okul içinde ya da dışında çeşitli sosyal etkinliklere katılan öğrencilerin katıldıkları etkinliklere e-Okul sistemine giriliyor. Önemli bir nokta bu etkinliklerin MEB onaylı olması gerekliliği. Liselerde sosyal etkinliklerin yetersizliği her dönem yakındığımız bir konu. Son süreçte liselerde (ve üniversitelerde de) “bütçe yetersizliği” bahanesiyle kulüpler kapatılıp etkinliklere izin verilmiyor. Yapılan etkinliklerin içeriği liselerdeki tek adamlar, müdürler, tarafından sıkı olarak denetleniyor. Öğrencilerin inisiyatifleri dahilindeki hiçbir etkinliğe izin verilmezken “sosyal etkinlik modülü”nün neye hizmet edeceği kafamızda soru işareti olarak duruyor.

SONUÇ YERİNE

2023 Eğitim Vizyonu’nda bahsedilen bu değişikliklerin büyük bir kısmı bu sene pilot okullarda uygulanıyor olacak. Ders saatlerinin azaltılması, seçmeli derslerin artırılması gibi çokça değişiklikler bu yazının kapsamı dışında bırakıldı. Eğitimin dini referanslar çerçevesinde örgütlenmesi bu belgenin başka önemli bir unsuru. Belgede insan doğasının “somatopsiko-spiritüel” olduğu, “kültürümüze” uygun bir müfredatta “toplumumuzun ahlaki ve dini” öğretilerinin yer alması gerektiği vurgulanıyor. Oldukça özcü ve ideolojik bu varsayımın ve eğitimde dincileşmenin analizini başka bir yazıya bırakarak yeni dönem açısından bu noktada saldırıların artacağını öngörebiliriz.

Sonuç olarak 2023 Eğitim Vizyonu Belgesi’ni bir bütün olarak iki eksende ele alabiliriz: Öncelikle belge, içeriğinden uygulanışına kadar AKP-Erdoğan hükümetinin “dindar” nesil yaratma çabalarının bir yansıması. İkinci olarak da belgede özelleştirme, esnek çalışmanın esnek eğitim modeli, kariyer odaklı eğitim gibi neoliberal uygulamaların eğitim ayağı yer alıyor. Bu açıdan yapılacak değişikliklerin içeriğiyle ile birlikte biz öğrenciler üzerindeki etkisi ve çıktıları da bu eğitim-öğretim yılı açısından üzerine düşünmemiz gereken noktalardan.

*“21. yüzyıl becerilerine odaklı eğitim” çerçevesinde başlatılan skandal uygulanmalardan biri Kırşehir’de bu yaz başlatıldı. 8, 9 ve 10. sınıf öğrencilerinin yaz tatilinde şehir esnafının yanında çırak olarak çalışılması üzerine protokol MEB tarafından imzalandı. “Ahi duası” ile başlayan uygulamanın hangi 21. yüzyıl becerisi öğrencilere kazandıracağı aklımızda kalan başka bir soru işareti.

ÖNCEKİ HABER

7 soruda kayyum nedir?

SONRAKİ HABER

Mersin Valiliği kayyum eylemlerini 15 gün süreyle yasakladı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa