23 Ağustos 2019 07:50

İnsanlar, trenler aynı sözü söylüyor: Haydarpaşa gardır, gar kalacak

Çocukluğundan bugüne Haydarpaşa’nın içinde bulunmuş, orada çalışan bir demir yolcu ve Haydarpaşa Dayanışması katılımcısı olan Tugay Kartal ile Haydarpaşayı konuştuk.

Fotoğraf:

Can Deniz Eraldemir/Evrensel

Paylaş

Can Deniz ERALDEMİR
İstanbul

Haydarpaşa garında

2019 yazında

            saat on beş.

Merdivenlerin üstünde güneş

                               suskunluk ve yara.

Ve Haydarpaşa’nın üstüne

 geçirmişler

               kendisini yansıtan

Kara kaleme 

               yakın bir örtü..

Kuşkusuz ki Nâzım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları’na atıfla başlasam da onun dildeki büyüsüne ulaşmam pek imkan dahilinde değil. Yalnız sadece Memleketimden İnsan Manzaraları kitabı Haydarpaşa ile başlamıyor. İster yolcu Batı’dan olsun, ister Anadolu’dan uzansın yolu, İstanbul’a açılan kapısı Haydarpaşa Garı olduğu için eşsiz bir kesişim mekanı, nice hikayenin durağı oluyor. Tugay Kartal da bize biraz bu hikaye durağını anlatıyor.

1960 yılında İstanbul’da doğan Tugay Kartal için babasının evden sonraki yeri Haydarpaşa Garı. Yedi yıl boyunca çocukluğunun ilk yılları Haydarpaşa’da geçiyor: “Haydarpaşa Kadıköy arasındaki sandal taşımacılığından tut da, o dönemde aklımda kalan tramvayların yolcu taşımacılığının, buharlı lokomotiflerle yapılan banliyö taşımacılığının çocukluk şahidiyim diyelim en azından.”

BABADAN OĞULA UZANAN DEMİR YOLLARI

Haydarpaşa’dan Eskişehir’e uzanmış yolu Tugay Kartal’ın. Baba mesleği olan demir yolculuğa dönüş de burada başlamış. Demir yollarına orta düzeyde yönetici yetiştirmek için kurulmuş, hareket memuru, makinist, kısım şefi, sinyal şefi yetiştiren yatılı lisede okumaya başlamış Tugay Kartal. “Burada biz demir yolculuğun mesleki birikimiyle yetiştiğimiz kadar kültürü ve terbiyesini de alarak yetiştirildik. O dönem için mevcut altı bölgesindeki garlara, istasyonlara, depolara gönderildik. Demir yolculuğumuz babadan geldiği gibi okuldan mezun olduğumuz on yedi yaşından itibaren sürüp gidiyor.”

Bu dönem içerisinde, Van, Kurtalan, Eskişehir, Çorlu Garlarında hareket memuru olarak çalışan Tugay Kartal’ın 1988 yılında yolu yeniden Haydarpaşa Garı’na -bölge müdürlüğü binasında görev almasıyla- çıkıyor.  Fakat o yıllar Haydarpaşa’da başka bir havaya karşılık düşüyor: “İstanbul’a gelişimle beraber ’88-89 Bahar eylemleri ve devamında kamu çalışanlarının sendikalaşma süreci başladı. ‘91 yılından itibaren de o zamanlar Kamu Çalışanları Sendikaları Platformuna (KCSP) bağlı TÜMRAY-SEN, değişen ismiyle Demiryolu Sen, şimdiki ismiyle Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikasına (BTS) üye oldum, dönem dönem yönetici olarak da görev yaptım. Halen BTS üyesiyim.”

"BU NE BİÇİM DÖNÜŞÜM"

Tugay Kartal’ın sendika yöneticisi olduğu dönemde Haydarpaşa Garı’nın dönüşüm süreci başlatılıyor. “İlk defa Haydarpaşa Garı’ndaki dönüşüm sürecini Alman BOES firmasıyla TCDD ortaklaşa başlattı. Bir canlandırma fotoğrafında biz Haydarpaşa’da rayların olmadığı, yalnızca binanın kendisinin göründüğü, otellerin, rezistansların çevrelediği bir canlandırma fotoğrafı görünce “Bu nasıl olur ya” diye hayrete düştük. Mimarlar odasıyla yaptığımız toplantılar sonrasında aslında o bizim gördüğümüz fotoğrafın her ne kadar bir altyapı çalışması olsa da asıl planın İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan ve Cannes Emlak Fuarına götürülen Zeytinburnu Port, Galata Port, Kartal Port ile birlikte sunulan projelerden biri olan Haydarpaşa Port projesiydi. O dönemde burada yapılmak istenen değişiklikle Haydarpaşa Gar ve liman sahasındaki 1 milyon metreküp alana yedi tane yetmiş katlı gökdelen dikip burayı dünya ticaret merkezi haline getirerek kamunun kullanımına tamamen kapatmayı hedeflemişlerdi.”

Mücadele işte o gün başlıyor. Kamudan alınmak istenen Haydarpaşa Garı için mücadele yurttaşa dönüyor yüzünü. Hem sokak eylemleri, hem 20 bin imza ile sonuçlanacak imza kampanyaları örgütlüyorlar. Kamuoyunun yükselen duyarlılığı sayesinde koruma kurullarında gar ve liman sahasının tamamını kentsel ve tarihi sit alanı ilan ettirebildiklerini söylüyor Kartal. Ama bu da yetmiyor.” Tabii iktidarda oyun bitmez! İmar mevzuatındaki ‘Tescilli alanlara koruma amaçlı imar planı yapılır’ hükmünden yararlanarak, dikey projeyi biraz daha yataya dönüştürüp, 3 milyon metreküp betonu içeren bir proje ile karşımıza tekrar geldiler” diye süreci anlatıyor Kartal.

Bir kez daha sokaklarda Haydarpaşa’nın nefesi duyulur oluyor. “Haydarpaşa’nın gar olarak kalması, trenlerin burayla buluşması için Haydarpaşa Dayanışmasının 2005 yılından itibaren vermiş olduğu mücadele, tren seferlerinin Haydarpaşa’da sonlandığı 30 Ocak 2012 yılından itibaren merdivenlere oradan da denize bakan kısma taşındı.”

KOMÜNİZMİN SİMGESİDİR, KOMÜNİZMİ TAŞIR GETİRİR

“Neden gar olarak kalmalı?” diye soruyorum. Tugay Kartal nedenini teklemeden anlatırken demir yolculuk kültürünün kapısını araladığının da farkında: Trenlerin sanata, kültüre etkisi çok önemlidir. Zaten Osmanlı’dan itibaren istasyonlara, trenlere kötü bakılmasının, “Komünizmin simgesidir, komünizmi taşır getirir” demelerinin nedeni garların kültürel buluşma mekanları olmasından kaynaklanıyor. Eskiden insanlar, camilerin avlularında toplanırlardı. Demir yoluyla beraber istasyon çevresindeki çay bahçelerinde toplanmaya burada konuşmaya söyleşiler düzenlemeye başladılar. TMOBB Mimarlar Odası Sirkeci Garı’ndaki çay bahçesinde toplantılarla kuruldu. Demir yolcuların örgütlü mücadeleye kattıkları değer madencilerden hemen sonra gelir. Yani ekmeğine dokunuldu mu şalteri indirmeyi bilen bir emek ve meslek bilincindedir.

"GARLARIN KUCAK AÇMADIĞI KİMSE YOK"

Haydarpaşa Garı için, bütün siyasilerin, bütün sanatçıların yolunun geçtiğini söyleyebiliriz. Hep denir ya bir yüzüyle Anadolu’ya, diğer yüzüyle Batı’ya açılan kapı diye, ben hep derim Aşık Veysel’in ‘iki kapılı Han’ı aslında Haydarpaşa Garı olduğunu. Uzunca bir yoldayım derken, tren raylarından bahsettiğini biliyorum. Giden trenlerin gece gündüz çalıştığını... Yapmış olduğum bir incelemede bir telif hakkı için trenle Haydarpaşa’ya geldiğini öğrendim. Trenlerin taşımadığı kimse yok. Garların da kucak açmadığı kimse yok. Evsizlere, yoksullara kapılarını açmıştır.”

HALUK CANDAN, AHMET DOĞANÇAYIR, NUH KÖKLÜ KAYBETTİĞİMİZ DOSTLAR

“Her pazar öğlen bir ile iki arası gelip geçen vapurlara “Haydarpaşa gardır gar kalacak” sloganları atarak buradaki yalnızlaştırma, trensizleştirmeye karşı bir ses veriyor, bir duyarlılık yaratmaya çalışıyoruz. Gelen geçen vapurlardan da bazen olumlu tepkiler alıyoruz. Alkışlar, ıslıklar ve kaptan düdükleriyle bize moral ve motivasyon sağlıyorlar. Kaptanlar inşallah bu yazdıklarımızı söylediklerimizi duyarlar da daha sık düdük çalarlar. Onun dışında tabii bu işe omuz veren her ne kadar sendikaların meslek odalarının adı geçse de örgütsüz olan insanların da emek harcadığı, bu mücadelenin yükselmesine taş koyduğu da yadsınamaz. Dostlarımız içinde kaybettiklerimiz de var: Eylemleri fotoğraflayarak basınla buluşturan Haluk Candan, Ahmet Doğançayır var, “Garı gaptırmam, mahallemi elletmem” pankartıyla hatırladığımız Nuh Köklü de var kaybettiklerimiz arasında.

HAYDARPAŞA’NIN ÇİLESİ BİTMİYOR

Tam bir Alman yapısı Haydarpaşa Garı. Penceresinden tavanına kadar Alman işçiliği bariz belli oluyor. İstanbul’un ortasına açılan bu haşmetli kapının ağırlığı bir göz süzmesiyle kolaylıkla hissedilebilir. Üstelik ince bir hesap işçiliğiyle seçilmiş konumu, kendi güzelliğinin yanı sıra yapıya başka bir değer daha yüklemiş: İki kıtaya birden açılan denize nazır bir merkez. Tugay Kartal’a bu yapının son dönemini soruyorum: Söze kaygı yüklü başlıyor Tugay Kartal, “Hükümet dara düştüğünde Ankara Garı’nda yaptıklarını, burası için, hâlâ daha yapmazlar diyemiyoruz.” Yalnız sadece mücadelenin bir ayağı kaygı. Eş zamanlı olarak yasaların gürültüsüne karşı hakların sözünü yükseltiyorlar elbette. “Projenin liman sahasını iptal ettirmemizle beraber, gar sahası için de bizim lehimize görüş çıkması sayesinde geri adım atıp planları geri çekerek düşünmek için biraz zaman kazandılar. Bununla birlikte, Haydarpaşa gar olmadan tren işletmenin mümkün olmayacağı ortaya çıkınca, çünkü Pendik de Halkalı da bu işi karşılamadı, mecbur da kaldılar.” Çilesi bitmiyor Haydarpaşa’nın. 2010 yılında özensiz yapılan tadilat nedeniyle alevlerin çatıyı sardığı o görüntüler düşüyor belleğimize... Binanın hem dış kaplamaları hem de doğramaları ağır hasar gördüğü için 2017 yılında restorasyon çalışması başlatılıyor. Haydarpaşa’nın üstüne geçirilen kara kalem örtü işte o yaraları gizlemek adına.

ÇATI ARTIK AKMIYOR

“Restorasyon sonucunda gelinen noktada çatı katındaki bakım ve yenileme tamamen bitmiş diyebiliriz. Çatının bittiğini şuradan da anlayabiliriz en son yağan yağmurlarda artık çatıdan aşağı katlara su gelmedi. Bu yanıyla saat artık doğru zamanı gösteriyor Haydarpaşa’da. Asıl doğru zaman trenlerin geldiği zamandır ama şu an için sadece Haydarpaşa’daki saatle kolumuzdaki saat aynı zamanı gösterebiliyor.

Binanın iç yapısını orijinal hale getirme, tabanını orijinal haline getirme, giriş katındaki işlemeleri orijinal haline getirme çalışmaları devam ediyor. İdareden gelen yazışmalara baktığımızda ise 2019 yılı sonu itibariyle yüksek hızlı trenlerin Haydarpaşa Garı’na getirileceği, Sirkeci- Kazlıçeşme arasındaki yüzeysel hatta ise yol yenileme çalışmalarından sonra 2020 mart ayı sonundan itibaren trenlerin çalıştırılabileceği, banliyö trenlerinden mahrum kalanların tekrar banliyö trenlerine kavuşacağı söyleniyor.

Yüzeysel hat mart olmasa da nisan gibi biter ama, Haydarpaşa için verilen tarihin kesin olmadığını hatırlamak lazım. Gar sahasında Arkeoloji Müzeler Müdürlüğünün olduğu bir çalışma var. Bu çalışma esnasında rastlanan Kalkedon, Bizans, Osmanlı kalıntılarının çıkarılması işlemi devam ediyor. Arkeolojik kazılar ufak ufak, tırnakla çıkarılan kazılar olduğu için süresi için bir öngörüde bulunulamıyor. Bu yüzden idarenin verdiği tarih belki olabilir belki de olamaz. Belki trenlerin geçeceği bölüm tamamlanır, diğer kazılar devam eder. Peronların bakımı ve onarımı sürüyor. Peronların kısmen bazı noktalarının cam haline getirilerek arkeolojik buluntuların sergilenmesi düşünülüyor. Eğer arkeolojik buluntuların yerinde sergilenmesi de sorun olmazsa Adapazarı trenlerinin de Haydarpaşa gar kalkış ve varış olarak işlemesi düşünülüyor.”

ÖNCEKİ HABER

Tarım işçileri 70 lira yevmiye için zorlu koşullarda çalışmaya mahkum!

SONRAKİ HABER

İBB’den Okçular Vakfına aktarılan 1,2 milyonun belgesi ortaya çıktı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa