20 Ağustos 2019 05:01

HDP'li vekil Aydeniz: Dış politikada itibarsızlaşan iktidar Kürtlere saldırıyor

Saliha Aydeniz: Diyarbakır’a, Van’a, Mardin’e yapılan kayyım müdahalesi İstanbul’a, İzmir’e, Ankara’ya, Türkiye’nin tüm büyükşehirlerine yapılmış olarak değerlendirilmelidir.

Fotoğraf: MA

Paylaş

Reşo RONAHÎ
Diyarbakır

HDP’li 3 büyükşehir belediyesine kayyum atanmasının yankıları sürüyor. 24 Haziran 2018’de HDP’den Diyarbakır milletvekili seçilen ve kayyum atandığı gün halkla birlikte belediye önünde açıklama yapmak isteyen ve saldırıya uğrayan Saliha Aydeniz kayyım atamalarına ilişkin Evrensel’e konuştu. “Bugün Diyarbakır’a, Van’a, Mardin’e yapılan kayyım müdahalesi İstanbul’a, İzmir’e, Ankara’ya, Türkiye’nin tüm büyükşehirlerine yapılmış olarak değerlendirilmelidir” diyen Aydeniz bu irade gaspına tüm kesimlerin karşı çıkması gerektiğini vurguladı.  

Partiniz 31 Mart’ta söz Diyarbakır, Van ve Mardin büyükşehir belediyelerini kazandı ve kayyımlardan geri aldı. Kamuoyunun da hatırlayacağı üzere belediye başkanlarının mazbataları çok geç verildi. Daha o zaman kimi belediyelere el konuldu YSK marifetiyle. Şimdi de bahse konu üç büyükşehirin belediye eş başkanları görevlerinden alındı ve yerlerine kayyımlar atandı. Öncelikle bu müdahaleyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında bu ülkede demokrasi mücadelesi veren HDP’nin marjinalleştirilmesine dönük bir durum söz konusu. Dediğiniz gibi bu ikinci bir kayyum süreci. Ama bu defa Abdullah Öcalan’ın 2 Mayıs’tan beri yapılan görüşmelerde ısrarla barışa atıfta bulunması, HDP’nin ısrarla her gün demokrasi ittifakı oluşturulmasına yönelik çağrıları olmasına rağmen devlet aklı savaşta ısrar ettiğini gösteriyor. Bunu niye söylüyorum. 2015’ten bu yana Abdullah Öcalan üzerinde bir tecrit söz konuş ve bu tecritle birlikte bir savaş hukuku işliyor. Yani bugün AKP-MHP faşist ittifakı Türkiye’de bir faşist diktatörlük oluşturmam istiyor. Ama halk 24 Haziran 2018’deki seçimlerde de, 31 Mart seçimlerinde de, 23 Haziran İstanbul seçiminde de bunu istemediğini sandığa yansıttı. Ortaya çıkan durum Türkiye’nin tekçi değil, çoğulcu bir zihniyetle yönetilmesi arzusunu gösteriyor. Fakat bu faşist ittifak, Başkanlık sistemi dediği diktatörlük rejiminde ısrar ediyor ve bu ısrarı da savaş hukuku üzerinden yürütmeye çalışıyor. Bu Türkiye’de devlet yönetiminde hukukun üstünlüğü kalmamıştır, yargının bağımsızlığı kalmamıştır. Sıradan bir devlet memurunun “Ben devletim” dediği bir ortamdan bahsediyoruz. Bu saldırgan yaklaşımı kendi iktidarlarını sürdürmenin müdahaleleri olarak görüyoruz.

Gözaltı operasyonları oldu. Çok sayıda kişi gözaltına alındı aynı zamanda…

Evet, birçok partili arkadaşımız gözaltına alındı siyasi bir operasyonla. HDP’ye yönelik operasyonlar aslında hiçbir zaman hız kesmedi. Ama dün yüzlerce adrese baskın yapılarak gözaltıların yapılması tam da bugün gerçekleşen kayyım atamalarına karşı gerçekleşecek eylemlerin ve tepkilerin önüne geçmek içindir. O yüzden tamamen bir siyasi karardır kayyım ataması ve bu operasyonlar da siyasi operasyonlardır. İrade gaspıdır kayyum atamaları. Sadece HDP’ye veya Kürtlere karşı gerçekleşmiş bir müdahale değildir bu. Bu, aslında Türkiye’nin geleceğine kayyum atanmasıdır. Türkiye’nin demokratikleşmesinden yana olan HDP ve tüm demokrasi güçlerine karşı bir darbedir aslında. Bu, aslında 2015’ten bu yana önüne savaş hukukunu koyan ve çetevari yöntemlerle yönetilen Türkiye Cumhuriyeti’nin tam da geldiği noktadır. Sabah saat 05.30’da belediyenin önüne gittiğimizde emniyet şube müdürü eş başkanımıza “Siz görevden alındınız” diyor. Sözlü olarak beyan ediyor ve kendini yargının yerine koyuyor, kendini devletin yerine koyuyor, kendini adaletin yerine koyuyor. Uzun bir süreden beri bu durum var. Bu bile devletin hangi çetevari yöntemlerle yönetildiğini, güçler ayrılığının tamamen bertaraf edildiğinin bir göstergesi. Dolayısıyla bu irade gaspına tüm halkların, tüm kesimlerin karşı çıkması gerekir. 

Bir süreden beri Rojava’ya müdahale meselesi gündemde. Israrlı bir biçimde Rojava’ya, Fırat’ın doğusuna müdahale edeceğine dair tehditlerde bulunuyor hükümet yetkilileri. Urfa’da Amerika ile birlikte ortak harekat merkezi kurulduğu da deklare edildi. Bu müdahalenin Fırat’ın doğusuna operasyon düzenlemekle bir ilgisi olduğunu düşünüyor musunuz? Mesela Evrensel yazarlarından Yusuf Karataş oraya operasyon düzenleyemeyen hükümetin buradaki Kürtlerin kazanımlarına yöneldiği tespitinde bulundu. Ne düşünüyorsunuz?

Aslında uzun bir süredir Türkiye’de yapılan siyasi operasyonların da, daha önceki kayyum müdahalesinin de, şimdiki kayyum müdahalesinin de Ortadoğu’daki, özelde de Rojava’daki gelişmelerden asla ayrı olmadığını düşünüyorum. ABD ve Türkiye oraya dair bir mutabakata vardı. Ama bu mutabakatta Türkiye sadece görüntü olarak var. Aslında o masada Kürtler var. Abdullah Öcalan’ın “Ben bir haftada çözerim, demokratik yol ve yöntemlerle çözmemiz gerekiyor” söylemi… Aslında dikkat ederseniz söz konusu mutabakat ile Abdullah Öcalan’a 50 gün sonra görüş izni tanınmasının tam da sebebi bu aslında. Yani aslında Kürtler bugün hem Türkiye’de, hem Ortadoğu’da siyaseti belirleyen bir konumdalar. Mutabakatın yapıldığı gün Abdullah Öcalan’a gidilmesi de bunun bir göstergesidir. Türkiye sıkıştıkça bu yöntemlere başvurmaktadır. Daha evvel Afrin’e operasyon yapıldığında tüm dünya sessiz kaldı. Bugün Rojava’da bütün dünyaya örnek olan bir sistem inşa ediliyor. Bu sistemde Kürtlerin eli güçlü olduğu için Türkiye buradaki Kürtlerin kazanımlarına dair baskı ve operasyonlar gerçekleştirmektedir. Son 4 yılın tamamını değerlendirdiğimizde ortaya çıkan tablo budur. Bugün Kürdistan Federe Bölgesi’ne yapılan saldırı da bundandır. Yani Kürdün nerde bir kazanımı varsa ona saldırmayı, onu yok etmeyi kendine iş edinmiş durumda. Kürt düşmanlığı, Kürtsüzleştirme… Biliyorsunuz daha önce Baas rejimi tarafından yapılan Arap kemeri bugün Türkiye eliyle oluşturulmaya çalışılıyor. Tam da bu nedenledir. Eğer iktidar gerçekten Türkiye’nin geleceğini düşünüyorsa Kürtlerin taleplerini dinlemek zorundadır. 100 yıldır deneyip defalarca yanıldılar. 100 yıldır bu ülkenin iktidarları “Asarız, keseriz” “Bir gece ansızın gireriz” diye meydan okuyorlar. Nerede daha önce bunu söyleyenler? Ama Kürtler her geçen gün mücadelesini büyütmeye devam ediyor. HDP’li belediyelere kayyum atanması da bundan ayrı değildir. Amerika’ya, Rusya’ya gücü yetmeyen ya da dış politikada tamamen itibarsızlaşan Türkiye savaş hukukuyla HDP’ye, HDP’nin kurumlarına, Kürt halkının iradesine saldırıyor. Ama bugün Diyarbakır’a, Van’a, Mardin’e yapılan kayyum müdahalesi İstanbul’a, İzmir’e, Ankara’ya, Türkiye’nin tüm büyükşehirlerine yapılmış olarak değerlendirilmelidir. 

Keza İstanbul’da seçim tekrarı da buna benzer bir müdahaleydi…

Evet, İstanbul’a da yapılmıştı bu müdahale 23 Haziran öncesinde. Biz 31 Mart sonrası Malazgirt’in, Muş’un, Tatvan’ın, Bitlis’in durumunu ifade ettik. “Oralara yaklaşım İstanbul’a yaklaşımdır” dedik. Ki 23 Haziran öncesi dediğimiz de çıktı. 23 Haziran’da bu iktidara iyi bir cevap da verildi. Bu iktidarın faşist bir ittifak olduğu, halkların faşizmi değil demokrasiyi benimsediği açığa çıktı. Burada gerçekleşen kayyım müdahaleleriyle de demokrasiyi benimseyen tüm halkların iradesi gasbedilmiştir.

 

ÖNCEKİ HABER

ÖSYM Başkanından DGS açıklaması: Kılavuzu bu hafta yayımlayacağız

SONRAKİ HABER

Doktor Özgür T.'nin evinde ölü bulunan Ayşe Karaman'ın kanında 7 farklı ilaç bulundu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa