19 Ağustos 2019 08:05

Metal işçisi sözleşmede inisiyatif sahibi olmalı

Arzu Erkan metal sektöründeki toplusözleşme sürecini yazdı: "Metal işçileri 2015 Metal Fırtına'da olduğu gibi bu sözleşme döneminde de kırmızı çizgilerini belirlemeli"

Fotoğraf: Onur Yurtsever

Paylaş

Arzu ERKAN

Metal sektöründe örgütlü işçi sendikaları ile patron sendikası MESS arasında sürdürülen grup toplu iş sözleşmesi görüşmeleri eylül ayında başlayacak. Ekonomik krizin gölgesi altında geçecek görüşmelerin metal işçileri açısından hayli zorlu geçeceği konusunda neredeyse herkes hem fikir. Zira patronların krizin yükünü işçilere ödetmek üzere aylar öncesinden kolları sıvadığı sektörde işten atmalar, esnek çalışma uygulamalarının yaygınlaştırılması, ücretsiz izinler, kısa çalışma ödeneğinden yararlanma gibi çokça saldırı gerçekleşti. Bu saldırılar karşısında suskun kalmayı tercih eden sendika bürokrasisinin ise şimdiden iş yerlerinde kriz sopasını kullanarak işçileri en aza razı etme girişimleri içerisinde olduğuysa fabrikalardan gelen haberler arasında. İş yerlerinde bu amaçla en çok kullandıkları argümansa “bu dönem fazla bir şey beklememek lazım” şeklinde özetlenebilir. Sanki bundan önceki sözleşmelerde metal işçisinin kayıpları giderilmiş, insanca çalışma ve yaşama talebi az çok karşılanmış gibi.

Eylül ayında başlayacak görüşmeler kapsamında Türk Metal ve Birleşik Metal-İş sendikaları taslak hazırlıklarına başlarken her dönem olduğu gibi bu dönemde Özçelik-İş’in gıkı bile çıkmıyor. Türk Metal şu ana kadar iş yerlerinde üyelerine anket dağıtma ile sınırlı bir tutum alırken Birleşik Metal-İş ise fabrikalarda kurduğu sözleşme komiteleri ile her iş yerinden ayrı ayrı taslak önerilerini aldı. Hiç kuşku yok ki; ağustos ayı fabrikaların iyiden iyiye hareketlendiği bir ay olacak. Taslaklara son şeklinin verileceği bu ayda metal işçilerinin gerçek taleplerinin sözleşme taslağına yansıyıp yansımayacağı hususu ise ucu açık bir soru. Tam da o nedenle geçmişin deneyimi ile hareket eden Türk Metal üyesi işçilerde, işçilerin onayı alınmadan taslak MESS'e sunulmasın talebi öne çıkıyor. Birleşik Metal-İş ise gelen öneriler ışığında genel temsilciler kurulunun ardından taslağa son şeklini genel yönetim kurulunun vereceğini ifade ederken üyelerinin katılımını öneri verme ile sınırlı tutuyor. Her iki sendika da farklı yöntemler izlese de sonuç esasen aynı yere çıkıyor. Taslak işçilere onaylatılmadan “ilgili kişilerce” hazırlanıp MESS'e sunuluyor.

Böyle olunca; kriz koşullarının yarattığı yoksullaşmanın nasıl aşılacağı, metal işçilerinin insan onuruna yaraşır bir ücret ve çalışma koşullarını nasıl elde edeceği, patronların kazanılmış hakları ortadan kaldırma girişimleri ve elbette ki Hükümetin başta kıdem tazminatı olmak üzere hak gasbı girişimleri karşında nasıl bir tutum alınacağı sendika üst bürokrasisinin “insafına” bırakılmış oluyor.

Evet, 2019 sözleşmesi çetin mücadelelere sahne olacak bir sözleşme olacak. En son MESS’in iş yerlerinde yaptığı ankette sorduğu sorular da bunu ortaya koyuyor. MESS bu dönem metal işçilerinin karşısına 3 yıllık sözleşme, düşük ücret, ikramiyelerde kıstalyevm gibi kazanılmış hakların gasbını içeren bir saldırı planı ile çıkacak. Zaten bunu da gizlemiyorlar.

Burada esas mesele bunun karşısında metal işçisi ne yapacak? Sendika bürokrasisinin ona biçtiği “zaten sana ne istediğini sorduk, bundan sonrası bizde, bizi izle, gerisini merak etme” diye kabaca ifade edilen rolü mü oynayacak, yoksa başrolde olmayı becerebilecek mi?

Şimdilerde sendikacıların en iyi yaptığı, en kötü senaryoyu işçilere anlatmak, “kriz var aman istihdamı koruyalım, en aza razı olalım”, “kriz var bu koşullarda sözleşme süresine takılmayalım”, “zaten TÜPRAŞ sözleşmesi ortada, kamuda bile yüzde 8+4 alındı, yüzde 10 alırsak öpüp başımıza koyalım”. Sendikacıların iş yerlerinde anlattıkları bunlar. Onlar da tıpkı patronlar gibi metal işçisinden yaratmadığı bir krizin bedelini ödemeye razı olmasını istiyorlar. Üstelik kriz denilen şeyin patronlar için kârından zarar etmek olduğunu bile bile. Sendika bürokrasisinin isteği işçiyi sindirmek, işçiyi korkutmak, işçiyi izleyen ve sonunu bekleyen bir duruma itmek.O nedenle sendikacılardan harekete geçmesini beklemeden harekete geçmeli metal işçileri. İnisiyatifi tümüyle ellerine almalıdır. Taslak hazırlığından, görüşmelerin an be an takip edilmesine, patronların dayatmaları karşısında nasıl bir tutum alacağının belirlenmesi de dahil söz, yetki ve karar metal işçilerinde olmalı. Sözleşme işçilere sorulmadan asla ve asla imzalanmamalı. Elbette ki bunun yolu işçilerin birliğinden geçiyor. En küçük üretim biriminden başlayarak fabrikalarında komitelerini kurmalı metal işçileri. 2015 Metal Fırtına'da olduğu gibi bu sözleşme döneminde de kırmızı çizgilerini belirlemeli. O dönem sadece 3 talebin on binlerce metal işçisini nasıl bir araya getirdiğini hatırlayacaktır metal işçileri. Dün bunu yapan işçi bugün de aynısını yapacak güçtedir. Yeter ki birliğini sağlasın, kendi geleceğine ilişkin kararları sendikacının değil kendisinin verebileceğine inansın. Derslerle dolu bir geçmiş bu kavgadan nasıl zaferle çıkılacağının deneyimlerini de taşıyor. Ancak bu deneyimle hareket eden işçiler bu süreci lehlerine çevirebilir.

ÖNCEKİ HABER

Şerefxan Cizîrî: Kürtlerin yaşadığı her yerde enstitüler açılmalı

SONRAKİ HABER

Hatay'da 25 farklı noktada orman yangını çıktı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa