18 Ağustos 2019 08:47

Avrupa'nın gündeminde bu hafta: İngiltere, Fransa ve Hong Kong

Avrupa'nın gündeminde İngiltere’de “anlaşmasız Brexit”, Fransa’da devlet hastanelerinde süren grev, Hong Kong’daki protestolar yer aldı.

Görsel: Pixabay

Paylaş

İngiltere’de Boris Johnson hükümetinin “anlaşmasız Brexit” konusunda görünürdeki kararlılığı sürürken, ana muhalefet olan İşçi Partisinin Lideri Jeremy Corbyn’den beklenmedik şekilde “geçici başbakanlık” önerisi geldi. Öneriye göre; hükümete güvensizlik oyunu takiben Corbyn liderliğinde kurulacak “Geçici, zaman sınırı önceden belirli bir hükümet” kurularak AB ile Brexit süreci uzatılacak, genel seçime gidilecek ve AB’de kalmanın seçeneklerden biri olacağı yeni bir referandum yapılacak. Corbyn’e en az Brexit’e olduğu kadar karşı olan parlamentodaki muhalefet partilerinin çoğunluğu bu öneriye olumlu bakarken, Liberaller ve ılımlı Muhafazakarların desteği, bu senaryonun gerçekleşme olasılığını belirleyecek.

Fransa’da devlet hastanelerinin acil servislerinde yaklaşık altı aydır grev var. Hastane personeli maddi olanaksızlıklar ve doktorlar başta olmak üzere personel eksikliğinden dolayı olması gereken hizmeti sunamamak ve hastaların sürekli tepkisiyle yüz yüze kalmaktan şikayetçi. Fakat sağlık emekçilerinin iş bırakmaları, yani greve gitmeleri yasak. Bundan dolayı çalışmaya devam eden personel sadece önlüklerine ‘’grevde’’ diye yazıyorlar. Le Monde gazetesinin başyazısından çevirdiğimiz makale hükümetin duyarsız kalmasını eleştiriyor ve acilen harekete geçmeye çağırıyor.

Öte yandan Almanya’da ana akım medyanın Hong Kong’taki protestoları sürekli olarak manşete taşıması dikkat çekiyor. German Foreign Policy’den aldığımız analiz, Almanya’nın Hong Kong’daki muhalefetle ilişkisini göstermesi açısından ilginç. 

İNGİLTERE: JO SWINTON ANLAŞMASIZ BREXIT KONUSUNDA CİDDİ İSE CORBYN’İ DESTEKLEMELİ

Jonathan LIS
The Guardian

(İŞÇİ Partisi Lideri) Jeremy Corbyn, taraftarlarının ve de karşıtlarının kabul ettiğinden daha yetenekli bir politikacı. Perşembe gecesi bunu bir kere daha gösterdi. Muhalefetin lideri, son dönemde görülmemiş bir manevrayla, kendi partisinin hiçbir politikasını yürürlüğe sokmama vaadiyle bir hükümet kurmayı önerdi.

Corbyn, diğer muhalefet partileri ve ılımlı Muhafazakarlara yazdığı mektubunda “Tamamen zaman sınırlı geçici bir hükümet” kurarak Article 50 (Britanya’nın AB’den çıkışı sürecini başlatan, Lizbon Anlaşması’nın 50. maddesi) sürecini uzatmayı ve genel seçime gitmeyi vadediyor. Ayrıca, AB içerisinde kalma seçeneğini de içeren yeni bir referandumun sözünü veriyor.

Bu adımı neden attığı hakkında birçok tartışma olacaktır fakat son tahlilde amacının çok bir önemi yok. Corbyn muhalefetin lideri ve yazılı olmayan anayasamıza göre alternatif başbakan sırasında birinci. Aynı zamanda tam da Remainerların (‘AB’de kalalım’cıların) arzuladıklarını söylediklerini gerçekleştirecek kesin adımlar öneriyor; anlaşmasız Brexit’i önleyip seçmene Brexit’i tamamen durdurma fırsatı vermek.

Amaç Liberal Demokratları tuzağa düşürmek idiyse Corbyn başarılı oldu. Liberallerin Lideri Jo Swinson baştan Corbyn’in böyle bir hükümetin başına gelmesi olasılığını reddetti ve Corbyn’le görüşme olacağına açık bir kapı bile bırakmadı. Aksine, parlamentonun uzun dönemli üyeleri Ken Clarke (Muhafazakar) veya Harriet Harman (İşçi Parti) liderliğinde bir hükümet tercihini beyan etti. İyi ama, ikisi de, bırakın muhalefeti, bir partinin lideri bile değiller ve Swinson’un çalışacağı lideri seçecek parlamenter çoğunluğu ya da zamanı yok. 

Liberaller’in yeni lideri büyük bir hata yapıyor. Tamamen politik açıdan bile, Corbyn liderliğindeki bir hükümetin uzun vadede İşçi Partiyi güçlendireceğinin bir garantisi yok. Fakat Swinson’un da daha önce belirttiği gibi Liberal Partinin önceliği anlaşmasız Brexit’i durdurmak ve bu tek fırsatları olabilir. Eğer Liberaller birkaç aylık Corbyn başbakanlığının ilaç yetersizliğinden daha kötü olacağına gerçekten inanıyorlarsa bunu açıklayabilmeliler.

‘Kalalım’cıların Corbyn’in önerisine şüpheyle yaklaşması hoş görülebilir ve cevaplanması gereken birçok soru var. İşçi Parti referandumda AB’de kalma seçeceği sunacak fakat her koşulda bu yolda kampanya yapacak mı? Partinin politikası hâlâ ilkin Brexit anlaşması koşullarını AB ile tekrar görüşerek değiştirmek mi? Neden referandumu şimdi, genel seçimden önce yaparak Brexit yerine son üç senedir göz ardı ettiğimiz sorunlar üzerine odaklı bir seçime gitmiyoruz? Burada önemli olan bütün partilerin hızlı ve iyi niyetli katılımı. Başbakanların otoritesinin kaynağı sadece parlamentodur ve Corbyn anlaşmadan saparsa Milletvekilleri hemen güven oylarını geri çekebilirler. 

Parlamento anlaşmasız Brexit’i engellemek için birçok değişik ve eş zamanlı taktik de kullanabilir. Milletvekilleri güvensizlik oyu ve alternatif hükümetler tartışmaları arasında 50. madde zaman sürecinin uzatılması için yasa geçirme çabasında bulunabilirler. Fakat, size karşı olan bir hükümetle mücadele yerine temel hedeflerinizin ortak olduğu bir hükümetle birlikte yasa yürürlüğe geçirmek daha kolaydır. Corbyn’in çözümü ideal olmasa da en olasılıklısı olanı olabilir. 

Politik partilerimiz anlaşmasız Brexit’i durdurmak için elinden geleni yapmazlarsa, ondan sorumlu tutulmaktan kurtulamazlar. Parti ya da şahsi çıkarlarını ulusal çıkarların önüne koyan politikacıları seçmen cezalandırır. Politik sınıfın böyle büyük bir başarısızlığı sadece uç politik akımlara yarar.

Liberal demokratlar ve tüm diğer ‘kalalım’cıların ne istediklerine karar vermelerinin vakti geldi. Corbyn’in birkaç ay boyunca ülkeyi yönetmesi altyapısal ve ekonomik çöküntüden daha kötü bir durum olamaz. Eğer en önemli hedefiniz anlaşmasız Brexit’i önlemek ise onu sağlamak için her adımı atmayı göze almalısınız. Anlaşmasız Brexit felaketinden ne politikacılarımız ne de Britanya halkı yarar görecektir.
(Çeviren: Haldun Sonkaynar)


FRANSA: HASTANENİN ACİL SERVİSİ; KRİZDEN ÇIKMAK İÇİN HAREKETE GEÇMELİ

Le Monde 
Başyazı 

Bundan bir ay önce, 12 Temmuz Cuma günü, (Sağlık Bakanı) Agnès Buzyn, La Rochelle hastanesinde grevde olan acil servis personelinin önünden apar topar ayrılmak zorunda kalmıştı. Mesleği olan doktorluğu burada yaptığı için Sağlık Bakanı hastaneleri çok iyi biliyor ve o gün acilde çalışan personel öfkesini ölçmeye gelmişti. İyi ölçebildi. 2 Ağustos’ta Verneuil-sur-Seine kentinde uzun süren bir krizle karşı karşıya olduğunu kabul etmek zorunda kaldı. (Paris’teki) Saint-Antoine hastanesinde personelin yaşadığı bir dizi saldırıdan sonra patlayan hareketten bu yana beş ay geçti ve bugün Fransa’da bulunan 478 kamu hastanesinin acil servislerinden 216’sı grevde. 

Bakanın haziran ayında yaptığı duyurular (Sağlık personelinin risk primini arttırmaya yönelik 70 milyonluk bir kaynak) hareketi durdurmak bir yana, öfkeyi genişleterek yaydı. Grevciler bugün 10 bin yeni istihdam, ücretlerin net 300 avro arttırılması ve hastanelerin yatak kapasitesinin düşürülmesinin durdurulmasını talep ediyorlar. 

Sağlık hizmetinin büyük bölgesel eşitsizlikler yaşadığı bir ülkede grev halk içinde destek görüyor. Kuşkusuz grev özgün biçimlerle gerçekleşiyor, zira acil servis personeli Japonya’da olduğu gibi grevde olduğunu göstermeye yönelik bir kolluk takıyor ama sağlık hizmeti sunmaya devam ediyor. Yasaların onlara dayattığı zorunluluklara uyuyorlar, ki bu onları yüceltiyor. 

Peki bu “grevsiz grevin” sessiz, hatta görünmez olmasından dolayı mı hükümet hiçbir şey yapmıyor? Rekor hava sıcaklıklarının yaşanmış olmasına rağmen önemli bir sorun yaşanmamış olmasından kaynaklı mı Sağlık Bakanı bu yükselen öfke düzeyinde bir cevap sunmuyor? 

Oysa ki maddi olanak darlığı ve göze batan doktor yoksunluğuna rağmen acil servislerin artan talep karşısında yaşadığı sıkıntılar 2019 yılında keşfedilmedi: Hastalar sabırsızlık ve hoşnutsuzluklarını bazen şiddetle ifade ederken, acil servise gelen hasta sayısı 1996 ile 2016 arasında 10 milyondan 21 milyona çıktı. ‘‘SAMU-Urgences de France’’ örgütüne göre, 2018 yılında 180 bin hasta hastanelerin acil servislerinde bir geceyi koridorda sedyede geçirmek zorunda kaldı. Ki bu kabul edilemez durum yaz dönemlerinde daha da kötüleşiyor. 

Sayın (Sağlık Bakanı) Buzyn, şefkatle davranma sanatında büyük başarı gösteriyor. Kısa bir süre önce “Sağlık sistemlerinin örgütlenmesinin tekrar düşünme zorunluluğu var” diye demeç vermişti. “Yeni sağlık ihtiyaçları için acil servislerimizi uyumlu hale getirmeye” yönelik belirlenecek strateji önerme ile görevlendirilmiş bir grup raporunu yaz sonu sunacak. Fakat vakit güzel sözler söyleme zamanı değil. Yorularak grevin bitmesini beklemektense facia olmadan, krizden çıkma yolunu bulmak için harekete geçmek artık acil hale geldi. 
(Çeviren: Deniz Uztopal)


HONG KONG’DAKİ PROTESTOLAR VE ALMANYA

German Foreign Policy

Federal Almanya Cumhuriyeti, rakibi Çin’i zayıflatmak için Hong Kong’daki protestoları kullanıyor ve şehirdeki Pekin karşıtı muhalefeti destekliyor. Protestoların arttığı temmuz ayında üst düzey bir FDP heyeti Hong Kong’da muhalefetteki Demokrat Parti üyeleri ile bir araya geldi. Hong Kong’un Çin’den ayrılmasını savunan ve polis memurlarına yapılan saldırılara katılmaları nedeniyle haklarında dava açılan eylemciler Almanya’da mülteci korunması kapsamına alındılar.

Hong Kong’daki protestolar çoktan asıl amaçlarını aştı. Mart ayının sonunda şehir hükümetinin yeni bir suçluların iadesi yasasını kabul etme planları eylemleri ateşledi. Halen geçerli olan, İngiliz sömürge gücünün 1 Temmuz 1997’de çekilmeden önce uygulamaya konduğu mevcut düzenlemeye göre, Hong Kong, prensip olarak, Güney Çin metropolü dışında herhangi bir suç işleyenleri Çin Halk Cumhuriyeti, özel idari bölgesi Makao ve Tayvan hariç dünyanın her ülkesine sınır dışı edebiliyor. Sonuç olarak Hong Kong’daki suçlular ve katiller ceza almadan yaşayabiliyor; yetkili makamlar, yolsuzlukla suçlu bulunan milyarderler de dahil olmak üzere 300’den fazla ciddi durumdan söz ediyor. Yeni sınır dışı yasasına karşı 16 Haziran’da yaklaşık iki milyon insan sokaklara döküldü, Hong Kong yargısının bağımsızlığına zarar verebileceğinden korkulduğu için sokağa çıkıldığı söylendi. Bu arada Başbakan Carrie Lam, tasarının gündemden çıkarıldığını açıkladı. Protestolar, Çin’e karşı batı destekli eylemlere dönüştü.

Hong Kong’da on yıllardır protestolara neden olan gerilimler Batı’yı Çin Halk Cumhuriyeti’ne karşı muhalefeti destekleyip sorunları arttırmaya yöneltti. Örneğin, Federal Almanya Cumhuriyeti, politik olarak motive edilmiş protestolar sırasında haklarında dava açılan kişilere mülteci korunması sağlamaya başladı.  Şimdiye kadar Hong Kong’da 8-9 Şubat 2016 geceleri Mong Kok bölgesindeki kanlı ayaklanmalara katıldıkları için yargılanan mayıs 2018’den bu yana, Almanya’da yaşamakta olan iki erkeğe sığınma hakkı verildi. Sığınma hakkı verilen iki adam, Çin şehrini bölmek isteyen “Hong Kong Yerlileri” örgütünün üyesiydiler. Almanya, bu iki kişinin polis memurlarına yönelik şiddet nedeniyle değil, siyasi görüşleri nedeniyle zulmedildiklerini iddia etti ve Hong Kong’daki yetkilileri provoke edip muhalefetin öfkeli protestolarını da kışkırttı.

Federal Parlamento’a yer alan liberal demokrat parti FDP, Hong Kong muhalefetine açıktan destek veriyor. Protestoların sürdüğü temmuz ayında, FDP Lideri Christian Lindner’in önderliğindeki FDP heyeti, muhalefetteki Demokrat Partinin üyeleriyle Hong Kong’ta bir araya geldi. Ziyaretin resmi vesilesi, delegasyonun 9 Temmuz’da FDP üyesi Friedrich Naumann Vakfı tarafından yürütülen “Küresel İnovasyon Merkezi”nin resmi açılışına katılmasıydı. Merkez, “Liberalizm için yaratıcı bir inovasyon platformu” olarak tanımlandı.  FDP heyetinin Hong Kong’taki muhalif eylemcilerle bir araya gelmesi Pekin’de şiddetli protestoyla karşılaştı. Friedrich-Naumann-Vakfı, diğer şeylerin yanı sıra, Pekin’deki 2008 Olimpiyat Kış Olimpiyatlarına yönelik saldırıyı organize eden küresel kampanyaya yardımcı olmuştu. Çeşitli ülkelerdeki darbecilerle olan iş birliğine de önem veren Naumann Vakfı, Tibetli ayrılıkçılara verdiği destek nedeniyle 1996’da Pekin’deki temsilciliğini kapatmak zorunda kalmıştı. Pekin karşıtlarına verilen desteğe, Batı’nın Tayvan’ı Çin Halk Cumhuriyeti’ne karşı politik askeri üs olarak güçlendirme önlemleri eşlik ediyor.

(Çeviren: Semra Çelik)

ÖNCEKİ HABER

Venezuelalı sanatçı İzmir’de okul duvarlarını renklendirdi

SONRAKİ HABER

İhraçlara karşı oturma eylemleri 114. haftasında: Diz çökmedik, çökmeyeceğiz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa