16 Ağustos 2019 04:47

Doç. Dr. Berk Esen: AKP hükümeti günü kurtarmak için hamle yapıyor

Doç. Dr. Berk Esen, ABD ile Türkiye arasında Fırat’ın doğusu için mutabakata varılan "güvenli bölge"ye dair tartışmaları değerlendirdi.

Fotoğraf: Hadi Kurt/DHA

Paylaş

Şerif KARATAŞ
İstanbul

ABD ve Türkiye arasında Fırat’ın doğusunda kurulmak istenen  “güvenli bölge” için mutabakata vardı. Urfa’nın Akçakale ilçesinde ABD ve Türk askeri heyeti, “güvenli bölge”nin derinliğiyle ve kapsamı ile ilgili tartışmalarda sürüyor. “Güvenli bölge” mutabakatını Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Berk Esen gazetemize değerlendirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve AKP hükümetinin Suriye'ye dair uzun vadeli bir politikası olmadığını savunan Esen, “Erdoğan yönetimi Suriye’nin kuzeyinde PYD-YPG güçlerini geriletmek için bir taraftan ABD ile görüşürken öte yandan olası Kürt muhalefetini Öcalan ile görüşerek dindirmek istiyor. Uzun vadede ne derece başarılı olur bilemiyorum ama Türk hükümeti bu hamleleri günü kurtarmak için yapıyor” ifadelerini kullandı.Esen, sorularımızı yanıtladı.

AKP hükümeti ile ABD yönetimi arasında Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge için mutabakat yapıldı. Ardından bölge ile ilgili derinlik ve genişlik üzerinden tartışmalar sürüyor. Bu tartışmalara ilişkin neler belirtmek istersiniz?

Erdoğan yönetimi son 2 senedir bölgedeki gelişmeler ışığında ABD ve Rusya ile ciddi bir pazarlık halinde. Özellikle Rus askeri desteği sonrası Esad yönetiminin devrilmeyeceğini ortaya çıktıktan sonra Türkiye’nin Suriye’de takip ettiği iki önemli hedef kaldı. İlki İdlib bölgesinde Türkiye’ye yakın olduğu düşünülen rejim muhalifi güçleri Esad yönetimini destekleyen güçler karşısında ayakta tutarak, sınırına yakın olan bu alanda nüfuzunu

korumak. İkincisi de yine Türkiye sınırında harekat alanını ve etkinliğini arttırmış PYD-YPG güçlerini mümkün olduğunca zayıflatarak Suriye’nin iç bölgelerine hapsetmek ve otonom bir yapının çıkmasını engellemek. Ben bu iki hedefin birbiriyle bağlantılı bir şekilde yürütüldüğünü ve Rusya ile ABD karşısında sürekli pazarlık masasında öncelikle olarak gündeme geldiğini düşünüyorum. Zira Türk tarafı ilk hedefinde Rusya ile ikincisinde de ABD ile karşı karşıya gelmiş durumda.

Son dönemde İdlib’te Esad rejim güçleri muhalifler karşısında ilerlemesini sürdürdükçe Türk hükümeti Suriye’de kendine güvenli bir alan açmak için Fırat’ın batısında kalan ve şu noktada YPG güçlerinin kontrol ettiği bölgelere yöneliyor. Bu Rusya açısından iki yönüyle çok istenen bir durum. Bu sayede Türk kuvvetlerinin odak noktası Esad güçleriyle karşı karşıya gelinen İdlib’ten başka bir alana doğru kayıyor. Bu gerçekleştikçe Türkiye Suriye’nin kuzeyinde Kürt güçleriyle ve dolayısıyla onları destekleyen ABD ile karşı karşıya geliyor ve Türk-ABD ilişkileri giderek zayıflıyor. Bu da Türkiye’den çeşitli alanlarda taviz koparmaya çalışan Rusya’nın elini güçlendiriyor. Nitekim bu tablonun son haftalarda tekrar gerçekleştiğini görüyoruz. Esad güçleri İdlib’te ilerledikçe Türk hükümeti tekrar PYD-YPG güçlerinin kontrol ettiği bölgelere çevirdi. Bu bölge Türkiye açısından hem sınırlarını kendisine tehdit yarattığını düşündüğü Kürt kuvvetleri karşısında korumak için hem de ileride Türkiye’de bulunan Suriyeli göçmenlerden kimisini yerleştirmek için önemli.

"TÜRKİYE VE PYD’Yİ KARŞI KARŞIYA GETİRMEYECEK ŞEKİLDE TUTUYOR"

ABD açısından değerlendirecek olursanız, neler diyebilirsiniz?

Anlaşılan ABD tarafı açısından Türkiye’nin hassasiyetlerini bir parça da olsa karşılayarak ilişkilerin daha da zayıflamasını önlemek önem kazandı. Bu sayede aynı Menbiç bölgesinde geçen sene gördüğümüz gibi iki ülke bölgede güvenli bölge kurmak ve onu beraber kontrol etmek konusunda anlaştı. Fakat hâlâ açıklığa kavuşmamış bazı noktalar var. Güvenli bölgenin genişlik ve derinliği konusunda iki tarafın ciddi bir anlaşmazlığı var ve bunun aşıldığına dair elimizde bir gösterge yok. ABD tarafı güvenli bölgeyi sadece Türkiye sınırına 5 km kalan alan olarak hesaplıyor ve Kürtlerin yoğun yaşadığı birçok yerleşim yerini bölgenin dışında tutuyor ve ayrıca bu bölgenin uzunluğunu da dar bir şekilde hesaplıyor.  Türk tarafı ise çok uzun bir alanda yaklaşık 30 km’lik bir bölgeyi ABD güçleriyle birlikte kontrol etmek istiyor. Aslında ortadaki bu anlaşmazlık biraz da ABD yönetiminin Türkiye konusunda bir süredir tutarlı bir politika belirleyememesinden kaynaklanıyor. Belki de Obama’nın son döneminden beri ABD Savunma Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığı Türkiye’ye karşı farklı politikalar öneriyorlar. Trump seçilmesi sonrası iki bakanlık çizgisinden de ayrışan 3. bir pozisyon benimsemiş durumda. Dolayısıyla başta Suriye konusu olmak üzere birçok alanda ABD yönetimi içinde Türkiye’ye yönelik 3 farklı görüş ortaya çıkabiliyor. Erdoğan yönetimi uzun süredir sağ popülist tavrı ve kişisel dış politika çizgisi nedeniyle Trump’u ikna ederek ABD yönetiminden taviz koparmaya çalışıyor. Bu durumun güvenli bölge konusunda da devam ettiğini düşünebiliriz. Fakat ileriki dönemde ABD’deki bu bürokratik politika oyunlarının uygulamaya ne şekilde yansıyacağını bekleyip görmek lazım.

Bazı muhalif çevreler ABD’nin tavrının zaman kazanmaya yönelik olduğunu ve Türk tarafının bu süreçte oyalandığını belirttiler. Her ne kadar şu noktada erken olsa da ABD ile varılan bu tarz mutabakatların 1991 sonrası ortaya çıkmış Çekiç Güç sistemini andırdığı tespitine katılıyorum. ABD bu sayede Türkiye’nin bazı kaygılarını yatıştırırken, PYD-YPG güçlerine yönelik Türk hükümetinin baskısını hafifletmiş oluyor. Bu sayede müttefiki olan iki gücü de bölgede ama birbirine karşı çıkmayacak şekilde tutmuş ve bunun üstünde kendi nüfuzunu da korumuş oluyor.

"HDP’Yİ ZAYIFLATMAK İSTİYOR"

Suriye’nin kuzeyine yönelik olası bir askeri operasyonun başta Kürtler olmak üzere bölgeye yansımasına dair neler belirtebilirsiniz? Bunun Türkiye iç siyasetine dair etkisi nasıl olur?

ABD ile anlaşma yapılmadan yürütülecek bir askeri operasyonun hem dış hem de iç siyaset açısından ciddi riskler barındırdığını söyleyebiliriz. Sınırları belirlenmeden bu tarz bir adımı Türk hükümetinin de atmak istemeyeceğini düşünüyorum. Zaten son 2 haftaki olaylar, ülke siyasetinde baskın hale gelen anti Amerikancı dalganın etkisinin azalmaya başladığını gösterdi. ABD ile varılan mutabakat sonrası bu durum daha da güçlenebilir.

Son Yüksek Askeri Şura (YAŞ) zirvesinde ABD karşısında çok daha sert bir pozisyon almak isteyen bazı subayların emekliliğe ayrıldığı söyleniyor. Tüm bu gelişmeler Erdoğan yönetiminin de askeri müdahaleyi bir koz olarak elinde tutmak istese de pratikte bu hamleyi kullanmak istemediğini gösterdi.

Gördüğüm kadarıyla Erdoğan, Mart yerel seçimi sonrasında HDP’yi zayıflatmak ve Suriye Kürtleri karşısında elini güçlendirmek için tekrardan Abdullah Öcalan ile görüşme kararı almıştı. Nitekim seneler sonra Öcalan’ın avukatlarıyla görüştüğünü ve hatta ilettiği mesajın TRT’den yayınlandığını gördük. Bunlar her ne kadar yenilenen İstanbul yerel seçiminde AKP’li adayını şansını arttırmak için düşünülmüş olsa da dış siyasetle de alakalı bir boyutu olduğunu düşünüyorum. Varılan güvenli bölge mutabakatı sonrası Türk hükümetinin bu çizgiyi devam ettireceğini tahmin ediyorum. Bu sayede HDP’nin marjinalize edilmesi süreci de hızlanacaktır. Bu hafta içinde Abdullah Öcalan’ın silah bırakma konusunda yaptığı açıklama ve çözümü getireceğini söylemesini de bu açıdan değerlendirmek gerekiyor. Erdoğan yönetimi Suriye’nin kuzeyinde PYD-YPG güçlerini geriletmek için bir taraftan ABD ile görüşürken öte yandan olası Kürt muhalefetini Öcalan ile görüşerek dindirmek istiyor. Uzun vadede ne derece başarılı olur bilemiyorum ama Türk hükümeti bu hamleleri günü kurtarmak için yapıyor.

"ERDOĞAN ABD YÖNETİMİNE MESAJ VERİRKEN İÇERİDE MHP KANADINI TATMİN ETMEYE ÇALIŞTI"

Mutabakata karşın AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, “sınır güvenliği” için askeri operasyonun kaçınılmaz olduğuna dair ısrarla açıklamalar yaptı ve Kurban Bayramı sonrası için operasyon sinyali verdi. Erdoğan’ın ve AKP’nin Suriye’ye yönelik tek çözüm olarak askeri operasyonda ısrar etmesini nasıl yorumluyorsunuz?

Özellikle ABD ile varılan anlaşma sonrası şu noktada Türkiye’nin bölgede askeri operasyon yapma ihtimalinin hayli azaldığını düşünüyorum. Zaten ilk etapta Erdoğan bu tarz açıklamalarıyla hem ABD yönetimiyle girilen pazarlıkta Türk hükümetinin ciddi olduğu mesajını veriyor hem de iç siyasette özellikle MHP kanadını tatmin etmeye çalışıyordu. ABD ile güvenli bölge konusunda varılan mutabakat sonrası Türkiye hedefine çok daha kısıtlı bir halde bile olsa şimdilik, hem de askeri bir yükümlülüğe girmeden ulaşmış gözüküyor. Bahçeli de mutabakata destek verdiğini açıkladı. Dolayısıyla askeri harekatın şu noktada masadan kalkacağını düşünebiliriz.

Fakat tabi uygulama noktasında hâlâ ABD-Türkiye arasında ortaya çıkabilecek görüş ve uygulama farklılıkları ileride tekrardan askeri hareket seçeneğini ortaya çıkabilir. Menbiç’te iki taraf bir seneyi aşkın bir süredir benzer bir işbirliği içine girmiş durumda. Dolayısıyla öncelikli olarak uygulamaya bakmamız gerekiyor. ABD’nin yaklaşık 1000 asker ile hem o bölgede kontrolü sağlayıp hem de IŞİD ile mücadeleyi nasıl yürüteceği belirsiz. YPG güçlerinin mutabakata ne oranda uyacakları ve Türk ordusuyla sıcak bir çatışmadan kaçınıp kaçınmayacakları da şu an için netlik kazanmamış durumda. Ben şu noktada Kürt kuvvetlerinin Türkiye ile sıcak bir çatışma içine girmek istemeyeceklerini ve ABD’nin tavrını kaygıyla izleseler de ellerindeki tek güvenilir müttefiki zor durumda bırakmak istemeyeceklerini düşünüyorum.

"MUHALEFETTEN GELEN DİYALOG ÇAĞRILARI OLUMLU"

CHP ve HDP başta olmak üzere muhalefetten yapılan açıklamalar sorunun çözümü için barışçıl ve diyalog önerileri geldi. Buna dair değerlendirmeniz nedir?

Türkiye açısından bu noktada temel risk Suriye krizinde hâlâ çıkış planının olmaması. Türk hükümeti Suriye iç savaşının iki önemli aktörü olan Esad yönetimi ve PYD-YPG cephesiyle görüşmüyor. Bölgede karşılaştığı Rusya ve ABD ile ilişkileri dönemsel olarak ciddi değişikliklere uğrayabiliyor. Geriye sadece savaşma kapasiteleri belirsiz ve ne tip bir rejim kurmak istediklerini kestiremediğimiz Sünni radikal muhalif gruplar kalıyor. Türkiye bu grupları korumak için bölgede ne oranda ve ne kadar süre askeri etkinliğini devam ettirebilir ve nasıl bölgeden ayrılır soruları benim kafamda hâlâ belirsiz. İleride gerçekleşebilecek yol kazaları sıkıntılı durumda olan Türk ekonomisini ve siyasetini daha da büyük bir kriz içine sokabilir. O nedenle muhalefetten gelen diyalog çağrılarını olumlu buluyorum. Fakat Suriye iç savaşında saflar o kadar keskinleşti ki, Türkiye’nin bu gruplarla istese bile kolay kolay tek bir masa etrafında buluşmasının mümkün olmadığını düşünüyorum. Şu noktada ancak Rusya ve ABD üstünden yürütülen müzakereler üstünden Türkiye bölgedeki ağırlığını korumaya devam edebilir. Fakat bu hassas denge daha ne kadar bu şekilde devam eder sorusuna verilecek cevabı kestirmek zor.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Finlandiya’da iltica talebi reddedilen kağıtsız göçmenler vahşice sömürülüyor

SONRAKİ HABER

‘Basın İlan Kurumu Kürtçe yayımcılığı bitirdi’

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa