13 Ağustos 2019 03:13

Doç. Dr. Hakan Güneş: Afganistan’da ABD barışı Taliban’a sıkıştı

ABD’nin Afganistan’da Taliban’la yürüttüğü barış görüşmelerini yorumlayan Akademisyen Hakan Güneş, Taliban’ın geçiş hükümetinin büyük ortağı olmak istediğini belirtti.

Taliban temsilcileri toplantı fotğrafı: AA & Doç. Dr. Hakan Güneş: MA

Paylaş

Meltem AKYOL
İstanbul

11 Eylül saldırılarının ardından 136 ülkenin desteğiyle Afganistan’a giren ABD, 18 yıl sonra bölgeden çıkmak için uğraşıyor. Bu arada büyük yıkıma uğrayan ülkenin barış görüşmelerini yine aynı aktör, yani ABD gerçekleştiriyor.Bu kapsamda Taliban’la başlayan barış görüşmeleri de devam ediyor.

Afganistan’daki sürecigazetemize değerlendiren İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hakan Güneş, tıkanma noktasına gelen görüşmelerin Trump-İmran Han görüşmesi ile ivme kazandığını ve ABD’nin eylül sonunda görüşmeleri nihayete erdirmek istediğini belirtti. Görüşmeler sürerken patlayan bombaları Taliban’ın masaya güçlü oturma ve geçiş hükümetinin büyük ortağı olma hamlesi olarak değerlendirdi. Talibanlı bir hükümetin “yeni göç dalgası” getireceğine dikkat çeken Güneş, Afganistan’dan Suriye’ye Ortadoğu’da süren savaşların ve emperyalist müdahalelerin panzehrinin ise antiemperyalist barış mücadelesinin yükseltilmesi olduğunun altını çizdi.

TRUMP’IN TEHDİDİ PAKİSTAN İÇİNDİ

Barış görüşmelerinin detayları ile başlayalım, ne kadardır devam ediyor bu görüşmeler, şu anda hangi aşamada?
İki yılı aşkın bir süredir, dolaylı olarak, devam eden görüşmelerin sekizincisi şu anda Doha’da sürüyor, bir taraftan Afganlar arası barış görüşmeleri de sürdürülüyor. Bu aşamaya gelmeden tabii ki daha önce de dolaylı görüşmeler olmuştu; Moskova’da ve farklı yerlerde ama o görüşmelerin esas itibariyle tıkandığını söyleyebiliriz. Görüşme sürerken bombalar patlıyordu ve ilerleme sağlanamıyordu. Şimdi yeniden ivme kazandı ve bu aslında geçtiğimiz ay yapılan bir görüşme sonrası oldu.

Neydi o görüşme?
ABD Başkanı Donald Trump ile Pakistan Başbakanı İmran Han görüşmesiydi. Trump’ın“Afganistan’ı yeryüzünden sileriz” cümlesi ile gündeme oturan o görüşme aslında bu süreci hızlandırdı. Bu görüşme sırasında Trump’ın kamuoyu önünde yaptığı açıklamanın çok manidar olduğunu düşünüyorum, zaman zaman kontrolsüzce cümleler sarf ediyor Trump ama bu öyle sayılabilecek bir cümle değildi. Trump’ın Afganistan’a ilişkin sözleri aslında büyük ölçüde Pakistan’a yönelik bir tehditti. Çünkü Afganistan sorununun aslında en kilit aktörü şüphesiz Pakistan’dır, Taliban’ın yaratıcısı Pakistan’dır ve elbette bu Amerikan-Pakistan-Suudi Arabistan-Körfez iş birliği ile gerçekleşmiştir. Şu anda Afganistan Taliban’ı üzerinde en etkili aktörün Pakistan gizli servisi olduğu yine herkesin bildiği bir sırdır. Bu nedenle de Trump aynı açıklamada bu işi Pakistan’la çözmek istediklerini apaçık ifade etmişti.

O günden sonra da işler hızlandı ve bugün bu görüşmelerin belli bir noktaya yaklaştığı konuşuluyor, tabii ki bunun garantisini kimse veremez. Ama son yıllarda Taliban ile Afganistan hükümeti arasındaki görüşmelerin barışa en yakın olduğu noktada olduğu söyleniyor pek çok gözlemci tarafından.

Ayrıca şunu da eklemek lazım, Pakistan’ın Taliban vasıtasıyla hükümete ortak olacağının gündeme gelmesiyle birlikte barış görüşmelerini hızlandırmak konusunda inisiyatif aldığını söyleyebiliriz.

TALİBAN GEÇMİŞTE OLDUĞU KADAR YEKPARE DEĞİL

Peki Taliban’la ‘barışmak’ işi çözecek mi? Çok parçalı cihatist yapılar var, şimdi bir de IŞİD var örneğin...
Evet, burada en önemli zorluklardan birisi Taliban’ın geçmişte olduğu kadar yekpare olmadığı gerçeği. Pek çok gözlemci, geçmişte olduğundan çok daha fazla parçalı bir Taliban olduğunu ve dolayısıyla Pakistan’ın merkezi olarak çok hızlı bir biçimde tüm Taliban’ı aynı noktaya getirmesinin kolay olmadığı ve bunun zaman alabileceği görüşünde. Ancak bir bakıma da işleri kolay. Taliban’ın hükümet ortaklığı ve geçici hükümetten sonra yeni bir hükümet kurulması için seçim takvimine rıza göstermesi karşılığında ortada sadece ve sadece bir tane şart var, o şart da,el-Kaide ve benzeri -şimdi ona IŞİD’i de eklemek lazım- uluslararası terör örgütlerine, sanki Taliban bir terör örgütü değilmiş gibi, ev sahipliği yapmamak, başka da şart yok, bir buçuk falan diyemem sadece bir tane şart var. Bunun karşılığında Amerikan askerleri çekilecek ve Amerika’nın desteklediği Afganistan Merkezi Hükümeti de Taliban ile görüşüleni yapacak, net tek şart bu.

Ama sürecin nasıl gelişeceği konusunda Taliban’ın biraz ayak sürüdüğünü görüyoruz. Yoksa bir geçici hükümet kurmak konusunda bazı mekanizmalar şimdiden konuşuluyor, Afganistan’ın zaman zaman başvurduğu büyük bir asamblesi var, bütün bölgelerden delegelerin katıldığı bir ulular-yaşlılar meclisi gibi bir aşiret meclisi. Bu tür bir meclisin toplanması ve ortayı temsil edecek, çeşitli eğilimlerin, Taliban’ın da tabii, temsilcilerinin bulunacağı bir geçiş hükümeti ile yeni sürece geçiş yapması konuşuluyor.

Amerika’nın, Pakistan’ın, Taliban’ın ve Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin bu noktaya çok yakın olduğunu görüyoruz, ikinci önemli Başkan Adayı Abdullah’ın buna çok yakın olduğunu görüyoruz, yani ülkedeki hükümet ve hükümetin muhalefetindeki temel aktörlerin, uluslararası temel aktörlerin ve Taliban’ın bu noktada bir barış noktasına oldukça yaklaştığını görüyoruz.

TALİBAN MASADA ELİNİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN SALDIRIYOR

Bir yandan görüşmeler devam ediyor ama bombalar da patlıyor...
Taliban zaten ülkenin üçte birinden fazlasını; Kandahar’ı, Helmand’ı, hatta Kunduz’un önemli bölgelerini, kontrol ediyor; buralarda vergi topluyor, okul sistemini o yönetiyor, mahkemesi var, askeri güvenliği o sağlıyor. Ve son bir yılda etkinliğini arttırmış görünüyor. Dolayısıyla Amerika’nın çekilme niyetini, Pakistan’ın da bunu destekleyen tutumunu gördüğü ölçüde Taliban son kuvvet gösterileri ile birlikte masaya çok kuvvetlice ve geçiş hükümetinin de büyük ortağı olarak oturmak istiyor. Yaptığı son saldırıları böyle okumak gerekiyor.

NARKO TRAFİK VE FONLAR MESELESİ KRİTİK KONULAR

Taliban’la uzlaşma ve Taliban koalisyonlu bir hükümet kurulması nasıl olacak?
Tabii ki çok zor olacak. Afganistan eylül sonunda seçime gidiyor, eylül başında da barış görüşmelerinin bir noktaya varması hedefleniyor, en azından Mike Pompeo’nun daha önce yaptığı açıklamalardan Amerika’nın planının o olduğunu anlıyoruz. Bu bakımından çeşitli sürprizlere açık bir süreç. Taliban’ın esas itirazı Afgan ordusunun kontrol noktalarında, yani bunlar açıkça konuşulmuyor ama silahların nasıl denetleneceği, şu anda Taliban’ın kontrol ettiği noktalara Afgan merkezi ordusunun girip girmeyeceği, merkezi orduda Taliban savaşçılarının ne ölçüde yer alacağı gibi ciddi konular var, kaynaklar bu konular henüz çok doğrudan konuşulmadığını söylüyorlar.

Bir de şunun altını çizmek lazım, iki tane büyük finansal kaynağı var bu ülkenin; bir tanesi afyon yani haşhaş; uluslararası narko trafiğin çok önemli bir merkezi ve kaynak ülke Afganistan. Esas olarak da Taliban kontrol ediyor bunu. İkinci konu da uluslararası yardım fonları. Bunların kontrolü de bakanlıklar eliyle oluyor. Dolayısıyla koalisyonun nasıl kurulacağı, kimin hangi bakanlığı alacağı ve fonları nasıl kullanacağı esas büyük soru. İkinci olarak da yine narko trafiğin idaresinde yerel kuvvetler, yerel polis güçleri, valilikler... Bunların kime bağlı olacağı, kimin denetleyeceği konusu önemli bir sorun olarak aralarında görülüyor.

Geçiş hükümetini takip eden sürecin Taliban’ın büyük ortak olduğu bir süreç, dolayısıyla bir Taliban süreci olacağını kestirmek çok zor değil, Taliban’ın bu kez diğer partilere yaşam hakkı vereceğini varsayıyoruz, anlaşmalar da bu şekilde gidiyor. Ama fiili olarak Taliban’ın kontrol ettiği bölgelerde özellikle mahkemelerdeki ağırlıkla, fiili olarak kadınlara, kız çocuklarına hayatı dar edeceğini ve çok radikal ve katı biçimde yine şeriat hukukunu uygulayacağını kestirmek zor değil, zaten Taliban da bu demek.

TALİBAN’LI HÜKÜMET BÜYÜK BİR GÖÇ DALGASI DEMEK

Günün sonunda ne olacak?
Taliban’ın ağırlıkta olduğu bir hükümetin kurulduğu şartlar altında söylüyorum, bu iş İran’dan Türkiye’ye ve oradan da Avrupa’ya uzanan kocaman bir göç dalgası demek. Yani zaten var bir göç dalgası, bunun katbekat artacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok. Taliban’ın bir ekonomik kurtuluş reçetesi yok, bir kırbaç reçetesi var;’70’te de öyleydi, şimdi de öyle. Bu ülkede bir düzen ve refah sağlama olanağı da yok, önümüzdeki dönemde de böyle bir şey olmayacak. Bu yeni bir kaotik döneme gireceğimiz anlamına geliyor, yani kaosu bitireceğiz derken aslında yeniden kaosa kapı açmış oluyorlar. Ben de Afganistan’daki azınlık partileri ve kadın örgütleri gibi Taliban’la uzlaşmanın olanaksız olduğunu düşünenlerden biriyim çünkü bu kaosa ve şiddete ağır yobazlığa tümüyle evet demek, başka bir şey değil. Ülkede kısa bir süre silahların sustuğu arkasından daha ciddi sorunların başladığı bir dönem olacağını göreceğiz.

ANTİEMPERYALİST BARIŞ HAREKETİ YÜKSELTİLMELİ

Afganistan Suriye’ye kadar koca bir insanlar mezarlığı var, bütün tartışmaları da emperyalist güç odaklarının pozisyonları üzerinden değerlendiriyoruz. Peki emperyalistlerin hesapları dışında yol, başka bir çıkış yok mu?
Bu çok genel ama çok kilit bir soru. Bunun kilit konusunun silahlanma ve silah satışı konusu olduğunu düşünüyorum. Hani petrol satışından çok daha kârlı bir konudan söz ediyoruz; silah ticareti. Ve ülkeler, Türkiye örneğin, Amerika’dan F-35 almamak bunun yerine Rusya’dan S-400 almakla övünüyor; ülke nükleer kapasitesini geliştirmekle övünüyor.Bir diğeri yine komşusu karşısında daha güçlü hava kuvvetlerine sahip olmakla övünüyor. Bu sonu olmayan bir tuzak ve tam da emperyalizmin en temel tuzağı. Emperyal güçler bölgedeki aktörleri bir silahlanma ve silah alışverişi tuzağına çekiyor, Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Pakistan ve Hindistan vs. Burada, Rusya, birileri Rusya ile birlikteliği antiemperyalizm diye yorumlasa da, en az ABD kadar sorunlu bir aktördür, birisi yüzde 33, diğeri de yüzde 24’lük silah pazarını kontrol ediyor. Bu liste İngiltere, Fransa diye devam ediyor. Bu kısır döngüden ve bu tuzaktan kurtulmak şarttır ve barış politikası emperyalizme karşı verilecek mücadelenin en önemli başlıklarından biridir günümüzde.

Bunun için de bölge ülkelerinin düşmanlaştırılması gerekiyor. Büyük emperyalist güçlerin, Amerika ve İngiltere özellikle, karıştırdıkları ülkeler ne zaman barışa yaklaşsalar, daha önce birini desteklerken, öbürünü destekleyecek hale gelebildiğini görebiliyoruz.

Burada tam da bu emperyal siyaset var.Yapılacak ilk şey de bu silahlanma yarışından ülkelerin çıkartılmasını sağlamaktır. Bu nedenle antimilitarist kampanyanın her düzeyde yükseltilmesi gerekiyor, özellikle gergin ülkelerde: Hindistan, Pakistan, Afganistan, Türkiye, İran, Suudi Arabistan... Bu ülkelerdeki barış hareketlerinin güçlenmesi gerekiyor, bunun dışında emperyalizme ve onun bu ülkeleri içine çektiği tuzağa hayır demenin hiçbir yolu yok.

İkincisi de geçmişte sosyalist partiler bunu vadediyordu, yani suyu olmayan, toprağı olmayan ülkelerde bile kalkınma politikaları vadediyorlardı ve bunu kısmen de yapabiliyorlardı. Şimdilerde böyle söylemler yok, tümüyle uluslararası sermayenin güdümünde planlamalar ve öneriler. Ama bunların ne kadar kırılgan ve boşa düşen politikalar olduğu ortaya çıktı. Aslında eski usulle kendi kaynaklarına, tarımına ve eğitimine önem veren politikalarla ancak kurtuluş olabilir. Bu tür politikaları savunan siyasi partiler azaldı ama yok değiller, günümüzde hem ekoloji tartışmaları hem gıda güvenliği tartışmaları hem de diğer tartışmalar bizi kapsamlı bir demokratik planlama fikrine, yeniden başka bir perspektife yönelmemiz gerekiyor.


YOKSULLAR YÜZ KÜSUR DOLARA ORDUDA ASKER OLUYOR

2001’den beri görece daha özgürlükçü ortamda büyümüş ve Taliban’ı kabul etmeyecek yeni bir kuşak var... peki başka ne var, Afganistan nasıl bir ülke yapısı, sınıf mücadelesi ne durumda?
Afganistan’ın çok yoksul bir ülke olduğunu biliyoruz, neredeyse orduda yüz küsur dolara asker olarak çalışıyor olmak, 6-7 kişilik bir aileyi geçindirmenin yegane yolu haline gelmiş durumda. Ve bu paranın da dağıtımı o siyasi partilerin, bakanlıkların merkezi yönetiminin temel gücünü oluşturuyor. 

Modern sanayi proletaryası anlamında kuvvetli bir şey yok, çünkü orada kuvvetli bir endüstri yok; küçük imalathaneler var, ticaret var, topraksız köylüler var. Ve bir tür kast sistemi gibi, geleneksel aşiret yapısı içerisinde alt kesimleri oluşturan sınıflar var. Afganistan Demokratik Cumhuriyeti döneminde topraksız köylülere çok ciddi topraklar dağıtılmıştı ama daha sonraki mücahitler ve ardından da Taliban döneminde bunlar tekrar eski haline döndü.

Bu şartlarda sendikal örgütlenmeler daha çok kamu emekçileri denilebilecek düzeyde var, işte havalimanları, öğretmenler, hastaneler... Bunlar da hatırı sayılır işler yapıyorlar fakat buradaki bir sınıf hareketinin Taliban gibi bir silahlı hareketle mücadele etmesi şu anda mümkün değil, bu ancak Afgan Merkezi Ordusunun Taliban’la mücadelesini devam etmesiyle sürdürülebilir.

Çok yaratıcı, kendisini ifade edeni, okuyan-yazan, bloglar kuran bir gençlik de var ama

Pakistan orayı karıştırmaya devam ettiği, yerel dinamikler de buna izin verdiği müddetçe Taliban’ın da ülke üzerindeki etkisi de sürecek gibi görünüyor ve bunu engelleyebilecek bir yerel dinamik henüz o kadar güçlenmiş görünmüyor.


KADINLAR ‘TALİBAN’LA UZLAŞMA KABUL EDİLEMEZ’ DİYOR

Bu süreçte kadınların da bazı görüşmelere dahil olduğunu biliyoruz, neden?
Taliban ile görüşmelere bir oy oranı ile bir siyasi parti temsiliyeti ile kendisini tam ifade etmeyen kocaman bir itiraz var, bunun en önemli parçası da kadınlar. Yani çok zor bir süreç kadınları bekliyor, Taliban ortaklığı altındaki bir yeni hükümette. Bunu biliyorlar vesokağa da çıkıyorlar, parlamentoda da protestolar yapıyorlar.

Bu nedenle bazı görüşmelerde de kadın örgütü temsilcileri yer aldı, son Doha görüşmelerinde de bunu görüyoruz. Bunun kamuoyunu yatıştırmak adına, yapıldığı görüşü yaygın. Yani görüşme masasına birkaç kadının da dahil edilmesi, doğrusunu isterseniz benim de kanaatim o yönde, tamamen işin makyaj kısmı. Kadın örgütleri de bunun çok yapmacık ve göz boyamaktan ibaret olduğunu söylüyor. Kadınlar Taliban’ın esası bakımından, bir değişikliğe gitmediğini, ideolojik açıdan da gitmediğini ve bu şartlar altında Taliban ile görüşme yapmanın, Taliban’la uzlaşmanın kabul edilemez bir durum olduğunu olduğunu söylüyorlar ve bunun karşısında şiddetle savaşacaklarını belirtiyorlar.

Ama BBC’ye kalırsa Taliban değişmiş. Taliban örneğin kız çocuğu eğitiminin önemini anladığını ifade ediyormuş, bunu BBC yayınlarından öğreniyoruz ama tabii ki kadınların da şüphesi varmış, bunu da tarafsız yayıncılık adına yansıtıyorlar. Fakat sahadaki kadın mücadele örgütleri buna kesinlikle inanmıyorlar, Taliban’da en ufak bir değişiklik olduğu inancı yok, fakat büyük siyaseti onlar maalesef belirleyemiyor ama itirazlarını da çok açık ifade ediyorlar. Yani bütün sorunlarına rağmen geride bıraktığımız Taliban sonrası 18 yılda kadınların bütün handikaplarına rağmen güçlendiğini, daha çok olanak sahibi olduğunu ve bunları kaybetmek istemediğini görüyoruz, bunu da ifade ediyorlar.


ABD’NİN TEMEL DERDİ MALİYET GİBİ GÖRÜNÜYOR

Burada ABD’nin, Afganların Afganları öldürmesine üzülmediğini varsayarsak, asıl planı nedir?
Esas plan nedir sorusunu yanıtlamak çok kolay değil muhtemelen birden fazla plan var ama burada çok temel bir insani şey olmadığını biliyoruz. ABD son yıllarda doğrudan Amerikan askeri fazlaca kaybetmiyor, ama ciddi şekilde Amerikan finansmanı ile ayakta kalan Afgan askerleri ölüyor, dolayısıyla neden bu değil.

Birincisi Amerika artık bölgedeki, Trump’ın tabiri ile “polislik görevinin” maliyeti düşürme politikası içerisinde bunu değerlendirmek lazım, biliyorsunuz Obama başka bir biçimde Irak için gündeme getirmişti, tam çekilmedi ama kontrolleri elinde tuttu, Trump bunu Afganistan için öneriyor ve maliyeti bölgedeki ortaklarıyla paylaşmak istiyor. Fransa, Almanya ve İngiltere’nin daha fazla sorumluluk almasını bekliyor, sorumluluk dediğimiz de işte kesenin ağzını açmalarını bekliyor, Pakistan’ın da daha fazla sürece dahil olmasını.

İkincisi de 18 yıl az bir süre değil ve önce doğrudan sonra Merkezi Hükümet ve Afgan Ordusu vasıtasıyla güvenliği sağlayamadı ABD ve bu bitecek gibi de değil, ülkenin tamamında. Taliban’ın etkinliğinin yeniden arttığını da düşünürsek, maliyetin daha da artabilecek olması ABD’nin böyle bir yola girmesinin nedenlerinden. Burada, zaten başkasıyla olmazdı, Pakistan’a kıstığı askeri yardımları bir parça arttırıp Afganistan’da maliyetleri azaltıp işleri böyle yürütmek istiyor.

ÖNCEKİ HABER

Adana Büyükşehir Belediyesinden atılan işçi: İşini yapanın hakkını yediler

SONRAKİ HABER

Memurların zam pazarlığında yasal süre doldu, uzlaşma sağlanamadı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa