05 Ağustos 2019 02:55

Dar alanda kısa paslaşmalar

Anıl Yurdakul, Afrika’dan Türkiye’ye gelen ve Tarlabaşı’nın dar sokaklarında sıkışan futbolcularla konuştu.

Fotoğraf: Anıl Yurdakul / Evrensel

Paylaş

Anıl YURDAKUL

“Hayat futbola fena hâlde benzer. Futbol şahsi  beceri gerektirir ama  aslında toplu oynanan yani insanların bir  tamilde oynadıkları bir oyundur. Hayat da öyle değil mi? İstediğin kadar yetenekli  ol iyi bir takımın yoksa kaybedersin. Evet kaybedersin.”

Dar Alanda Kısa Paslaşmalar

Değil Anadolu’nun değil Asya’nın değil Afrika’nın, dünyanın tüm kaybedenlerinin sığınma alanıdır Tarlabaşı. Bohem kaybedenler dahi Tarlabaşı’ndadır. Giriyorum bir apartmandan içeri; birinci katta İranlı sokak müzisyenlerinin evi, ikinci katta eli titreyen bir ressam, üçüncü katta kendinden genç biriyle aşk yaşayan Balkanlı sokak müzisyeni, en üst katta ise setlerde çalışan panik atak hastası bir kadın. Sadece bu apartman bile başlı başına ‘Bizimkiler’ dizisinin Tarlabaşı versiyonu olmaya aday.

Tarlabaşı’na yolum düştüğünde birbirine benzer sokaklarda kaybolmamak için tarihi kliseyi baz alırdım. ‘Rantsal Dönüşüm’ sonrası yolların şekli şemali tamamen değişmiş, yampiri yumpiri yollar oluşmuştu. Amaçsız bir gezgin, bir ‘Flaneur’ gibi ara sokaklardan dolanırken kulağında kulaklık, pembe şapkasının arkasından fırlamış kıvırcık saçları, her bir harfi farklı renkte olan ‘Versace’ yazılı bir tişört giymiş, ayağında çorap ve terlik olan Afrikalı dikkatimi çekiyor. Marjinal bir semtin başlı başına bir marjinal giyimli neferi karşımdaydı. Moda tasarım anlayışını değiştiren, 20. Yüzyılın en renkli simalarından Gianni Versace Tarlabaşı’nda karşıma çıkıyordu. Versace, Andy Warhol etkisi altında kalmış bir tasarımcıydı. Karşımdakinin siması ise Warhol’un keşfetmiş olduğu Amerikalı Graffiti sanatçısı Jean-Michel Basquiat’i andırıyordu. Tereddütsüz bir şekilde “Selamın Aleykum” dedim. Kafasını oynadığı telefondan kaldırdı, kulaklığını çıkardı, tebessüm ile “Aleykum Selam” dedi. Ganalı dostumla tanıştığımızda adını söylüyor “Mumin Gray” ve ekliyor “Futbolcuyum.”

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Afrikalılar hakkındaki sözleri sonrasında sadece Afrikalılar hakkında değil tüm mülteciler üzerinde tedirginlik sürüyor. 2015 yılında Esenler Otogarı’ndaki tanışıklığımızdan beri dostluğumuz süren Khaled Saeied bana mesaj gönderiyor ‘Türkiye halkı bizi neden sevmiyor?’ diye soruyor. Ne diyeceğimi bilemiyor ‘Ekonomik’ cevabını veriyorum. Khaled şaşırıyor ‘Türkler, biz Suriyelilerin ekonomilerini bloke ettiğimizi mi düşünüyor!” diyor ve asla devletten yardım almadığını, düşünülenlerin gerçekleşmediğini anlatıyor. Kimi gazetecilerin tüm Suriyelileri terörist ilan ettiği dönemde Suriyelileri, Afrikalıları, Afganları savunmak bizleri mültecilerle aynı takıma dahil ediyor. ‘Escape to Victory’ filmini yaşıyoruz. Fakat bir farkla, Pele yerine oyuna Mumin Gray dahil oluyor.

Geçtiğimiz yıldan bu yana İstanbul’da olan 25 yaşındaki Mumin Gray, Gana’daki Kalisto Sporting Club’da yıldızlar takımında profesyonel olarak oynamış, lisansının Türkiye’de de geçerli olacağını düşünerek hayallerinin peşinden gelmiş. Ama lisansı Türkiye’de geçersizdi Gray’ın. Bir takımın seçmelerine katılması içinse lisans gerekmekteydi ve 10 bin lira gibi uçuk rakkamdan laf edilmişti. Sömürücülerin tuzağı mıdır bu bilemiyoruz. Gray’ın tek bir isteği var, önümüzdeki kasım ayında vizesi dolmadan önce yeteneğini gösterebilmek. Biz laflarken yanımıza Gray’ın 19 yaşındaki arkadaşı Prince Jet geliyor, ilginç bir ismi var doğrusu. Prince ile Gray İstanbul’da tanışmış, Prince geçen yıl temmuz ayında gelirken Gray ise birkaç ay sonra gelmiş.  İkisi de futbolcu ama ikisi de Okmeydanı’ndaki tekstil atolyesinde çağrıldıkları günlerde çalışıyorlar, günlük 50 liraya...

MERMİ GİBİ HİSLER?

Mumin Gray ve Prince Jet ile beraber Gray’in evine gitmeye karar veriyoruz. Yürüyerek biraz yokuş çıkıyor, eski Rum evlerinin olduğu bitişik, küçük evlerin olduğu bir sokağa giriyoruz. Şaşırıyorum! Çocukluğumda anaannemi ziyaret ettiğimiz ev bu sokaktaydı. Dar sokak boyunca yürürken önümüze bir motosiklet kırıyor Gray ile tokalaşıyor. Gray’ın Türkçe “Nasılsın?” sorusuna beyaz saçlı motosiklet kullanıcısı “Mermi gibiyim! Meeermiii, 16 mm tabanca” gibi bir takım laflar ediyor, eliyle mermi işareti yapmaya başlıyor, anlatmayı beceremeyince ise gaza basarak gidiyor. Gray “Ev sahibimdi. Ne dedi o anlamadım?” sorusunu “İyi hissediyormuş” diyerek cevapladım. Televizyonundan sinemasına ‘Mafya’ ve ‘Entrikacı’ karakterlerin sonuçlarını sokakta izlemeye devam ediyoruz…

KRAMPON SEVDASI

Mumin Gray ve Prince Jet ile peşlerinden eve giriyorum. Kapının antre kısmı Gray’in odası, bir yatak ile ufak bir masa sahibi. Kalın bir perde, giriş ile Gray’in dar alanına kapı görevi görüyor. Gray’in bana ilk gösterdiği şey futbol topu ve tertemiz olan kramponları. Prince Jet, kramponları alarak boynuna asıyor ve onları öperek poz verirken futbola olan aşkını sembollerle anlatıyor. Gray’in odasının ardından orta büyüklükteki mutfağa giriliyor. İki sandalye, bir sehpa, leğenler, tencereler, su ısıtıcıları, gaz tüpü bulunuyor. Mutfaktaki tek kapıyı açtığımda Mumin evdeki tek tuvalet olduğunu söylüyor. Dokuz kişinin kaldığı bu ufak bekar evi son derece temiz olduğunu belirtmek gerekir. Mutfağın bitimindense merdivenler başlayarak üst kata çıkılıyor. Dar olan merdivenlerde Gray ve Prince top sektirerek birbirlerine dar alanda paslar veriyor…

KİTAP YAZMAK

Evden çıktığımızda Mumin Gray ve Prince artistik numaralarını sergiliyorlar, paslaşıyorlar. Bana gelen topu sol ayağımla sektirip geri pas verdiğimde ise şaşırarak “Solak mısın?” sorusunu soruyorlar. Ne var ki bunda dercesine “Evet” diyorum. “Messi gibi” demeleri beni güldürüyor, daha önce aklıma gelmemişti.

Gray, 19 yaşındaki Prince’e göre daha dertli çünkü yaşı geçtikçe erimeye başladığının farkında. Antremanlara çıkamıyor, geçim derdiyle uğraşıyor, profesyonel bir sporcu gibi beslenemiyor! Bir an önce futbol oynamak için şansının dönmesini beklerken bir yandan telefon üzerinden kitap okuma uygulamasını bana gösteriyor, okuduğu kitapları anlatıyor. Gray’in ikinci hayali kitap yazmak. Bana tavsiye olarak ne yapması gerektiğini sorduğunda ünlü yazarların her gün yazdıklarını, kendisin de her gün yazmasını söyledim. Kim bilir belki bir gün şansı döner ve karşımıza yazar olarak, kitaplarıyla çıkar. Tıpkı Jean-Michel Basquiat’in sokaklarda kalan bir evsizden sanat piyasısına yön veren sanatçı oluşu gibi… Umudumuz Mumin Gray’in ve Prince Jat’in vizeleri dolup ülkelerine geri gönderilmeden önce futbol yeteneklerini sunabilecek ortama kavuşmaları. Belki bir gün Escape to Victory filminde Pele’nin attığı rövaşata golü sonrası değişime uğrayan Naziler gibi, Türkiye’deki ırkçı tavırların değişimi Gray ve Jat’in atacağı rövaşata gollere bağlıdır.

ÖNCEKİ HABER

La Liga, Premier Lig’i nasıl geçti?

SONRAKİ HABER

“Yarın yeni bir dünya kuracağız”

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa