04 Ağustos 2019 02:58

Avrupa'nın Gündemi | Johnson'un derdi yoksullar değil Brexit reklamı

İngiltere Başbakanı Boris Johnson’un ilk harcamaları, halkın acil ihtiyaçlarını karşılama yerine AB’ye göz dağı vermeye yönelik oldu.

Fotoğraf: AA | Kolaj: Evrensel

Paylaş

İngiltere’de yeni Başbakan Boris Johnson’un önceliği Brexit ve olası bir seçimde partisinin zaferi. Dolayısıyla eğitim, sağlık, altyapı gibi birçok alanda yatırım vaatleriyle seçmenin gözüne girmeye çalışıyor. Fakat ilk harcamaları halkın acil ihtiyaçlarını karşılama yerine AB’ye göz dağı vermeye yönelik oldu. Yoksulluk ve sefaletin yaygınlaşmasını devletin “tercih” ettiği İngiltere’de tek garantisi ekonomik belirsizlik olan anlaşmasız Brexit’in reklamına yatırım yapıyor.

FRANSA: İŞSİZLERİN HAKLARINA SALDIRI

Macron ve hükümetinin işçi ve emekçilere karşı saldırısı yaz döneminde de devam ediyor. Emeklilik sisteminde planlanan köklü değişiklilerden sonra şimdi de işsizlik sisteminde köklü değişiklik yapma peşinde. 28 Temmuz günü resmi gazetede yayınlanan bir kararnameyle işsizlerin haklarında çok ciddi kesintiler gerçekleştirecek. Mediapart gazetesinden çevirdiğimiz makale, bu karşı reformun ne kadar tehlikeli olduğunu ortaya koyuyor.

ALMANYA’NIN KENDİ HÜRMÜZ PLANI

Almanya Dışişleri Bakanı HeikoMaas ülkenin ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda planladığı bir deniz misyonuna katılmayacağını açıkladı. Bu tavır şimdilik sevindirici. Ancak bu tavrın ardında çatışmayı durdurmaktan çok AB ve Almanya’nın ABD’ye kafa tutması ve Hürmüz Boğazı’nda kendi donanmasıyla ‘gözetleme’ misyonu sürdürmesi planları yatıyor.


İNGİLTERE: MİLYONLAR YOKSULLUK İÇİNDE, JOHNSON REKLAMA 100 MİLYON HARCIYOR

Frances RYAN
TheGuardian

Sosyal Ölçübilim Komisyonu’nun (SMC) bu hafta yayınladığı verilere göre ulusal bir yoksulluk krizi döneminde yaşıyoruz. Dört milyonun üzerinde bir nüfus araştırmacıların tabiriyle “derin sefalet” içinde yaşıyor; yani gelirleri resmi açlık sınırının en az yüzde 50 altında ve her hafta temel yaşam giderlerini karşılama kavgası içerisindeler. 2,3 milyonu çocuk olmak üzere, 7 milyon insan da “devamlı sefalet” koşullarında yaşıyor; son üç senenin en az ikisini yoksulluk koşullarında geçirmişler.

Bu, ülkenin geçmişe dönmesi anlamına geliyor. Bu, aileler için kahvaltıda bir dilim kızarmış ekmek ve elektrik faturasını ödemek için maaş günü kredisi (yüksek faizle alınan kısa dönemli borç) anlamına geliyor.

Bu arada Boris Johnson hükümeti anlaşmasız Brexit’e hazırlanmak için; 500 yeni sınır görevlisi ve iş kurumlarını bilgilendirme amacıyla 2,1 milyon sterlin fon ayıracağını açıkladı. Böylece, sadece bu yıl için anlaşmasız çıkışa ayrılan fon 6,3 milyon sterlini buldu; kendi suratını yumruklayıp kırılan burnunuzu düzeltmesi için birisine ödeme yapmanın politik karşılığı aslında bu. Uzmanlar bu fonun, uzun dönemli tasarruf politikasıyla büyük kesintilere maruz kalan, kasaları boş ve halen desteğe ihtiyacı olan bakanlıklarınkileri daha da daraltacağını belirtiyorlar.

Ama Johnson hâlâ, anlaşmasız Brexit üzerine bir “bilgilendirme taarruzu” için nakit buluyor; Telegraph gazetesine göre “İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük reklam kampanyası”. Sadece 100 milyon sterlincik televizyon reklamları ve 27 milyon konuta gönderilecek bilgilendirme kitapçıklarına harcanacak. Sapkın öncelikler memleketine hoş geldiniz, burada yoksulluktan kurtulmanız için para yok fakat sizi daha da yoksullaştıracak olan anlaşmasız bir Brexit için onlarca milyon hemen bulunur.

Daha Johnson kesenin ağzını açmadan (iktidardaki) Muhafazakar Partililer, yoksulları ve engellileri daha da mağdur kılarak, varlıklılar ve işletmelere vergi kesintileri için para bulmuşlardı. Johnson’ın bu çarçuru “para yok” ne demek ortaya koyuyor: İktidardakilerin önemli olduğunu düşündükleri konulara her zaman para var.

Bu daimi gerçek Brexit karmaşası derinleştikçe daha da belirginleşiyor. Bir seri politikacı ve medyanın bir kesimi AB’den ayrılmanın ne pahasına olursa olsun önemli, gerçek sorunlarımızın ise anlamsız olduğu inancını yaymak için büyük bir çaba içerisinde. Bulunduğumuz noktaya iyi bir örnek olarak çocuk yoksulluğu ve konutsuzluğu sorunuyla mücadele için ayrılan 3,5 milyon AB fonunu hükümetin harcamamasını gösterebiliriz. Altı yıldır bu fonu kullanım hakkı olmasına; yüzbinlerce çocuğun daha yoksulluk sınırı altına itildiği ve sokakta yaşayanlarının arttığı koşullarda; anlaşmasız Brexit koşullarında geri ödenmesi gerekmesine rağmen hükümet bu parayı kullanmadı.

Yoksulluk üzerine efsanelerden birisi de bir şekilde kaçınılmaz olması; bazıları hayatın zenginliklerinden yararlanırken hep yemek alma olanağı olmayanların mevcut olacağı yalanı. Bu yaklaşım hem insanları kendi dezavantajlarından dolayı suçlamak hem de hükümetleri bu koşullarda yaşayan vatandaşlarına karşı yükümlülükten kurtarmak için kullanılıyor. İş ve Emeklilik Bakanlığının bu hafta çıkardığı rapora bakarsak ülkede yaşama koşullarının zorlaşmasının yeni delillerini sunuyor. Milletvekilleri, son on yılda uygulanan “yıkıcı ve çoğalan kesintilerle” bakanların “hedefini aşan tasarruflar”ın maliyetini en yoksul kesime ödettiği uyarısında bulunuyorlar.

Sosyal Ölçübilim Komisyonu raporu gibi, bu rapor da kara bir tablo çiziyor: Yoksulluk maaşıyla çalışan ebeveynler, yaşam koşulları zorlaşan çocuklar, destek ağları yok edilen engelliler ve sağlık sorunları olanlar. Ama en çok göze batan da görünen kasıt: Kendilerine yardım etmek için seçilenler tarafından, hiç gerekmemesine rağmen yoksulluk koşullarına itilen aileler. Komitenin de ifade ettiği gibi, Birleşik Krallık’ta gözlenen yüksek düzey yoksulluk ve sefalet bir tercih ve geri çevrilebilecek bir tercih. İngiltere’nin öncelikleri ise, acımasızca, başka noktalar.

(Çeviren: Haldun Sonkaynar)


İŞSİZLİK: REFORM İLAN EDİLDİĞİ KADAR, HATTA DAHA DA SERT

Dan ISRAEL
Mediapart

İşsizlik maaşı hakkını kullanabilme, maaşın miktarının hesaplanma kuralları, kısa süreli sözleşmeler için “artı-eksi” kuralı: Resmi gazetede yayınlanan yeni işsizlik maaşı kuralları ilan edilene uygun. Fakat işsizler için hiç de iyi olmayan iki ek sürprizde barındırıyor.

Bu sefer reform artık somut olarak devreye girmiş oldu. 28 Temmuz Pazar günü işsizlik maaşı ala-bilmenin yeni kuralları yayınlandı. Bu yeni kurallar hükümetin yapmak istediği 3,4 milyar avro tasarrufunun neredeyse tümünün yükünü en zor durumda olan işsizlerin sırtına yüklüyor.

İşsizlik kasasının bütçesini idare eden Unedic kurumunun ilk öngörüsüne göre bu reform 1,2 milyon işsizi olumsuz etkileyecek, yani işsizlik kurumu PoleEmploi’dan maaş alan (ortalama ayda 1010 avro) 2,6 milyon işsizin yarısı. Çalışma Bakanlığı bu öngörüye itiraz ediyor, ona göre bu reformun etkisiyle işveren ve işçilerin davranışları değişecektir. Hükümete göre 700 bin kişi bu reformdan etkilenecek.

Unedic bu reformun, 3 sonucunun olacağını öngörüyor: İşsizlik maaşı olabilecek işsiz sayısı azalacak, işsizlik maaşı alabilecek kimi işsizler için maaş olabilme süresi kısalacak, çalışmaları devamsız olan kişilerin günlük maaşları daha düşük olacak.

Hükümet iki maddeyi de önceden tanıtmayı unutmuş. Birincisi; hükümetin o kadar öne sürdüğü işsiz kişinin iş bulmasına yönelik “güçlendirilmiş eşlik etme” önlemini işsizlerin kendileri finanse edecek. İkincisine göre ise; 1946’daki kuruluşundan bu yana işçilerin ve patronların temsilcileri tarafından ortak yönetilmesini sağlayan eşit üye sistemi değişiyor ve hükümet işsizlik sistemini daha fazla ele geçirecek. İşsizlerden istenilen tasarrufların sistemin yaşayabilmesi için yapıldığını savunan hükümete sendikalar karşı çıkıyor. 19 Haziran’da BFM TV televizyon kanalında konuşan Çalışma Bakanı MurielPénicaud“Eğer tasarruf yapmazsak işsizlere verilecek maaş on yıl içinde kalmayacak” diyordu. Fakat 12 Temmuz’da (İşsizlik fonu kurumu) Unedic geleceğe dair mali öngörülerini açıkladı ve ona göre eğer kurallar değiştirilmiş olmasaydı işsizlik fonu 2020’de dengelenecek, hatta 2021’de 1,2 milyar avro, 2022’de ise 3,3 milyar avro artısı bile olacaktı.

Yayınlanan maddeler sendikalar içinde hiç hoş olmayan sürprizlerle dolu. Öncelikle Unedic’in işsizlik kurumu PoleEmploi için ayırdığı bütçenin oranı artırılacak.PoleEmploi kurumunun toplam bütçesi 5 milyar avroyu geçiyor ve bunun 3,9 milyarını ise Unedic karşılıyor. Geri kalanı ise devlet karşılıyor.

Oysaki Unedic’in bütçesi sadece işçilerin maaşları üzerinden yapılan kesintilerden oluşuyor: Patron vergisi ve geçen ekim ayında Genelleştirilmiş Sosyal Ödenti (CSG) olarak değiştirilen işçilerin brüt maaşlarından yapılan kesinti. Dolayısıyla bu önlemin hayata geçirilmesi işsizlerin maaşları sayesinde oluyor, zira işsizlik maaşı olarak ödenen miktarın başka kaleme aktarılmasıyla gerçekleştirilmiş oluyor.

Devletin işsizlik sistemini ele geçirmesinin en son örneği iseartık işsizlik maaşının yıllık zammının bugüne kadar olduğu gibi Unedic’in yönetimini oluşturan sendikalar ve patronların ortak müzakereleri sonucu değil, devletin her yıl alacağı bir bakanlık kararnamesi ile gerçekleşecek olması. Geçen ekim ayından bu yana işsizlere verilen fonun finanse edilmesinin doğası değiştirildi. İşçilerin artık maaşlarından işsizlik fonu için vergi kesilmiyor. Bugüne kadar işçilerin maaşlarından kesilen vergiler sayesinde işsizlik fonu besleniyordu. Artık genelleştirilmiş vergi (CSG) aracılığıyla, devlete ödenen bir vergi aracılığıyla tüm Fransızlar ödüyor, fakat devlet bu vergiyi istediği gibi kullanacak. Sigorta modeli olarak adlandırılan modelin sonu, bugüne kadar her işçi işini kaybetme riskine karşı maaşının bir kısmını vergi olarak ödüyordu, işsiz kaldığında ise işsizlik maaşının süresi ve miktarı da bu ödentiye bağlıydı. Artık, Devlet bütçesinden hangi oranın işsizlik sistemine gideceğine istediği gibi karar verecek. Zaman içerisinde işsizlik maaşlarının büyük oranda kesilmemesinin garantisi yok…

(Çeviren: Deniz Uztopal)


ALMANYA’NIN HÜRMÜZ TAVRI

Werner KOLHOFF
VestfalischerBlatt

“Hürmüz Boğazı’nda ABD’nin öncülüğünde bir Amerikan-İngiliz donanma misyonuna Berlin’in verdiği ret yanıtı, 2003 yılında GerhardSchröder hükümetinin Irak savaşına katılmama kararı kadar haklı. ABD Başkanı Trump mevcut krize nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilerek sebep oldu. İstiyor ki Tahran diz çöküp yeni müzakereler için yalvarsın. Sadece nükleer anlaşma konusunda değil, aynı zamanda İsrail ve bölgeye yönelik saldırgan politikası hakkında da İran’a ders verilmek isteniyor. Ancak mollalar bunu yapmayacak. Tam tersine, Trump yaklaşımıyla İran rejimindeki Hürmüz Boğazı’nda çok fazla sorun yaratan sürat teknelerine komuta eden Devrim Muhafızları’na sahip sertlik yanlılarını güçlendiriyor. Her iki taraftan da maceraperestler ateşle oynuyor. Berlin’in bu oyuna katılmaması gerek.

“Hayır” demek, transatlantik ittifakın temel bir reddi değil, şu anda AB ile ABD arasında İran’la ilgili ortak bir çizginin olmadığı gerçeğinin sonucudur. Özellikle Donald Trump birçok genç ve eğitimli İranlının, gelişim ve iş birliği için aç olduğunu kavrayamıyor. Bu özlem, rejim için en büyük tehlikedir. Ve bir anlaşma için en iyi başlangıç iş birliği karşılığında ülkeye yatırım yapmak olacaktır.

ABD başkanı kısa süreden beri Londra’da Boris Johnson ile birlikte bir ruh ikizine sahip. Johnson’un ABD’nin sadık müttefiki olmasının nedeni düzenlenmemiş bir Brexit sonrası ABD’yle yapılacak özel ticari antlaşmalara ihtiyaç duyması. Her iki devletin Almanya’ya ABD’nin önderlik ettiği bir askeri misyona katılmayı teklif etmesi tehlikeli.  Böyle bir durum Avrupa’yı çatışmaya dahil ederdi. Trump’ın, Alman hükümetinin düşük savunma harcaması nedeniyle onu yola getirmek gibi bir niyeti de var. ABD’nin Berlin büyükelçiliğinin bu konudaki kamuoyu çalışmaları da aynı amaca hizmet ediyor. Ancak Berlin kendisiyle bu şekilde oynanmasına da izin vermemelidir.

Avrupa’nın çizgisi olan diplomatik bir çözüm bulmakta ısrar edilmeli. Elbette, askeri operasyonlar öyle kolayca reddedilmemeli. Aksine AB’nin, tam da ABD’den ve çiğ İran stratejisinden bağımsız olmak istemesi nedeniyle Hürmüz Boğazı’nda kendi gözetleme misyonunu hızla devreye sokması gerekiyor. Bunun başını da dünyanın en büyük ihracat ülkesi olan Almanya çekmeli. Çünkü Devrim Muhafızları’nın yakın gelecekte Alman ve Fransız tankerlerine saldırı başlatıp başlatmayacağı belli değil. Aslında bunu zevkle yaparlardı ve durum hızla değişirdi. Çatışmanın uçlaştırılıp uçlaştırılmayacağı hâlâ Tahran’ın elinde.

(Çeviren: Semra Çelik)

ÖNCEKİ HABER

Tekstil işçileri: Teklif edilen 100 lira artış doğal gaz zammını karşılamaz

SONRAKİ HABER

İstanbul'da direnen Cargill işçileri polis engeliyle karşı karşıya

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa