22 Temmuz 2019 05:00
Son Güncellenme Tarihi: 22 Temmuz 2019 08:41

Doç. Dr. Tuna Altınel: Bir arpa boyu yol gidebilmişsem ne mutlu

“Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini imzaladıkları için yargılanan akademisyenlerden olan ve tutuklanan Doç. Dr. Tuna Altınel, imzaladığı bildiriyle ilgili "Parçası olmaktan gurur duyuyorum" diyor.

Doç. Dr. Tuna Altınel

Paylaş

Fatih POLAT

Tutuklu barış akademisyeni Doç. Dr. Tuna Altınel, 30 Temmuz’da çıkacağı ilk duruşması öncesinde sorularımızı yanıtladı. Avukatı aracılığıyla görüştüğümüz Altınel ile cezaevi koşullarından, barış bildirisi ve geleceğe dair düşüncelerine kadar çeşitli konuları konuştuk.

Barış İçin Akademisyenlerin “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildirisini imzaladıkları için “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla yargılanan akademisyenlerden biri olan Lyon-1 Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Ahmet Tuna Altınel, Fransa’da gerçekleşmiş bir konferans gerekçe gösterilerek tutuklanmıştı. 10 Mayıs 2019 tarihinde pasaportu üzerindeki tahdide dair bilgi almak için gittiği Balıkesir’de gözaltına alınan ve bir gün sonra da tutuklanan Altınel, o günden beri Kepsut L Tipi Cezaevi’nde bulunuyor. Türkiye’nin geleceğinin bugünden daha kolay olmayacağını düşünüyor, ‘Yılmadan devam etmeliyiz’ diyor ve ekliyor: “Bir şekilde durmam gerektiğinde geriye dönüp bakma fırsatım olursa ve ‘Bir arpa boyu yol gidebilmişim’ diyebilirsem, ne mutlu bana.”

Hocam öncelikle geçmiş olsun. Cezaevi koşullarınızdan başlasak. Biraz anlatır mısınız nasıl bir ortamdasınız?

Öncelikle bana bu söyleşi olanağını tanıdığınız için teşekkür ederim. Balıkesir’in Kepsut ilçesindeki L Tipi Kapalı Cezaevinde, bir koğuşta 13 mahpusla birlikte kalıyorum. Koğuşun adı E-10, yani E Blok 10 numara. Koğuş sözcüğü yanlış anlamalara yol açabilir, bundan dolayı bir iki ayrıntı vereyim: Yaşadığımız yer iki katlı bir tür pansiyon. Giriş katında bir genel alan, iki oda, tuvalet ve duşlar var. Ayrıca ona bitişik de bir avlu var. Üst kata 18 basamaklı bir merdivenden çıkılıyor. Bu katta 5 oda daha var. Her odada iki ranza var ve an itibariyle her odada iki mahpus yaşıyor. Kapalı alanın her yeri herkese 24 saat açık. Avluya çıkışlar sabah 07.30 civarından akşam 19.30 civarına kadar mümkün. Yemekler giriş katındaki genel alanda yeniyor. Arzulayan odasında ya da başka mümkün alanda da bunu yapabiliyor. Öğle ve akşam yemekleri karavan usulü, sabah kahvaltıları çok zayıf. İnsanı ister istemez kantinden kahvaltılık satın almaya iten bir sistem var. Diğer yemekler çok fena değil. Ama çok yağlı, çok fazla karbonhidratlı ve çok az proteinli. Cezaevi jargonunda “dış kantin” olarak bilinen sebze, meyve siparişleri de mümkün. Her salı bunun için fişler idareye veriliyor. Bir aksaklık olmazsa istenenlerden alınanlar cuma günü dağıtılıyor. Aksaklıklar oluyor. Arada idarenin kendisinin de sebze dağıttığı oldu. Cezaevinde okuma malzemesine ulaşım bazı açılardan oldukça iyi. Örnekse Cumhuriyet, Karar gibi ana akım (öyle bir şey kaldıysa tabii) medya yanında Evrensel ve Birgün’e de sorun çıkartılmıyor. Güzel sürprizlerle dolu bir kütüphanesi var. Öte yandan sık sık yaşamımızı zorlaştırmak için özel bir çaba sarf edildiği hissine kapılıyorum. Sanırım temel sorun mahpusların da insan olduğunu yadsıyan bir ceza infaz sisteminde bulunuyor olmamız. Evet, E-10’da insanlar yaşıyor. Kanunlar karşısındaki konumundan ötürü “mahpus” terimini kullandım. Biraz daha ayrıntılandıracak olursak benimle birlikte 5’i tutuklu, 9’u hükümlü insanız. E-10 siyasilerin kaldığı, cezaevi dilinde “bağımsız” ya da “tarafsız” diye bilinen koğuş türünden. Koğuş sakinlerinin her birinin burada olmasının nedeni, kimilerinin “öyle bir sorun yok” dediği, benimse bu ülkenin en temel sorunu olarak gördüğüm sorun. Ve bence bu ülke daha barışçıl, daha adil, daha demokratik olsaydı, hiçbiri burada olmazdı. 11 Mayıs’ta cezaevine girdiğimde toplam sayımız 13’tü. Bir tahliye yaşadık, sonra iki yeni “eleman” geldi ve bugünkü sayıya ulaştık. Oldukça genç bir kitleyiz. Koğuşta en yaşlı benim. 54’ümü yaşıyorum. Şu anda birlikte olduğum arkadaşlardan bir tanesi daha aynı yaşta. 7 yıldır cezaevinde. Daha doğrusu cezaevlerinde. Ardından 42 yaşında bir mahkûm geliyor. En kıdemsizimiz, paylaşımzede. Diğer arkadaşların yaşları 22 ile 32 arasında. 10 yıla varan cezaevi kıdemleri olanlar da bu genç kitlenin içinde.

Her koğuş arkadaşımın ayrı hikâyesi, hikâyeleri var. Her birini dinledim, dinliyorum, dinleyeceğim. Bana yoldaş, rehber, öğretici oldular. Katkıda bulunmaya çabaladığım mücadelenin ne kadar anlamlı olduğunu her geçen gün daha fazla gösteriyorlar. Hakları ödenmez.

Barış bildirisinin böylesi bir etkisi olabileceğini, bu kadar gündem olabileceğini düşünmüş müydünüz?

Barış Bildirisi’nin açıklamasının hemen ardından devletin en tepesinden, en sert tepkiyi alacağını, imzacıların hedef haline getirileceğini, çeşitli baskılara uğrayacaklarını tahmin ediyordum. Ama “akademisyen” sözcüğü, siyasetçilerimizin diline bu 2000 küsur insanın cesur çıkışından sonra girdi ve bir daha da yerini yitirmedi. Bunu beklememiştim, parçası olmaktan gurur duyuyorum.

Matematik dehalarının bir problemin peşinden giderken ömürlerini adamalarını anlatan Apostolos Doxiadis’in ‘Petros Amca ve Goldbach Sanısı’ adlı romanı beni çok etkilemişti. Davada metni savunma biçiminiz bana o hali çağrıştırdı. Bu metni imzalama kararınızı özet olarak birkaç cümle ile nasıl anlatırsınız?

Bir probleme tüm ömrünü ya da onun daha küçük ama önemli bir parçasını adamak yalnızca dehaların değil, benim gibi vasat ama mesleğini seven, yaşayan matematikçilerin de bir özelliğidir. Eminim yaptığı herhangi bir işi bir tür adanmışlık duygusuyla yaşayan her insan da benzer bir yaşam sürer. Barış Bildirisi’nden birkaç hafta önce Diyarbakır’da beş gün geçirmiş, Sur’un ablukaya alınmamış bölümünde bir otelde kalmıştım. Farklı profillerde insanlarla tanışmış, konuşmuş, havayı hissetmiş, bir anlamda yaşamıştım. O dönemde yüzü aşkın aydın 30 Aralık 2015 günü Diyarbakır’a gelip toplantılar yapmışlar, Melik Ahmet Caddesi’nde yürümüşler, bir de bildiri okumuşlardı. Bildirinin bu buluşmayı hazırlayan Diyarbakırlılarda yarattığı hayal kırıklığını gözlemleme fırsatım olmuştu. Bildirideki, her tarafı eşit eleştirme kaygısı, bu hayal kırıklığının başlıca nedeniydi. Bunun ardından gelen Barış Bildirisi’nin böyle bir sorunu yoktu. Çağrının, eleştirinin nereye yapılması gerektiğinin bilincindeydi ve bunu açıkça yapıyordu. Yanıtımı savunmamdan bir alıntı ile bitireyim: “Ben Barış Bildirisi’ni yalnızca imzalamadım. Onu düşündüm, hissettim, yaşadım. Her cümlesinin arkasındayım.”

Bulunduğunuz cezaevinden yansıyanlar arasında sabah Fransızca, İngilizce dersi verdiğiniz, akşam Kürtçe öğrendiğiniz gibi bilgiler var. Orada günleriniz nasıl geçiyor?

Günlerim oldukça dolu aslında. Görüş, avukat ziyareti gibi daha uzun zaman aralıkları gerektiren bölünmelerin olmadığı günlerde az çok oturmuş bir düzenim var. Sabah erken kalkıp spor yapıyorum. Ardından temizlik, kahvaltı ve sabah sayımı. Gece yarısı 12’den öğlen 12’ye kadar koğuşun sessiz kalmasına özen gösteriliyor. Ben de öğlene kadar çalışıyorum. Çalışmanın içeriği, iki davam dolayısıyla hukuk, dil dersi hazırlığı, Kürtçe okuma ve yazma olabiliyor. Genelde 12.00-12.30 civarı öğle yemeği geliyor. 14.00-16.00 civarı iki arkadaşla Fransızca dersi yapıyoruz. Saat 20.00’ye doğru akşam sayımı var. Ardından akşam yemeği yiyorum. Genelde tek başıma oluyor. Akşam karavanası 17.30 civarında gelmiş ve dağıtılmış oluyor. Gazetelere (Evrensel, Birgün, Cumhuriyet, Karar) bakıyorum. Çalışmalarıma dönüyorum. Öğrencilerim ders dışında da olsa sorular soruyorlar, yardımcı olmaya çabalıyorum. Öğrenme heyecanları, arzuları ve becerileri beni de cesaretlendiriyor, güçlendiriyor. El birliğiyle çevremizdeki duvarları sarsıyoruz. Belki bir gün hepten yıkmayı başarırız.

"TUNA İLE ZEKİ KANUNLAR KARŞISINDA EŞİTLER Mİ?"

Bir matematikçi sistematiği ile cezaevindeki günleriniz arasındaki ilişkiyi sorsam. Anlatabileceğiniz anekdotlar var mı bu açıdan?

Cezaevi yaşamımda şu ana kadar hemen hiç doğrudan matematikle uğraşmadım. Ama matematikçilikten gelen bazı düşünüş, yaklaşım biçimlerinin faydalarını görme olanağım oldu. Bunun en sık karşılaştığım örneği dil dersleri. Dilbilgisini daha düzenli ve rahat aktarabiliyorum sanırım. Öğrencilerim de daha çabuk kavradıklarını belirttiler birkaç kez. Anekdotlar?... Doğrudan matematikle ilgili olmasa da bu bağlamda aklıma gelen bir öykü var. Matematik doktorası yapmış olmamdan ötürü “doktor” sözcüğü bir süre sık sık adımla birlikte anıldı. Sağlık sorunları da olan bir mahkûm benim hekim olduğumu sanmış, sağlık üzerine sorular soruyordu. Ben de şaka yollu, “benim ilmim başka” diyordum. Sonradan bir gazetede “matematik doçenti Tuna Altınel” hakkında haber çıkınca gelip, “Hoca ben seni doktor sanmıştım” dedi. Tabii cezaevinde yalnızca anekdotlar yaşanmıyor. Çeşit çeşit ve çok ağır sorunlar da var. Beni çok sarsan bir tanesini paylaşayım. Sorunun temelinde SEGBİS bahanesiyle, tutukluların çok uzak illere sevk edilmesi var. Davalıyla vekili arasına yüzlerce kilometre giriyor, savunma hakkı çok ağır biçimde kısıtlanıyor. Bir örnek vereyim. Odamı paylaştığım Zeki Kolcuoğlu Silopili. Ailesi hâlâ orada. Çok hassas bir dosyası var. TCK 312 ile 314 arasında gidip geliyor. Davası Cizre’de görülüyor, avukatı da orada. Buraya ne gelen var ne de giden. Haftada bir kez ailesiyle yaptığı 10 dakikalık telefon görüşmesiyle, Zeki dava idare etmeye çalışıyor. Şimdi Tuna ile Zeki kanunlar karşısında eşitler mi?

Fransa’da Lyon’da hocalık yaparken, sizi Çağlayan'a ve Kepsut Cezaevi'ne kadar getiren barış, adalet ve demokrasi mücadelesi bakımından Türkiye’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Yaşadığımız dönemden daha kolay olmayan bir gelecek bekliyor bizi. Yılmadan devam etmeliyiz. Bir şekilde durmam gerektiğinde geriye dönüp bakma fırsatım olursa ve "Bir arpa boyu yol gidebilmişim" diyebilirsem, ne mutlu bana.

30 Temmuz’a görülecek ilk duruşmanız öncesinde içeriden, dışarıya -ne kadar dışarıysa- göndereceğiniz bir mesaj var mı?

Dayanışma yaşatır, dayanışma özgürleştirir.

ÖNCEKİ HABER

Pamukova tren faciasından ders alınmadı, acılar büyüdü

SONRAKİ HABER

Bir günde 8 kentte 9 ayrı noktada orman ve makilikler yandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa