21 Temmuz 2019 04:04

17. Gençlik Yaz Kampı: Gençler atölyelerde üretti, tartıştı, paylaştı ve eğlendi

17. Gençlik Yaz Kampı yaklaşık 800 kişinin katılımıyla gerçekleştirildi. Gençler kamp boyunca atölyelerde üretti, forumlarda sorunlarını tartıştı.

17. Gençlik Yaz Kampı | Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Gazetecilik Atölyesi*

17. Gençlik Yaz Kampı 10-18 Temmuz tarihleri arasında İzmir Selçuk’ta bulunan Pamucak Sahili’nde gerçekleştirildi. Yaklaşık 800 gencin katıldığı kampta liseli gençlerin yoğunluğu dikkat çekti. Van’dan Edirne’ye farklı şehirlerden yollara düşerek buluşan gençler 8 gün boyunca birlikte üretip, ürettiklerini paylaşmanın keyfini çıkardı.

Kamp boyunca düzenlenen söyleşi, panel, forumlarda; yaşadığı sorunları ve çözüm yollarını konuşan, memleketin politik ve ekonomik durumuna dair değerlendirmelerde bulunan, kültür-sanat alanına dair tartışmalar yürüten gençler, danstan tiyatroya, politik iktisattan kent atölyesine kadar çeşitli alanlarda çalışmalar yürütüp üretimler gerçekleştirdi.

Kamp boyunca Kürt Dili ve Edebiyatı, Latin Dansları, Sanat Okuma, Kadın Çalışmaları, Edebiyat, Sinema, Gazetecilik, Evrim, Tasarım, Kent, Kukla, Müzik-Ritim, Tiyarto, Satranç, Heykel, Resim ve Politik İktisat Atölyeleri düzenlendi. Gençler genel olarak atölye çalışmalarına yoğun ilgi gösterirken; özellikle Politik İktisat, Kadın Çalışmaları, Ritim ve Latin Dansları atölyesine katılım dikkat çekici düzeydeydi. Atölye yürütücülerinin geçtiğimiz yıllara göre daha genç bir ekipten oluşması da çalışmaların hem daha verimli hem de eğlenceli geçmesini sağladı.

Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan da gençlik yaz kampındaydı. Gürkan, gençlerle düzenlenen söyleşide, ülkenin içinden geçtiği dönemi ve güncel politik gelişmeleri değerlendirerek gençlerin sorularını yanıtladı.

KAMPA GELEBİLMEK İÇİN ÇALIŞTILAR

İşçi ve emekçileri doğrudan etkileyen ekonomik kriz kampa gelen gençlerin de önemli gündemlerinden birini oluşturdu. Kriz nedeniyle çoğu işçi ve emekçi ailelerin çocukları kampa katılırken yaşadıkları maddi zorlukları çalışmak zorunda kalarak aştığını ifade etti. Kampa Çorlu’dan katılan Rojda, kamp için garsonluk yaparak para biriktirdiğini söylerken; Antep’ten gelen Yusuf Can Hazar ise kamp öncesi animatörlük ve palyaçoluk yaptığını ifade etti. Yine pek çok kişi de gençler arasında toplanan fonlarla kampa katıldığını söyledi.

BİRLİKTE ÜRETİP BERABER TÜKETTİLER

Dayanışma ve kolektif çalışma bilinci kampın öne çıkan en önemli noktalarını oluşturdu. Yemekten temizliğe, güvenlikten kültür sanat üretimine her şeyi beraber yapan gençler, kolektif üretim biçiminden memnun olduklarını söyledi.

Mutfakta görevli gençlerden biri kampa ikinci kez katılmış: “Bu işleri gönüllü olarak yapıyoruz. Bin gencin bir arada çalışıp eğlenmemesi imkansız. Önceden çok sorumsuz tembel bir insandım. Burada yemek için patates doğruyorum.”

Kampa Ankara Keçiören’den katılan ve bulaşık işini üstlenen bir başka genç ise şunları söylüyor:

“Burada gençler çöp toplayarak, bulaşıkları birlikte yıkayarak, güvenlik işini birlikte yaparak tanışıyorlar. Komün bir yaşam... Amacımız insanları sosyalleştirmek ve güçlendirmek, bu bilinçle buradan çıkması ve bunu gerçek hayatında sürdürebilmesi.”

Adana’dan katılan bir başka genç ise kampta verilen görevleri eğlenerek yaptığını söylüyor:

“Bu işleri zorunluluk olarak değil de sorumluluk olarak görmemiz gerekiyor. Herkes birlik içinde, herkes beraber çalışıyor” diye konuştu.

LATİFE TEKİN VE AYŞEGÜL TÖZEREN GENÇLERLE BULUŞTU

Edebiyat Atölyesinin çalışmaları kapsamında Yazar Latife Tekin yeni kitapları Manves City ve Sürüklenme hakkında gençlerle sohbet etti. Yazar Ayşegül Tözeren de edebiyatta kadın yazarlar üzerine söyleşi düzenledi. Kampın son gecesi de şiir etkinliği düzenlendi.

Kürt Dili ve Edebiyatı Atölyesinde ise Kürt destanları üzerine incelemeler gerçekleştirildi; Kürt dergiciliği tarihi hakkında çalışmalar yapıldı.

Latin Dansları, Ritim-Müzik ve Tiyatro Atölyeleri ise kamp boyunca yürüttükleri çalışmalar sonucu hazırladıklar performansları akşam etkinliklerinde sahneleyerek büyük beğeni topladı.

Kadın Çalışmaları Atölyesinde “Toplumsal gelişmede kadın”, “Kadın hareketi tarihi”, “Kadın mücadelesi ve olanakları”, “Kadına yönelik şiddet ve mücadele yolları” başlıkları altında tartışmalar sürdürüldü. Atölye çalışması sonucunda hazırlanan bir deklarasyon da kampın son günü okundu.

Sinema Atölyesi, Sovyet montaj biçimi üzerine çalışmalar yaparken, Senaryo Yazarı Yelda Eroğlu ile diziler; Sinema Eleştirmeni Şenay Aydemir ile de Netflix üzerine söyleşi düzenlendi.

MÜFREDATTA OLMAYAN EVRİM GENÇLİK KAMPINDA

Evrim Atölyesi ise Evrimin mekanizmaları, gelişim süreci ve Darwinizm üzerine anlatımlar yapıldı. Kent Atölyesi toplumsal sınıfların ortaya çıkış ve gelişim sürecine bağlı olarak kentlerde yaşanan dönüşümler üzerine yoğunlaşırken Kukla ve Heykel atölyelerinde gençler tasarladıkları ürünlerle yaratıcılıklarını geliştirdi. Teorik ve pratik anlamda gençlere perspektif sunan Satranç Atölyesine de ilgi dikkat çekici düzeyde oldu. Resim Atölyesi kampta bulunan bir duvar üzerine çalışma yaparken resim çalışmasının odağındaki konu da evrim oldu.

Politik İktisat Atölyesinde ise seçim sonuçları, genç seçmenin eğilimi, ‘Her şey çok güzel olacak’ sloganı, ekonomik krizin ekonomi politiği üzerine tartışmalar yürütüldü.

Gazetecilik atölyesinde ise gençler kamp boyunca güncel konular üzerine röportajlar yaptı özel haberler hazırladı. Yine atölye çalışmaları bünyesinde Evrensel Yazarı Yusuf Karataş ile “İşçi Sınıfı Mücadelesi ve Gazetecilik: Evrensel” başlıklı söyleşi düzenlendi. Söyleşiye gençlerin katılımı yüksek oldu. Akademisyen ve Evrensel Yazarı Ceren Sözeri de kampta “Basın özgürlüğü mücadelesi ve Haber Alma Hakkı” üzerine söyleşi düzenledi. Söyleşide gazetecilik bölümü öğrencileri çeşitli tartışmalar yürüttü.

‘İNSANLARIN SANATÇI YÖNÜNÜ AÇIĞA ÇIKARIYOR’

Kukla Atölyesi katılımcılarından Sertaç, aslında kuklaya merakı olmadığını itiraf etti. Arkadaşının kukla atölyesine olan ilgisi üzerine kendisinin de atölye çalışmalarına katıldığını söyleyen Sertaç, atölye çalışmalarını “Bana da teşvik etmiş oldu. Gayet memnunum. İnsanların sanatçı yönünü açığa çıkarıyor” diye değerlendirdi.

Yine atölyede çalışma sürdüren bir diğer genç olan Sidar da kamp alanına gelene kadar kuklaya ilişkin özel bir ilgisi olmadığını söyledi. Kampla birlikte pek çok şeye ilgi duymaya başladığını anlatan Sidar, “Buraya geldiğimde o kadar fazla şey gördüm ki, bir anda merakım uyanmaya başladı. Böylece kukla atölyesine başladım” dedi.

Atölyenin katılımcılarından Berfin ise, kukla ile ana sınıfında tanıştığını söyledi:

“Aslında ana sınıfında başladım. Sonra zamanla bıraktım ve sonradan tekrar merakım başladı. Burada yeniden başlamak istedim.”

Atölye katılımcılarından Sibel ise, Dilan Uğurlu’yu daha öncesinden takip ettiğini, kampta ismini görünce kukla yapım atölyesine katılmaya karar verdiğini söyledi.

GENÇLER LATİN DANSLARI İLE HEM EĞLENİP HEM VÜCUDUNU KEŞFETTİ

Gençlerin tutkuyla takip ettiği atölyelerden bir diğeri ise Latin Dansları idi. Kamp boyunca Bachata, Salsa ve özel koreografiler çalışan atölye katılımcıları ile yürütücüsü Gülseren Cizdan’a kampı ve çalışmalarını sorduk. Yaklaşık 8 yıldır dansla ilgilendiğini ifade eden Cizdan, gençlik kampında ikinci kez atölye çalışması düzenlediğini söyledi. Çocukluktan bu yana dansa ilgi duyduğunu söyleyen Gülseren Cizdan, salsadan tangoya dansın pek çok farklı türüyle ilgilendiğini dile getirdi.

Kamptan önce de dansa ilgi duyduğunu söyleyen atölye katılımcısı Görkem Akartuna, ise böyle bir atölye olduğunu görür görmez kayıt olduğunu söyledi.

Kampta Latin Dansları Atölyesi olmasının ilgisini çektiğini söyleyen Berfin Çevik ise kamp dışında da dans kursuna gittiğini ifade etti. Atölyenin kendisine insanlarla daha iyi iletişim kurmayı, anlaşmayı ve beden dilini daha iyi kullanmayı öğrettiğini söyleyen Çevik, bu yolla hem eğlenip hem öğrendiklerini ifade etti.

Görkem Tatlı ise Latin Dansları Atölyesi ile kıvrak bir vücudu olduğunu keşfettiğini vurguladı.

Kamp’a Iğdır’dan katılan Fırat isimli genç ise kamp sırasında ilgi duyduğu dans çalışmalarına kamp sonrasında devam edeceğini belirtti. Fırat, Latin Dansları Atölyesinin ‘Erkekler dans etmez ya da edemez’ düşüncesini yıkması bakımından önemli olduğunu vurguladı.

KENDİ ENSTRÜMANLARINI YAPTILAR, KAMPIN RİTMİNİ TUTTULAR

Ritim Atölyesi yürütücüleri Zilan Yıldız ve Nihat Şahan ile atölye katılımcılarına; ritme olan ilgilerini ve atölye çalışmalarını sorduk.

Atölye çalışmasının yürütücülerinden olan Dokuz Eylül Üniversitesi Matematik Bölümü öğrencisi Zilan Yıldız, yaklaşık dört yıldır Ahura Ritim Topluluğunun bir üyesi. Erbaneye merakının lise yıllarında başladığını ve üniversiteye geçtiğinde Ahura Ritim Topluluğuna dahil olduğunu söyledi. Nihat Şahan ise, “Erbaneye doğrudan merakım geç başladı. Ama çocukluktan beri gelen her yere vurma, çıkan sesleri takip etme isteğim vardı. Ağaçtan, direkten, telden çıkan sesler üzerinden bir kurgum vardı. Bundan yaklaşık 6 yıl önce kendi kendime bendirle uğraşıyordum. Arkadaşlarımdan Sami Hoca’nın İzmir’e geldiğini ve def dersi verdiğini duydum. Ben de dahil oldum. Sonra da bir virüs gibi bulaştı” dedi.

Sohbetimize atölye çalışmalarıyla devam ettik. İlk günlerde beden perküsyonu çalışan ve hep beraber geri dönüşüm enstrümanları yapan atölye yürütücüleri ve katılımcıları sonra da ritim enstrümanları, bağlama, gitar eşliğinde bir ürün ortaya çıkarmaya çalışıyor.

Atölyeye ilginin çok yoğun olduğunu belirten Yıldız, atölyenin olmadığı saatlerde dahi etrafta insanların müzik yaptıklarını ve hep beraber eğlendiklerini belirtti.

Ritim atölyesine ilk kez katılan Elif Sırthan, “Kolektif anlamda, gerçekten birbirini tanımayan çok sayıda insanın enstrümanları olmadan; şişelerle, tenekelerle, kendi enstrümanlarını yaptığı bir atölye” diye konuştu.

Ritme kamptan önce de ilgisi olduğunu belirten sosyoloji öğrencisi olan Zelal ise zaten birkaç aydır erbane kursuna gittiğini ve kampa gelirken yanında erbanesini de getirdiğini söyledi. Zelal, kamptan sonra da ritim çalışmalarına devam edeceğini belirtti.

* Haber 17. Gençlik Yaz Kampı’nda çalışma yürüten Gazetecilik Atölyesi tarafından hazırlanmıştır.


ÜLKENİN DÖRT BİR YANINDA GELEN LİSELİLER FORUMDA BULUŞTU

Deniz GÜRSOY

Kampa katılan liseliler olarak sorun ve taleplerini, çözüm için ne yapılması gerektiğini ‘lise forumu’nda tartıştı. Tartışmalarda öne çıkan başlık elbette ekonomik kriz oldu. Krizin etkilerini hayatımızın her alanında görebiliyoruz. Bunun yansıdığı bir alan da eğitim harcamaları. Forumda birçok arkadaşımızın bahsettiği gibi soru bankası ya da kitap almak liseliler için ciddi mali yük demek. Bırakalım kitabı, soru bankasını; günlük temel ihtiyaçlarımıza bile zor para yetiştiriyoruz.

Öte yandan milli eğitimde yapılan 2 milyarlık bütçe kesintisi, devletin eğitim kalitesine ne kadar önem verdiğini gösteriyor. Yurt desteği, kitap desteği tümden tarih olacak bu gidişle! Nitekim MEB’in tanıttığı ‘2023 Vizyon Belgesi’ de okulların bütçe ihtiyacını bağışlar, aidatlar üzerinden karşılamayı öngörüyor. Belgeyi ortaya atan yetkililer bakıyorsunuz ülkenin birçok yerinde özel okullara sahip. Haliyle devlet okullarının verdiği eğitim kalitesi düşüyor ve parası yeten aileler çocuklarını özel okullara göndermek zorunda kalıyor. İşte bu günümüzün gerçekliği. Bütün zenginliği devlet okullarının kalitesizliği üzerinden inşa edenlerin eğitimde kaliteyi arttıramayacağı açık.

Ekonomik krizin yanında bir de ‘tek adam rejimi’ sorunu var. Gençliği sermaye saflarına kazanmak adına uygulanan politikalar da lise gençliğinin sosyal, kültürel ve ekonomik yaşantısını doğrudan etkiliyor. Liseli gençler krizin faturasının öğrencilere kesilmemesi için birtakım talepler de öne sürdüler. Ankara’dan gelen arkadaşlarımızın, eğitim materyalleri için bir fon yaratılması talebini dillendirdiler. Okullarda yerel meclisler kurulması başka bir talep olarak belirginleşti: Böylece lise öğrenciler okulda doğrudan söz sahibi olabilecekler ve somut çözümler üretebilecekler. Böylece, elimizden alınan ÖTK kazanımını yeniden elde etmenin yolları açılmış olacak.

Bölge’den gelen liseli gençler ise yaşanan ortak sorunların yanında ana dilde eğitim talebi üzerinde durdular. Okullarda kışkırtılan milliyetçi, şoven düşmanlık bölge gençliğinin yaşadığı en büyük sorunlardan biri olarak görülüyor. Lise forumunun sonunda dile gelen; geleceksizliğe, işsizliğe, bilimsel olmayan eğitime karşı örgütlü hareket etme vurgusu, ortaklaşılan payda oldu.


ÜNİVERSİTELERDE VAR OLANI KORUMAK BİZE YETMEZ

Ekin Yoldaş KALI
ODTÜ

‘Doğaya, Bilime, İnsanlığa Özgürlük!’ şiarıyla gerçekleştirdiğimiz 17. Gençlik Yaz Kampı’nı geride bıraktık. İçinde bulunduğumuz tüm baskı ve sömürü koşullarına rağmen birlikte üretip birlikte paylaştığımız bir kamp gerçekleştirdik. Bireyci rekabet ve sömürü ilişkileri yerine eşit ve özgür bir yaşamın var olabileceğini birlikte deneyimledik. Paneller, söyleşilerde bir araya gelen farklı illerden üniversiteliler, liseliler, işçi ve işsiz gençler olarak biriktirdiğimiz birçok bilgiyi beraberimizde götürüyoruz.

Türkiye’nin dört bir yanından üniversiteliler olarak ‘Üniversite Forumu’nda buluştuk. Yapılan tartışmalarda şu sorunlar öne çıktı:

Ekonomik kriz üniversite gençliğinin yaşamını birçok yönden belirliyor. Hayat pahalılığı konserlere, festivallere gitmeyi, sinemada bir film izlemeyi hatta kahve içerek sohbet etmeyi bile lüks haline getirmiş durumda. Artan kitap ve fotokopi masrafları da eklenince birçok üniversite öğrencisi yaşamak ve eğitim masraflarını karşılamak için çalışmak zorunda. Üniversiteliler bu durumu ‘Gelecekte çalışmak için üniversite eğitimi almak, üniversite eğitimi almak için bugün çalışmak zorundayız’ şeklinde ifade ediyor. Bu durum çalışan üniversiteliler için güvencesiz ve esnek çalışmayı da beraberinde getiriyor. Yani bugünden işçileşen, sömürü çarklarının içerisine çekilen bir üniversite gençliği sözünü ettiğimiz.

KYK kredileri ve bursları ise öğrencilerin ihtiyacını karşılamak şöyle dursun; kredi borçlanmasıyla geleceğimizi ipotek altına almış durumda. Kısaca, patronlar milyonlarca lirayla oynarken kredi borçları bizim hayatımızı mahvediyor. KYK borçlarının silinmesi ve kredilerin bursa çevrilmesi, burslara öğrencilerin ihtiyacını karşılayacak oranda zam yapılması öne çıkan taleplerden biri oldu.

Üniversitelerde bütçe kesintisi ise akademide birçok sorunu beraberinde getiriyor. Akademisyen açığıyla beraber dersler işlenemez hale geldi. Laboratuvar ve sınıfların yenilenememesi de dersleri niteliksiz hale getiriyor. En garanti meslek olarak görülen sağlık alanında bile öğrenciler geleceğe güvenle bakamıyor. Tıp ve sağlık öğrencileri uygulamaya ve programa dayalı değil teoriye dayalı bir eğitime mahkûm ediliyor. Sağlık alanında eğitim alan birçok öğrenci, staj sömürüsüyle birlikte onlarca saat nöbet tuttuklarını ifade ediyorlar. 

Erdoğan-AKP iktidarının üniversiteye dönük saldırıları ile birlikte akademik özgürlüğün, üniversitelerin demokratik yapısının ayaklar altına alınması da tartışılan başlıklardan biri oldu. Üniversite yönetimlerinin keyfi uygulamaları, öğrencilerin söz haklarının baskı altına alınması demokratik üniversite talebini yakıcı hale getiriyor.

Sistem her ne kadar “Daha çok çalış, daha çok sertifika kazan: Şikâyet etme sorunu kendinde ara” dese de üniversite öğrencilerinin bu laflara karnı tok! ODTÜ ve diğer üniversitelerdeki mücadele deneylerini paylaşan üniversiteliler, çıkış yolunun en geniş mücadeleden geçeceğine dikkat çekiyor. Forumda da dile geldiği üzere: Bugün yürüttüğümüz mücadelede elimizde olanı korumak bize yetmez; daha fazlasını kazanmak için mücadelenin ilerletilmesi şart. Elbette bu tartışmalar 8 günde son bulacak değil. Aksine, deneyimlerin ışığında döndüğümüz her yerde daha ileri kazanımlar için mücadeleye dair tartışmalarımızı sürdüreceğiz.

ÖNCEKİ HABER

TBMM’de 7 bin 439 soru yanıtsız bırakıldı, araştırma önergeleri kabul edilmedi

SONRAKİ HABER

Bir günde 8 kentte 9 ayrı noktada orman ve makilikler yandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa