17 Temmuz 2019 14:04
Son Güncellenme Tarihi: 17 Temmuz 2019 20:42

Demirtaş'ın tutukluluğunun devamına karar verildi

Selahattin Demirtaş'ın hakkında 142 yıl hapis cezası istemiyle yargılandığı davada tutukluluğunun devamına karar verildi.

Fotoğraf: HDP Basın Bürosu

Paylaş

Halkların Demokratik Partisi (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutuklu yargılandığı Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmasına devam edildi. Edirne F Tipi Kapalı Cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi’yle (SEGBİS) Sincan Kampüs Cezaevinde görülen duruşmasına bağlanan Demirtaş'ın, "terör örgütü yöneticiliği" başta olmak üzere çeşitli suçlardan 142 yıla kadar hapis cezası istemiyle tutuklu yargılandığı davada tutukluluk halinin devamına karar verildi.

Demirtaş’ın duruşmasına HDP Grup Başkan Vekili Saruhan Oluç, HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, HDP Meclis Amiri Mahmut Toğrul, HDP milletvekilleri Meral Danış Beştaş, Tülay Hatimoğulları, Kemal Peköz, Mensur Işık ve HDP MYK üyesi Nazmi Gür ile çok sayıda avukat katıldı.

Demirtaş "Savcı, Kürt ve Kürdistan kelimelerinin tamamını, ilk harfleri küçük olarak yazmış. Savcının son derece ön yargılı ve politik bir tutum içinde olduğu çok iyi anlaşılıyor. Küçümsemek istemiş" dedikten sonra şu ifadeleri kullandı: "Ben bir Kürt’üm. Siz bana Kürt değilsiniz demedikçe Kürtlüğümü çok da hatırlamıyorum doğrusu. İnsanlığımı hatırlıyorum daha çok. Siz bana böyle yaptığınız müddetçe sadece baş harfini değil bütün harflerini büyük söylüyorum ki ‘BEN KÜRT’ÜM’ ve ‘Benim vatanım da Kürdistan’dır’ bütün harflerini tutanağa böyle geçirin."

“İDDİANAME SİYASİ SAİKLERDEN KAYNAKLI”

Dün 29, 30 ve 10 nolu fezlekelere dair savunma yapan Demirtaş, bugün 25 No’lu fezlekeye dair savunma yaptı. Demirtaş, “Fezlekede suç tarihi 28 Eylül 2019 tarihinde Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlandığı ve hazırlanma tarihi olarak da 24 Şubat 2016 olarak görünüyor. Elazığ Karakoçan ilçesinde 2013’ün 9’uncu ayında yaptığım konuşmaya yaklaşık iki buçuk yıl sonra 2016 yılının Şubat ayında fezleke hazırlanıp, Meclis’e gönderilmiş. O tarihte yine 7 Haziran seçimleri sonrasında AKP tek başına iktidarını ve parlamento çoğunluğunu kaybettikten sonra neredeyse Türkiye’yi çılgınlığa sürükleyen, çatışma ve savaş politikaları sürecinde hazırlanan bir fezlekedir. Fezlekenin hazırlanmış olması için iki buçuk yıl beklenmesi de aleni olarak siyasi saiklerle hazırlandığına önemli bir veridir” dedi.

Demirtaş, sonrasında fezlekede yer alan bilgileri okudu. “Terör örgütünün veya amacının propagandasını yapmak, suçu ve suçluyu övmek, halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek” suçlamalarıyla yargılandığını hatırlatan Demirtaş, akabinde Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nin talebiyle hazırlanan bilirkişi raporunu okudu.

“O TARİHTE AKP-CEMAAT SARMAŞ DOLAŞTI”

Demirtaş, fezlekede yer alan şu konuşmasını tekrarladı: “Bir sabah uyandı halkımız Cumhuriyet kurulmuş, dediler. Din yasak, dil yasak, inanç yasak. Neye uğradıklarını şaşırdılar. İslami gelenekten gelenler de horlandı ve zulüm gördü. Ama onlar bu geleneği temsil etmiyor. Hangi gelenekten geliyor bunlar. 12 Eylül döneminde Kenan Evren darbe yapıp, bu halkın evlatlarını işkencede ezdiği günlerde, bunların tesir ettiği günleri bugün sürdürenler şunu diyordu; biz senin tankının paleti olalım paşa. Kenan Evren’e methiyeler diziyorlardı. Bunlar o dönemde cuntaya, darbeye, katliamlara, inkara sahip çıkan bir gelenekle hareket ettiler.”

Demirtaş, bu konuşmasına dair, “Konuşmamın burasında kastettiğim ‘Senin tankların paleti olalım, paşam’ cümlesi Fethullah Gülen’e aittir. 12 Eylül döneminde yazdığı bir yazıdan atıf yapmıştım ve AKP iktidarı ile Gülen cemaati o dönemde sarmaş dolaş, kan kardeş, can kardeş oldukları için ona atfen söylemiştim” dedi.

“BENİM VATANIM KÜRDİSTAN”

Demirtaş savunmasının devamında, “Konuşmamın bir yerinde diyorum ya, ‘Kürt ya da Kürdistan dediğimizde birilerinin tüyleri diken diken oluyor’ işte bu savcı da tüyleri diken diken olanlardan. Küçümsemek istemiş. Bir fezlekedeki konuşmasını okuduktan sonra: Savcı Kürt ve Kürdistan kelimelerinin tamamını, ilk harfleri küçük olarak yazmış. Savcının son derece ön yargılı ve politik bir tutum içinde olduğu çok iyi anlaşılıyor. Esas ile ilgili bir mesele var. Hakaret etmek istiyor. Buradan savcıya da mahkeme heyetinize de şunu söylemek istiyorum; ben bir Kürt’üm. Siz bana Kürt değilsiniz demedikçe Kürtlüğümü çok da hatırlamıyorum doğrusu. İnsanlığımı hatırlıyorum daha çok. Siz bana böyle yaptığınız müddetçe sadece baş harfini değil bütün harflerini büyük söylüyorum ki ‘BEN KÜRT’ÜM’ ve ‘Benim vatanım da Kürdistan’dır’ bütün harflerini tutanağa böyle geçirin. Savcıya aynı şekilde iade ediyorum. Siyasi saiklerle Kürt ve Kürdistan demenin devleti eleştirmenin, hükümetin politikalarını eleştirmenin, çözüm önerileri sunmanın, nasıl çözüleceğine dair çözüm önerileri sunmanın kendisi terör örgütü propagandasıysa savcı bu konuşmayı propaganda sayıyorsa bence PKK’nin propagandasını savcı yapmıştır. Yani gerçekten PKK bunları savunuyor ve amacı bunlarsa benim yaptığım şekilde bunu yapıyorsa yani siyasi faaliyetlerle yapıyorsa PKK terör örgütü değil. Savcının mantığıyla yola çıkarsak, burada terör adına şiddet adına hiçbir şey yok. Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı hakkında PKK terör örgütünü övmekten suç duyurusunda bulunun. Doğru olan bu. PKK amacını, faaliyetini benim yaptığım şekilde yürütüyorsa diyecek bir şey yok” ifadelerinde bulundu.

“TEKRAR EDİYORUM...”

Konuşmasının hiçbir yerinde propaganda, suçu ve suçluyu övme olmadığına dikkat çeken Demirtaş şöyle devam etti: “Bunun neresinde terör örgütü propagandası yapmışım. Neresinde suçu ve suçluyu övmüşüm. Bunları tek tek belirtmesi lazım. Nerede terör örgütü propagandası yapmış olabilirim. Kürt ve Kürdistan dediğim için herhalde. Peki nerede suçu ve suçluyu övmüşüm. Seyit Rıza, Şeyh Sait , Mazlum Doğan, İbrahim Kaypakkaya,  Deniz Gezmiş katledildi dediğim için . Tekrar ediyorum. Şeyh Sait ve Seyit Rıza Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında kanuna aykırı bir şekilde, evrensel ilkelerine, ahlaka ve vicdana aykırı bir şekilde idam edildiler. Deniz Gezmiş ve arkadaşları Menderes ve arkadaşlarının idamlarının intikamlarını almak üzere usule aykırı şekilde idam edildi. İbrahim Kaypakkaya Diyarbakır Cezaevi’nde daha 24 yaşında iken gördüğü ağır işkence sonucu katledildi. Mazlum Doğan 12 Eylül Diyarbakır işkencesinde ağır işkenceye maruz kaldı. İşkenceyi protesto etmek için kendi yaşamına son verdi. İşkenceleri teşhir etti. Bunların hepsi politik kimliği ya da temsil ettiği siyasi faaliyetlerinden bağımsız bir şekilde hepsi zulmün, hukuksuzluğun mağduruydular ve bunun gibi binlercesi.

BEN SUÇ İŞLİYORSAM SAVCI İŞKENCEYİ SAVUNUYOR

Bu yüzden Mazlum Doğan, İbrahim Kaypakkaya, Deniz Gezmiş, Şeyh Sait veya Seyit Rıza’nın yasalara göre suç isnadı yapılmışsa bunlara hangi suçunu övmüşüm. Evet Mazlum Doğan’ın işkenceye karşı direnişini övmüşüm. Ha o zaman savcı işkenceyi savunmuş oluyor. Kenan Evren darbe, cunta yönetiminin ve o dönem Diyarbakır Cezaevi’ndeki işkenceci yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran’ın savunuculuğunu yapıyor. Ben Mazlum Doğan’ın işkenceye karşı direnişini savunuyorsam savcı da bunu suç sayıyorsa savcı Esat Oktay Yıldıran’ın darbecilerin fiilini savunmuş oluyor. Sizin normalde bu savcı hakkında suç duyurusunda bulunmanız lazım. Ben burada suçu suçluyu övmüyorum. İşkence suçunu övmüş oluyor savcı. İşkenceyi, darbeciyi övmüş oluyor savcı. İbrahim Kaypakkaya’nın işkence tezgahlarında öldürülmesini eleştirmek suçsa işkenceyi o halde savunuyorsunuz demektir. Ben bu konuşmamın düzelttiğim yerlerle birlikte kelimesi kelimesine arkasındayım.”

“MAHKEMENİZ HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNURUM”

Kürt ve Kürdistan kelimelerinin kriminalize edilmesine tepki gösteren Demirtaş, şunları söyledi: “Ben halen bu ülkede Kürt ve Kürdistan kavramlarının terör propagandası sayılmasını halkıma, temsil ettiğim siyasi anlayışa hakaret olarak görüyorum bunu kabul etmiyorum. Bu hakareti mahkemeniz düzeltmek zorundadır. Mahkemeniz bana yüzyıl ceza versin umurumda değil. Kürdistan ve Kürt kelimesini kullanarak, hükümde tek bir cümle kullanırsanız mahkemeniz hakkında suç duyurusunda bulunurum. Ben sizin etnik kimliğinize başkasının etnik kimliğine, inancına hakaret ediyor muyum, edemem saygısızlık, haysiyetsizlik olur. Bunu yapan da saygısızdır.

"HAKARETİ KABUL ETMEK ZORUNDA DEĞİLİZ"

Evet Kürdistan vardır. Daha önceki duruşmada da söyledim, Binali Yıldırım, Tayyip Erdoğan söylediği için değil, Sultan Sencer yazdığı için değil, Mir Bedirhan Kürdistan beyi olduğu için değil, Osmanlı’da Kürdistan eyaleti olduğu için değil. Tarihi olarak, coğrafi olarak bir realite olduğu için Kürdistan vardır. Siz de savcılarınızla yüz milyon karar kursanız, hüküm kursanız Kürdistan vardır. Bir coğrafyadır benim de ana vatanımdır. Bu Kürdistan coğrafyasının bir kısmı da Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları dahilindedir. 1935 yılında Kürt ve Kürdistan inkar edildi diye kendine profesör diyen şaklabanlar bunun kitabını yazdı diye, dünyada bütün insanlar Türk’ten türedi saçmalığını okullarda öğretip, onları eğitimci diye başımıza dikip, daha sonra da bunları devlet yöneticisi yaptıkları için biz bu tezi kabul etmek zorunda değiliz. Bu hakareti kabul etmek zorunda değiliz.

"BİN YIL DA CEZAEVİNDE KALSAM BEN KÜRT'ÜM"

Rumeli diyebileceksin, Kürdistan diyemeyeceksin, Türkmeneli diyeceksin Kürdistan diyemeyeceksin var mı böyle bir şey. Biz Kürdistan'ı bir bölünme ayrı bir devlet olarak ifade etsek, bundan korkmayız, çıkar dobra dobra söyleriz. Kürdistan bir coğrafya ismidir. Çoğunluğunda Kürtlerin yaşadığı bir coğrafya ismidir. Bütün Kürdistan coğrafyasını kapsayan bir devlet tarihte kurulmadığı için siyasi sınırları yoktur. Sosyolojik, coğrafik sınırları vardır. Kürtlerin yaşadığı Zagroslar bugün Kerkük, Erbil dediğimiz bölgede özellikle Süleymaniye’den Diyarbakır ve Cizre’yi kapsayan bölge on binlerce yıl önce Kürtlerin yaşadığı, tarihte yazılı ve sözlü olarak geçmiştir. Elazığ Savcısı istedi diye bundan vaz mı geçeceğim. Kusura bakmasınlar ben Kürdüm. Bin yıl da cezaevinde kalsam Kürt'üm, Kürt olarak girdim, Kürt olarak çıkacağım. Kürt milliyetçisi değilim. Kürt milliyetçisine de saygı duyarım. Ama benim Kürtlüğümle alay edene de kusura bakmayın tepemin tası atıyor. Kürt ve Kürdistan kelimelerini kullandığım için beni bölücülükle suçlayanları gördükçe tepemin tası atıyor. Ben de bunu kabul etmiyorum. Empati yapın. Etnik kimliğiniz, inancınız ve mezhebinizle alay edildiğinde ne yaparsınız. İnsanın onuru ile ilgili bir mevzudur. Dil, etnik kimlik insanın onurudur. Biz böyle doğduk, ne yapalım. Bunu değiştirmek istemiyorum, kimsenin bunu değiştirmesine de müdahale etmesine de izin vermiyorum.

"DEMOKRATİK ÖZERKLİK TÜRKİYE’NİN ÇÖZÜM YOLUDUR"

Demokratik özerklik Türkiye’nin çözüm yoludur. Tek adamlık, faşizm, diktatörlük Türkiye’ye anayasa referandumu ile zorla kabul ettirilebiliyor da Selahattin Demirtaş bir miting de demokratik özerkliğimi savunamayacak. Şu anda Türkiye’yi yönetenler en büyük suçu işliyor. Anayasa askıya alınmış durumda. Anayasa bir yönetimle yönetilmiyor. Anayasasızlık şuanda fiili bir durumdur. Yargıya hükümet tarafından bangır bangır talimat veriliyor. On binlerce insan yasadışı bir şekilde hükümetin talimatıyla işten atılıyor, yargı yoluyla baskı uygulanıyor. Binlerce akademisyen ben savaş istemiyorum dediği için akademilerinden atılıyor ve yargı bunlara patır patır cezalar yağdırıyor. Bunlar suç değil, bunları yapan hükümetin yaptığı yürütme suç işlemiyor ama Selahattin Demirtaş’ın 2013 yılında yaptığı konuşmada Kürt ve Kürdistan demesi suç, onu yakalayacağız, yıllarca ceza vereceğiz. Bu mudur adalet anlayışı? Utanç verici bir durum.”

"SİYASİ KUMPAS İÇİN HAZIRLANDI"

Demirtaş, benzer konuşmaları Meclis çatısı altında yaptığını ve bunun Anayasa 83/1’e göre zaten sorumsuzluk kapsamında olduğunu kaydederek, 25 nolu fezlekeye dair savunmasını şöyle tamamladı: “Ama ben mahkemeniz Anayasayı tanımadığı için ona değinmiyorum. Bu benim siyasi düşüncemdir. İstikrarlı bir şekilde savunduğum siyasi düşüncelerimdir demek istiyorum. Parlamento içinde ayrı parlamento dışında ayrı konuşmadım. İlkeli istikrarlı bir siyasi çizginin temsilcisi olmaya gayret ettim demek istiyorum. Benim Karakoçan’da yaptığım konuşma şiddetle, terör propagandası ile halkı kin ve düşmanlığa davet ve sevk etmekle, bir suçlama daha vardı neymiş suçu ve suçluyu övmekle hiçbir alakası yoktur. Tamamıyla siyasi kumpas fezlekesidir. Bunlar tarihe not olarak düşsün diye tutanaklara geçiriyorum. 25 nolu fezlekeye dair savunmamı da bu şekilde tamamlamış durumdadır.”

Demirtaş, suçlamalara ilişkin dosyaya giren delillerin de yasadışı yollarla hazırlandığını ve uydurma olduğunu söyledi.

TAHLİYE TALEBİ REDDEDİLDİ

Demirtaş'ın avukatları tutukluluğun 3 yılı geçtiğini, bunun hukuki değil siyasi bir karar olduğunu, bütün fezlekelerde hemen hemen aynı suçlamaların yer aldığını, kaçma şüphesinin de bulunmadığını belirterek, tahliye talebinde bulundu. Ara kararını açıklayan mahkeme, avukatların tahliye taleplerini reddederek, Demirtaş’ın tutukluluk halinin devamına hükmetti.

Bir sonraki duruşma 2 Eylül'e ertelendi. (Ankara/MA)

ÖNCEKİ HABER

Finlandiya'da halk maden tekellerinin yağmasına "Yeter" dedi

SONRAKİ HABER

YTÜ öğrencileri: Okulumuzdaki millet bahçesi projesi iptal edilsin

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa