14 Temmuz 2019 07:49

Tutkunun ve cesaretin ressamı: Gustav Klimt

Başak Şahindoğan, sembolizmin en önemli isimlerinden olan Avusturyalı Ressam Gustav Klimt ve eserleri üzerine yazdı.

Ressam Gustav Klimt (sağda) | Fotoğraf: Madame d'Ora/Wikimedia Commons & Klimt'in Ağlayan Kadın tablosu

Paylaş

Başak ŞAHİNDOĞAN

14 Temmuz 1862’ de Viyana’da dünyaya gelen Gustav Klimt aradan geçen 150 yılı aşkın sürede hem eserleri hem de kişiliği ile sembolizmin en önemli isimlerinden biri haline gelmiştir. Bugün hala tabloları ile dekorasyondan tekstile, mücevherden teknolojiye birçok alanda tasarımcılara ilham vererek hayatımızın içinde yer almaktadır.

“Tuvaller boş olduğu sürece, her zaman umut vardır.” Gustav Klimt

14 yaşında Viyana’nın önde gelen güzel sanatlar okullarından Uygulamalı Sanatlar Okulu’nda eğitimine başlayan Klimt sanata ilk adımını attığı öğrencilik günlerinden itibaren cesareti ve tutkusuyla her zaman farklı olmuştur.

1883’de henüz 21 yaşındayken Kardeşi Ernst ve okul arkadaşı Franz Matsch ile birlikte kurdukları Sanatçılar Kumpanyası (Künstlercompagnie) şirketi ile Viyana sosyetesindeki kişilerin resimlerinin yanı sıra Viyana’daki yeni Kent Tiyatrosu’nun dekorasyonu ve Sanat Tarihi Müzesi’nin iç dekorasyonunun tamamlanması gibi önemli işlere imza atmışlardır.

1900’lere yaklaşırken Viyana sanat dünyasında yaşanan bölünme rüzgarından Klimt ve arkadaşları da etkilenerek amaçları toplumu sanat yoluyla değiştirmek olan Ayrılıkçılık (Secession) oluşumunun içinde yer almışlardır. Sanatçı bu grup içerisinde yer aldığı dönemde Sembolizm ve Art Nouveau akımlarından oldukça etkilenmiş ve bu dönemde yaptığı işler gelecekte sanat dünyasında ses getirecek olan eserlerinin temelini oluşturmuştur.

1900’lerin başında devlet tarafından Viyana Üniversite’sinin tavan süslemelerinin yapılması işini alan Klimt eser tamamlandığında birçok çevreden eleştiri almıştır. Klimt’in bu eserinde altın kullanması ve kadın bedeni resmetme şekli, dünyevi zevkleri ve cinselliği çağrıştırdığı gerekçesiyle birçok çevre tarafından gayriahlaki görülmüştür. Bu olaydan sonra eserlerini geri alan sanatçı kamusal yerlerde çalışmayı reddetmiştir.

1905’te, Klimt yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle Sezession’dan ayrılmıştır. Bu tarihten sonra dünyaca üne kavuşan sanatçı 1905 yılında, Berlin’de açılan Alman Sanatçılar Konfederasyonu’nun sergisine katılarak Villa Romana Ödülü’nü kazanmıştır. 1906’da Münih’te Kraliyet Bavyera Güzel Sanatlar Akademisi’nin onursal üyeliğine kabul edilen Klimt 1912 yılında Avusturyalı Sanatçılar Birliği’nin başkanlığına getirilmiştir.

Klimt, 6 Şubat 1918’de beyin kanaması sonucu yaşama veda ederken ardında sanat tarihine yön veren çok özel eserler bırakmıştır.

Bugün hala sanat dünyasında çok önemli bir yere sahip olan Klimt’e ait beş resim, 2006 yılında çok yüksek fiyatlarla alıcı bulmuştur. Bunlardan Adele Bloch-Bauer I adlı portre, 135 milyon dolara satılarak, dünyanın en pahalı resimlerinden biri olmuştur.

ALTIN VARAK TEKNİĞİ

Klimt’in eserin en önemli özelliklerinden biri de resimlerinde altın kullanılmasıdır.

Bunda altın gravürcüsü olan babasının etkisi bu tekniği kullanış biçiminde ortaya çıkmıştır. Altın varak tekniğini başarıyla kullanan sanatçı resimlerinde altın varağı uygulamak için sekiz farklı yöntem kullanmıştır

Ancak bunun yanı sıra İtalya gezisi sırasında Ravenna’da bulunan St.Vitale Kilisesi’nde gördüğü altın mozaiklerden oldukça etkilenen sanatçı Kiss resminde de  Ravenna’da cenneti simgeleyen bu altın mozaikleri kullanmıştır.

DEATH AND LIFE - ÖLÜM VE YAŞAM | 1915

Roma Uluslararası Sanat Sergisi’nde birincilik ödülüne layık görülen bu resim Gustav Klimt’in son dönemine ait ve en önemli resmi olarak kabul edilmektedir.

Klimt bu resimde bir yanda ölümü diğer yanda ise yaşamı yansıtmıştır.

Sanatçı 1908’de başladığı resmi 1910 yılında bitirmiş ancak 1915 yılında üstünde bir takım değişiklikler yapmıştır. Resmin  sağ tarafında yaşam bölümünde her yaştan bir çocuk,  genç kadınlar, yaşlı kadın ve  bir adam gibi  birçok insan birbirine sarmalanmış ve tek parça halde görülmektedir. Sol tarafta ise ölüm yaşamı sona erdirmek için hazırda bekleyen bir avcı gibi resmedilmiştir. Yine sembolizmin etkilerinin yoğun olarak görüldüğü bu tabloda da resmin tamamına hakim olan desenler ölüm bölümünde çoğunlukla haç şeklindedir.

THE KISS - ÖPÜCÜK | 1907/1908

KlImt’in 1907 – 1908 yılları arasında yaptığı bu tablo sanat tarihinin en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

180 x 180 cm ölçülerinde olan resim tuval üzerine yağlı boya kullanılarak yapmıştır. Günümüzde Viyana’da Beldevere Sarayı’ndaki müzede sergilenmektedir.

Eserdeki sarılmış erkek ve kadın figürü erotizmi ve aşkı simgelemektedir.  Erkek, kadının yüzünü ellerinin arasına alarak koruyucu bir figür olarak resmedilirken kadın ise erkeğin öpüşünden kendinden geçmiş durumdadır.

Klimt her eserinde olduğu gibi bunda da ayrıntılı bir desenleme yapmıştır. Altın rengi olan her iki giysinin desenlerinde de sembolizmin yoğun etkisi görülmektedir. Bunlar birbirinden bu kadar farklı görünen iki insanın tek bedene dönüştüğünün simgesidir. Resimde kadın figürünün vücut hatları ve kalçaları belirgindir. Bu hatla doğurganlığı, doğurganlık ise sonsuzluğu sembolize etmektedir. Kadının bedeninden sarkan yürek yaprağının dalları da Antik Çağda doğurganlığın simgelerinden biridir.

Aşkın resmi olarak kabul edilen hatta ilk sergilendiği yıllarda adı ‘Aşıklar’ olan Kiss tablosu günümüzde çok popüler bir simge haline gelmiştir. Sayısız reprodüksiyonu vardır. Kartpostalları, eşyaları ve kopyaları ile büyük bir ikondur.

100 AVROLUK ÖPÜCÜK

2003 yılında Avusturya Hükümeti, Klimt’in anısını yaşatmak için 100 avro değerinde sembolik bir madeni para basmış; resmin bir yüzünde Klimt’e, diğer yüzünde de The Kiss resmine yer vermiştir.

ÖNCEKİ HABER

ODTÜ öğrencileri: Rektörlük hükümetin temsilcisi gibi davranıyor

SONRAKİ HABER

Ağbaba: Saray'ın 5 aylık harcaması 250 bin emekçinin maaşı kadar

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa