12 Temmuz 2019 03:08

Kuşların kanat seslerini beklerken

Niyazi Dalyancı, Güray Öz'ün "Kuşların Kanat Sesi" kitabı üzerine yazdı.

Fotoğraf: Facebook Kolaj: Evrensel 

Paylaş

Niyazi DALYANCI

Son zamanlarda okuduğum en ilginç, bir o kadar da beni düşüncelere gark eden kitap Güray Öz’ün “Kuşların Kanat Sesleri.” Kitabın kapağında “roman” yazıyor. 

Kitap “Editörün Notu” başlığını taşıyan bölümle başlıyor. Gerçi editörün adı baskıya girmemiş ama okuyunca bu bölümün yazarının da Güray olduğunu anlıyoruz.

Editör, yani bence Güray, şöyle diyor bu notta:

“Güray’ın gerçekten sürükleyici bir roman yazmak yerine, o mu yazdı emin de değilim ya, en azından onun imzası var, ne diyeyim, roman mı, anı mı, bir tarih okuması mı, bilemedim, bu kitabı yazması beni şaşırttı doğrusu. Herhalde bir anlamı olmalı.”

Editör, yani Güray, anlam çıkaramadığından olacak, eşi Nevra’ya soruyor:

“Sen okudun hepsini, onun yaşamından izler var mı? Bir tür anı mı, sözlü tarih zaptı mı?”

Nevra’nın yanıtı şöyle:

“Hayır, yalnızca özel hikâyelerden genel bir sonuç ya da ‘dönemin havasını’, bir tür kendi zamanının ‘halet-i ruhiyesini’ anlatmak isteyen bir roman bu.”

Roman Paris’te siyasal sığınmacı olduğunu çıkarsadığımız Erde’nin anlatımı ile başlıyor. Erde’den başka romanın diğer iki kahramanı Ali ile Hikmet. Onların Erde’den daha genç olduklarını anlıyoruz. Ama onlar da Erde gibi siyasal sığınmacı. Erde belki 1971 darbesinden, Ali ile Hikmet de 1980’den sonra Türkiye dışına çıkmışlar.

Romanda anlatı zaman zaman Ali, zaman zaman da Hikmet tarafından devralınıyor. Ama Erde romanın başından sonuna kadar var. Bir bakıma eski Yunan tragedyalarındaki koro gibi.

Doğal olarak burada saygısızlık edip romanda anlatılan olayları tekrarlamayacağım. Ama editörün, yani bence Güray’ın sözleriyle, “Hikâyenin pek çoğumuz gibi hayatla bağlarını bir bulup bir yitiren, kendilerini zorla, gönülsüz bir çabayla önemseyen ‘kahramanlarını’ tanıyorum sanki. Kurguladıkları, gerçekliği konusunda büyük kuşkular uyandıran oyunun içinde, kimi zaman derin bir hazla, zevk duyarak, kimi zaman acı çekerek sahne almışlar, sonra akıl almaz bir mantıkla yakınmaya başlamışlar.”

Olaylar Avrupa’dan Türkiye’ye ve arada Moğolistan’a (Moğolistan mı emin değilim) uzanıyor. Roman akıp giderken editör de zaman zaman araya girerek bir şeyler söylüyor bize:

“Öncelikle sizi bu hikâyenin tümüyle kurgu, yani uydurma olduğu konusunda uyarmalıyım. Zaten okuduğunuzda anlamışsınızdır. Anlatılanların gerçekle hiçbir ilgisi yok. Yıkılışın, çöküşün sıkıntılarını yaşayan iki eski devrimci Moğolistan’da eski Sovyet dönemini yeniden kurmak için bir komploya karışmadılar. Böyle bir şey olmadı. Olsa da zaten tersi olurdu.”

İki devrimciden Hikmet, daha atak, daha duygusal, daha bir eylemci. Sonunda Hikmet, Moğolistan’ın geleneksel Buzkaşi, hani atlarla kıyasıya yapılan yarışmada, kendini atların nalları altına atarak yaşamına son veriyor. Bu bana sanki Deniz, Yusuf, Hüseyin’i belki onlardan da çok Mahir Çayan, Sinan Cemgil gibi yitirdiğimiz genç devrimcileri anımsattı nedense.

Ali ise İstanbul’a dönüyor ve Gezi’deki kitaplığın sorumlusu oluyor. Bence bu Ali de Güray’ın kendisi. Zaten kitabın sonunda araya giren ’editör’  “yazarın romanın gizli kahramanlarından birisi” olduğunu söylüyor.

Son bölümün başlığı “Yorgun kuşların kanat sesleri bunlar.” Son bölümü bu kez yazar üçüncü tekil kişi olarak anlatıyor. “Romanı Güray’a teslim ettikten sonra, biraz telaş içinde eve döndü.” Demek tahminimiz doğru. Editör Güray’ın kendisi.

Yazar eve döndükten sonra yazdıklarını değerlendiriyor:

“Yıkılışı yazmak, onun hüznünü, yıkıntının verdiği acıma duygusunu yazmak her zaman daha kolay olmuştu…”

“Yıkılanı yeniden ayağa kaldırmanın zorluğunu, bütün ağırlığını sanki üstünde taşıyormuş gibi kamburu çıkmış bir halde girdi otelin barına. ‘Yorgun kuşların kanat sesleri bunlar’ diye söylendi garipliklerine alışık barmene. ‘Hikmet yaşamalıydı, artık çok geç, ama Ali kendini toplamalı, Erde eve dönmeli’ diye mırıldandı. Yeniden başlayacak, kilometreyi sıfırlayıp çıkacak yola.”

Güray Kandıra F Tipi tutukevinde şimdi bu romanın devamını yazdığını söyledi. Sanırım kilometreyi sıfırlayıp yeniden yollara çıkıldığında bizi nelerin beklediğini anlatacak. Geç bile kalmış kuşların kanat sesleri olmalı bunlar.

ÖNCEKİ HABER

Edebiyatçılardan SabitFikir dergisine tepki: Meslektaşlarımızı destekliyoruz

SONRAKİ HABER

Çavuşoğlu’dan AB’nin yaptırım kararına yanıt: Ciddiye almaya gerek yok

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa