11 Temmuz 2019 04:16

Diyarbakır sıcağında tatile gidemeyenler: Biz de isteriz şezlonga uzanmayı

Diyarbakır’ın kavurucu sıcağında tatile gidemeyenlerle konuştuk: Biz de isteriz şezlonga uzanmayı ama para mı var ki gidelim?

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Toygar KAYA
Cengiz Anıl BÖLÜKBAŞ
Diyarbakır

Kuru sıcağıyla ünlü Diyarbakır’ın hararetine dayanmak zor. Bir de işin içine siyah asfaltlar eklenince bu sıcaklık dayanılmaz bir kabusa dönüşüyor. Göletli Park, Bağlar ilçesinde yer alan mütevazi bir park. Tatile gidemeyen Diyarbakırlılar kendisini buraya atıyor: “Biz de isteriz Marmaris’e, Bodrum’a gidip şezlonga uzanmayı. Ama para mı var ki gidelim?”

Aileler göletin yanına savanlarını serip oturuyorlar. Kimisinin elinde semaver, kimisinin elinde börekler, çörekler, bazı bazı köşe başlarında üstü çerezlerle dolu tablalar. Göletli Park’ın mesaisi 17:00’te başlıyor. Çocukların bağrışmalarına fıskiye sesleri eşlik ediyor. Ailelerin kahkahalarına ise içten yanmalı motorlar. 

"300 LİRAYLA TATİLE Mİ GİDİLİR?"

Daha park yolunda 10 adım atmadan bizi ev hanımı üç kadın karşılıyor. Yemeklerini öğlenden hazırlamış kadınlara yanaşarak onlara neden tatile gitmediklerini soruyoruz. Utana sıkıla cümlelerini zor tamamlıyorlar. Sorduğumuz diğer soruda ekonomik krizden bahsedince bu konuda sessizliklerini bozup sohbetimizi zenginleştiriyorlar. Savanın en ucunda bize taraf oturan kadın eşinin 3500 TL maaş aldığını, iki haftanın ardından ellerinde sadece 300 liranın kaldığını söylüyor. Geriye kalan bu parayla nasıl tatile gideceği de bir başka soruyu-sorunu doğuruyor. Ardından diğer kadın söze giriyor: “Tüm gün ev işleri, çocuğa bakma derken gün bitiyor zaten. Napalım biz de burada oturup dinleniyoruz.”

"ZENGİNE KRİZ YOK!"

Biraz daha ilerledikten sonra göle biraz yakın oturan bir ailenin yanına konuk oluyoruz. Ağaç dibinde yanlarına oturarak sorularımıza başlıyoruz. Onlar da tatile gitmenin bu dönem için sadece hayalde kaldığından dert yanıyor. Bu sıcakta kaçabilecek en ekonomik tatilin ise Göletli Park’a gelme olduğunu biraz sonra söyleyecekleri sözlerle destekliyorlar: “Tabi tatile gidememizin birinci sebebi maddiyat. Sebze, meyve, kira... Her şeye zam gelmiş zaten.  Gülerek devam ediyor: “Krizden biz etkileniyoruz,  zengine kriz yok!”  Sıcakların aynı şekilde zenginler için bir sıkıntı yaratmadığını onların her zaman kaçacak bir deliklerinin olduğunu da söylüyorlar bize.

"BEN DE YAŞITLARIM GİBİ…"

Dikkatimizi bir genç çekiyor sonra. Baş ucunda durduğu tablasında çeşit çok. Mısır cipsi, kabak çekirdeği, fıstık ve sıcaktan bunalanlar için de soğuk su. Genç arkadaşımızın ismini soruyoruz. Adının Kadir olduğunu söylüyor. Kadir bu sene lise 3. sınıfı bitirmiş seneye de sınava hazırlanması lazım. Ama birilerinin ona para da vermesi lazım tabii olarak. O da birinin para vermeyeceğini genç yaşta çekirdek satarak fark etmiş bile. Neden sınava hazırlanmayıp da burada çerez sattığını merak ediyoruz. Kadir sınava da hazırlandığını söylüyor. Ama zoruna giden bir derdi de var Kadir’in. O da yaşıtları gibi gezmek tatil yapmak istiyor en azından tatil yapamasa bile bir kafede oturup eğlenmek bile onun için lüks olduğu hiç bozmadığı ses tonundan belli oluyor. Yanından ayrılırken bize ısrarla sattıklarından ikram etmek istiyor. Uzun ısrarlarımızın sonunda Kadir’i kırmamak için tadımlık bir avuç çekirdek alıyoruz.

Göletin karşısına tahta bir köprüden geçiyoruz. Rüzgar, fıskiyelerin savurduğu suyu yüzümüze taşıyarak bizi biraz olsun serinletiyor. Köprünün diğer ucuna geçtiğimizde yeni ama aynı manzarayla karşılaşıyoruz. Kadirle aynı mesleği yapan iki kardeşi görüyoruz. Kız kardeşiyle birlikte çalışan Yakup bizi görünce dili çözülüyor.  Herhangi bir tatil planınız var mı hep böyle mi geçecek yaz ayınız sorusuna Yakup üzücü bir cevap veriyor: “Abi biz hiç Diyarbakır’ın dışına çıkmadık ki. Napalım çalışmak zorundayız. Göletin yanında durmak da bizim tatilimiz işte.”  Yakup ile kız kardeşi evin 11 çocuğundan ikisi. Eve hiç olmazsa birer katkı olsun diye yapıyorlar bu işi. Gece saat 01:00’e kadar çalıştıklarını da unutmadan eklemek lazım. Gideceğimiz zaman sesleniyor bize: “Abi çerez doldururken bir fotoğrafımızı çek de güzel bir fotoğrafımız olsun.”

"MARMARİS DEĞİL GÖLETLİ PARK"

Göletin dibinde, sağda iskeleye benzer fakat korkulukları olan kare yapıda neşeli bir ailenin seslerine irkiliyoruz. Biz de bu neşeli ortama balıklama dalıyoruz. İlk başta neden tatile gidemediklerini anlatıyorlar. “E biz de isteriz yeğenim Marmaris’e, Bodrum’a gidip şezlonga uzanmayı. Ama para mı var ki gidelim? Ben de gece gizlice burada yüzerim artık.” 

Göletin etrafında dolanıyoruz. Malum sıcaktan muaf değiliz. Tam o sırada gölete yüzmek için giren çocukları görüyoruz. Kahkahaları etraftaki kuş sesleri ile birleşince sağaltıcı bir his veriyor. Tabi anneler başlarında bekliyor her an başlarına bir şey gelir korkusuyla. Fotoğraflarını çekmek için izin istiyoruz. Çocuklar hemen kadraja girebilmek için yanımıza geliyorlar. “Abi beni de çek." Annelerin yüzlerinde bir tebessüm ama kırık bir tebessüm... Bir yandan çocuklarının eğlenmesinden duyulan mutluluk bir taraftan çocuklarını tatile götürememenin üzüntüsündendir belki...

ÖNCEKİ HABER

BES yağması kalkınma planında: Bireysel emeklilik fonu 100 milyar TL’ye ulaştı

SONRAKİ HABER

Hakkari'de mayına basan asker yaşamını yitirdi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa