06 Temmuz 2019 03:35

Rıza yoldaşa veda

İbrahim Kızılyer, kanser hastalığı nedeniyle hayatını kaybeden Evrensel yazarlarından, yoldaşı Rıza Saygılı'yı yazdı.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

İbrahim KIZILYER

1978-79’dur yollarımızın kesişme anı. İskenderun Demirçelik işçilerinden birinin evi ya da bir gençlik eylemidir buluşma noktamız. Ağzında dili yokmuşçasına sessiz, konuşulanı pürdikkat dinler, sorunu kavradığı anda meramını tane tane anlatırdı.

1980’e gelindiğinde devrimci gençler için işler daha da zorlaşmıştı. Liseli genç Fatih Dönen katledilmiş, protesto gösterinde de Hacı Çapar yoldaşımız hayatını kaybetmişti. Akabinde Gültepe Mahallesi’nde Hüseyin Karakuş faşist güçler tarafından öldürülmüştü.

12 Eylül cuntasının saldırılarına karşı mücadelede Rıza yoldaşla işkencehanede buluştuk: Dışarıda fırtına esiyordu. İSDEMİR trenine bildiri dağıtıldığını duyduğumuz anı hatırlıyorum. Gözlerinin içinde gülüş, zayıflamış yüzünde mercan dişlerinin parıltısı. “İbo dışarıda parti var mı?” diye sormuştu.

İLK VEDALAŞMAMIZ

İki aydır gözaltındaydık. Kafa kafaya verdik, dışarıya çıkmanın yollarını arıyorduk. Çatal kaşıktan testere yapmanın yöntemini tartışıyorduk. Ve nöbetçileri nasıl kandıracağımızı, şakalaşarak. Ve 1981’in 15-16 Haziran’ı gelip çattı. Rıza o gizemli gülüşüyle “İbo kurtulma payımız yüzde 1’de olsa” diyerek koğuş tavanını gösterdi. Kendimizi Amanos Dağlarının yamacında bulmuştuk.

İskenderun’u ortadan bölen lağım deresindeki kaçışımızı unutamam. Sol kolumdan tutarak beni hızlandırması, olmadı sırtlayarak zaman kazanma çabası da öyle. “Sana da çok eziyet verdim be Rıza” dediğimde, “Biz faşizmin zindanlarını yıktık, özgür olduk, yeniden mücadeleye katılma şansını yakaladık” demişti, gözleri gülerek.

Amanos Dağlarının yamacından; sokaklarında yürüyüş yaptığımız, bildiri dağıttığımız, afiş astığımız şehre, İskenderun’a baktık. Demirçelik tesislerine, Sarıseki gübre fabrikalarına, Akal-Ersoy tekstil fabrikasına, çırçır ve filtre fabrikalarına, binlerce işçiyi taşıyan trene...

Ne cunta güçlerinin Amanos tepelerini aydınlatan uzun ışık dalgaları ne uçaklardan atılan bildiriler ne de devrimcilerin başına konan para ödülleri bizi mücadeleden alıkoyabilirdi.

Bir ay süren Amanos macerasına son verme kararı aldık. Rıza üzgün, beni bırakarak gitmeyi sindiremiyor. “İbo sana bir şey olursa kendimi affetmem” diyor. Arkasına bakıp gözden kayboluncaya kadar el sallaması Rıza’nın ilk vedasıydı.

ALAPLI DAĞLARINDA YENİDEN

Bir vakit sonra Binboğaların eteklerinde, Rıza’nın köyündeydim. Ayaklarım kötü, beni taşıyacak durumda değil. Besey (Rıza’nın annesi) teyzenin misafiriyim. Saygılı ailesinin kanatları altında iyileşmeye ve Rıza’ya yetişmeye gayret ediyordum. Besey teyze “Rızam neyse sende osun İbo” derdi. Cunta altında bu kadirşinas tutumu unutmak mümkün değil.

Daha sonra Zonguldak-Alaplı-Gümeli yaylalarında orman işçisi olan Hasan’ın (Rıza) yanındaydım. Sarıldık birbirimize. Mardin-Kızıltepeli 50-60 orman işçisinin Hasan abisi olmuştu. Kendisini Kürtçe bilen Türk diye tanıtmış, Mevsimlik işçilerin dert babası, öğretmeni olmuştu Rıza. Bana soğuk davranıyordu işçiler. “Topal olduğun için seni sevmiyorlar’ dedi Rıza ve ekledi: “Bunlar İnce Memed’i okumuşlar, oradaki topal muhbire benzetmişlerdir seni...”  

Darbenin birinci yılıydı. Kaos ortamı işçi sınıfına, onun örgütlerine şiddetle saldırıyordu. Yunanistan’a kaçış hikayelerini okuyorduk. Amanoslardan Binboğalara; oradan Alaplı dağlarına ilerleyen yolculuğumuzun sonuna gelmiştik. Rıza yine gözlerimin içine bakarak “Bu sefer seni bırakmam İbo” demişti. Ama boynuma sarıldığı vedadan 16 yıl sonra tekrar kucaklaşacaktık.

GÖZÜN ARKADA KALMASIN

Yıllar sonraki buluşmamızda “Sen çok dirençlisin yaptıklarınla” demişti. “Sen de benden az çekmemişsin Rıza. Sen de kararlı ve sabırlısın” diye yanıt vermiştim. İdealler uğruna mücadelede direnç, kararlılık, sabır, fedakarlık, adanmışlık değerleri üzerine konuşmuştuk. Uluslararası mücadelede de epey deney biriktirmişti Rıza. Küba’da gördüklerinin sosyalizmle nasıl çeliştiğini, Ekvator Komünist Partisiyle Kolombiya Partisinin benzeyen ve benzemeyen yönlerini, Latin partileri ile Avrupa partileri arasındaki farklı bakış açılarını hep ondan dinlemiştim.

Rıza’nın Türkiye’ye gelişi sorun olmaktan çıkmıştı. Artık daha sık görüşmeye başlamıştık ki sinsi bir hastalığa yakalandı. Hastalığını öğrendiği günün akşamında görüşecektik. Aradım, aradım ama ulaşamadım. Günler sonra öğrendim; Rıza Paris’te hastanedeymiş. Kuş olup uçmayı hayal ettim ama olmadı.

Saygılı ailesine başsağlığı dilemenin yetmeyeceğini biliyorum. Şeref Aydın’a, Hüseyin Saygılı yoldaşlarımıza verdiğimiz sözü Rıza’ya da veriyoruz. İskenderun’da dalgalandırdığımız bu bayrağı senin gibi yere düşürmemeye çalışacağız. Yine fabrika önlerindeyiz. İşçilere emekçilere gerçekleri anlatmaya çalışıyor, yine sokaklarda sloganlarla yürüyoruz, yine devrim ve sosyalizm şarkıları söylüyoruz.

Sakın gözün arkanda kalmasın. Yokluğunu arayacağız. Hatıralarımızı gençlere anlatıyorum.  

Keşke vedalaşıp, vedalaşıp tekrar görüşme döngüsü devam etseydi. Ama son Paris vedası hiç olmadı.

ÖNCEKİ HABER

Maaşları ödenmeyen Ankapark işçileri oyuncakları durdurdu

SONRAKİ HABER

AYM'den Atilla Taş için "hak ihlali" kararı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa