05 Temmuz 2019 04:13

TÜPRAŞ, Divan işçileri davası ve Koç Holding

Gıda-İş Genel Başkanı Seyit Aslan YHK'nin bağıtladığı, işçilerin haklarının gasbedildiği TÜPRAŞ'taki TİS sürecini yazdı.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Seyit ASLAN
DİSK/Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı

Divan işçileri bundan tam 4.5 yıl önce anayasal haklarını kullanarak sendikamıza üye oldukları için 2015 şubat ayında işten atıldı. Bir yandan direniş devam ederken, zaman aşımına uğramadan işe iade davaları da açıldı. Açılan işe iade davaları 2016 yılında sonuçlandı ve yargı işçilerin haklı olduğunu onayladı ve işe geri dönmelerinin yolu açıldı. Ancak Koç Holding yargının kararlarına rağmen süreci bugüne kadar uzattı ve Divan işçilerinin davaları 4.5 yıldır sürüyor.

Hukuk sisteminde sermayeden yana yapılan yasalar, Koç Holdinge sürecin her aşamasında itiraz hakkı tanıdığı için süreç uzadıkça uzuyor. En iyi ihtimalle 2020 ortasında davalar bitmiş olacak, işçiler işten atıldıktan altı yıl sonra tüm alacaklarına kavuşmuş olacak. Bu dava sürecinde bir kez daha gösterdi ki parası olan patronlar karşısında işe iade diye bir şey yok. İşçi davayı kazansa bile işe yeniden başlayamıyor. Bu da Türkiye hukuk sistemi ve adaletin işçiler söz konusu olduğunda nasıl işlediğini, adaletin hiç tecelli etmediğini açıkça gösteriyor.

Koç Holdingin kendisine bağlı diğer şirketlerde ve özellikle son olarak TÜPRAŞ’ta işçilere karşı aldığı tutum şaşırtıcı değil. Grev hakları yasayla ellerinden alınan TÜPRAŞ işçilerine kırk katır mı kırk satır mı tehdidiyle geçmiş dönemdeki sözleşmeden daha geri haklar dayatıldı. Koç Holding grev yasağını ve dayanışmanın zayıflığını kendisine dayanak yaparak sözleşme sürecini bilerek ve isteyerek Yüksek Hakem Kuruluna (YHK) taşıdı. Toplu iş sözleşmesi süreci Koç Holdingin beklentilerinin ve sermayenin isteklerinin karşılandığı biçimiyle imzalandı, hatta beklentilerini adeta aştı.

TÜPRAŞ’ta ve başka iş kollarında yaşanan TİS süreci her yönüyle işçi sınıfını ve tüm sendikal hareketi ilgilendiriyor. Bir kez daha yaşanan süreç şunu gösterdi: Sessiz kaldığımız her bir mesele işçi sınıfı ve sendikaların kaybıyla sonuçlanıyor. Sermaye ve yönetenlerin ortak tutumu işçi sınıfının kazanılmış haklarını ellerinden alırken, Yüksek Hakem Kurulu eliyle toplu iş sözleşmelerinde kazanılmış haklar birer birer budanıyor.

TÜPRAŞ işçisi aylar öncesinde uyarı eylemleri yaparak, son üç gün fabrikaya kapanarak mücadeleci bir tutum aldı. Ne yazık ki sınıf dayanışması açısından yeterli destek, sahiplenme ve dayanışma görmedi. İzmir’de kısmen DİSK ve bağlı sendikalar dayanışma göstermeye çalıştı ama sonuçta TÜPRAŞ işçisi önemli ölçüde yalnız kaldı. Koç Holding daha önce olduğu gibi şirketlerinde işçilere karşı almış olduğu tutumu burada da sürdürdü. Ve bu tutumun nedeni elbette işletmenin içinde bulunduğu kötü durum değil.

Şöyle ki Koç Holding 2018’de en çok ciro yapan holdinglerin başında geliyor. En çok kâr eden sermaye grubu. TÜPRAŞ ise bu şirketlerin içinde en çok ciro yapan ve kâr getiren işletme. Koç Holdingin amiral gemisi. Söz konusu kâr ve ciro olunca birinci sırada ama işçinin hakkını vermeye gelince “En aza razı etme” tutumu hiç değişmiyor. Çünkü bu tutum sermayedarların “fıtratında” var.

Krizin ortaya çıkardığı saldırılarla birlikte, zamlar yağmur gibi yağarken, kıdem tazminatına göz dikilirken, iş yasasında daha ağır maddeler yazılmayı beklerken, her gün beş işçi din, dil, ırk ve mezhep ayrımı gözetilmeden iş cinayetlerinde öldürülürken, sessiz kalmak, taraf olmamak sermayenin değirmenine su taşımak değilse nedir?

Kaybeden ve saldırıya uğrayan sadece TÜPRAŞ işçileri değil. Ama bugün TÜPRAŞ’ta somutlanan sınıf mücadelesi de bitmiş değil. 25 yıl yerel yönetimlerde 17 yıl merkezi iktidarda kalmış bir sermaye partisi bugün nasıl yenilgiye uğradıysa, işçi sınıfına dönük saldırıları püskürtmek ve yeni kazanımlar elde etmek de mümkün. Doğru bir hatta, dayanışma ve birlik sağlandığında işçi ve emekçilerin kazanımları uzakta değil.

Ve elbette birlik ve dayanışma en yukarından ve lafta değil, fabrikalardan yapılacak bir birlikle ve tabandan gelecek bir mücadeleyle mümkün. Ancak o zaman sendikal bürokrasi ve sermayenin tutumu işçilerin örgütlü mücadelesi karşısında duramayacak ve yeniden kazanımların önü açılacak.

ÖNCEKİ HABER

2 gün önce 27 kuruş zam yapılan benzine 11 kuruş indirim

SONRAKİ HABER

Soma'da maden işçileri tazminat hakkını istiyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa