19 Haziran 2019 11:03

"Son 4 yılda 2 bin 500 mülteci Ege sahillerinde yaşamını yitirdi

Avukat Azad Öztürk, Ege Denizi’nde 2015 yılından bu yana 2 bin 500 civarında ölüm vakasının gerçekleştiğini belirtti.

Arşiv | Fotoğraf: DHA

Paylaş

Ege Denizi’nde 2015 yılından bu yana aralarında kadın ve çocukların da olduğu 2 bin 500 civarında ölüm vakasının gerçekleştiğini kaydeden avukat Azad Öztürk, mülteci kaçakçılığının "yolcu başı" adı verilen kişilerin yanı sıra, kolluk kuvveti ve sahil güvenlik personeli içinde bulunduğu kişiler tarafından rant kapısına dönüştüğünü söyledi. 

Muğla'nın Bodrum ilçesinde uzun süredir mültecilerle ilgili ceza davalarına bakan avukat Azad Öztürk, MA'dan Esra Solin Dal'a konuştu. Ortadoğu ve dünyada devam eden olaylardan kaynaklı mültecilerin Türkiye’nin çeşitli yelerine göç ettiğini hatırlattı. Ege bölgesi genelinde farklı ülkelere gitmek için güvensiz ve kaçak yolların tercih edildiğine dikkat çeken Öztürk, Bodrum’u bir koridor olarak kullanan birçok mültecinin yaşamını yitirdiğini dile getirdi. Müdafiliğini yürüttüğü dosyalar ve emniyette düşen kayıtlara göre, 2015 yılından bu yana Ege Denizi’nde aralarında kadın ve çocuklarında olduğu 2 bin 500 civarında ölüm vakasının gerçekleştiğini kaydetti. 

"KOLLUK KUVVETLERİ DE İŞİN İÇİNDE"

Son bir yılda 300’e yakın mülteci ölümünün yaşandığının bilgisini paylaşan Öztürk, son üç ay içerisinde ise yaklaşık 900 mültecinin yakalandığını söyledi. Mültecilerin tehlikeli yolculuğunu hazırlayan, sunan organizasyona da değinen Öztürk, şöyle devam etti: “Dosyalar içerisinde, mülteci başı adı verilen kişiler, yolcu başına 3-5 Euro alıyor. Tabii bunun taksici ve ilişkileri koordine edenler dışında dosyalarda birçok kolluk görevlisinin olduğu ortaya çıktı. Bu dosyalar incelendiğinde ise gizlilik kararı verilerek kamuoyundan gizleniyor. Bu bölge için adeta bir rant kapısı haline getirildi. Bu hem mülteci kaçakçıları tarafından hem de bu süreci kötü kullanan kolluk kuvvetleri tarafından. Bunun içerisinde sahil güvenlik personelleri, jandarma personelleri var. Ama daha çok sahilde görev yapan kolluk kuvvetleri ve organize şubede birçok şahıs tespit edilmiş durumda. Kiminin iddianameleri hazırlanmış durumda kiminin sonuçlanmış. Sonuç olarak da caydırıcı cezalar olmadığı da maddi bir gerçektir.” 

Hükümetin almış olduğu kararlar ve Avrupa Birliği'ne üye olmuş devletlerin almış olduğu tutum neticesinde Türkiye’de mülteci geçişlerinin engellendiğini anımsatan Öztürk, buna rağmen hala güvensiz ve kaçak yollardan gitmeye kalkan mülteci sayısının hayli fazla olduğunu ifade etti. Bodrum'un mültecilerin transit geçişi bölgesi haline geldiğini sözlerine ekleyen Öztürk, göçmen kaçakçılığı suçunun cezasının az olduğuna, erken salıvermenin ve ceza süresinin az olmasının rantın devam etmesinin önünü açtığına dikkat çekti:

"Yaptırımların az olması nedeniyle çok ciddi olmayışından kaynaklı yolcu başı dediğimiz kişiler ve devamında bunlara transit ticaret ilişkisi sağlayan şahıslar yakalandıklarında yaklaşık 6 aylık bir tutukluluk sürecinden sonra ilk duruşmadan sonra tahliye ediliyor. Verilen kararlar maksimum her ne kadar 8 yıl olsa da ortalama 2 veya 3 buçuk yıl arası ceza alıyor. Zaten infaz kanunlarının getirmiş olduğu hükümler doğrultusunda da 2 yıl 3 buçuk yıl arasındaki şahısların tutukluluk süresinin ele alındığında bu süreçte herhangi bir şekilde ciddi bir yaptırım olmamakta. Tüm bunlar rantın devam etmesine neden olurken aynı zamanda giden mültecilerin de yaşamını tehlikesinin devam etmesi demektir.”

"GÖZALTI SÜREÇLERİ CİDDİ BİR DRAM"

Gözaltına alınan mültecilerin ayrıca sıkıntılar yaşadığını anlatan Öztürk, sözlerini şöyle tamamladı: “Tutuklanan kişilerin Türkiye’de irtibata olduğu kişiler olmamasından kaynaklı, iletişime geçecek bir kişi maalesef olmuyor. Gözaltı, tutukluluk ve mahkeme süreci yaklaşık 6-7 devam etmekte. Bu sürede başka bir kişiyle görüşmesi mümkün olmuyor. Çünkü görüşeceği kişinin numarası veya iletişim bilgilerini bilmesi gerekiyor. Bu gibi usul şartları var. Ama şartlarda yabancı uyruklu kişiler için pek mümkün olmuyor. Buda haberleşme hürriyetine bir ihlal oluşturuyor. Kendisinin hayat, sağlık ve psikolojik anlamda akıbeti hakkında ailesine bir bilgi vermesi mümkün olmuyor. Bu sebeple ciddi anlamda bir drama da sebep oluyor.”


"MÜLTECİLERE İLİŞKİN KARARLAR NEFRET SUÇU İÇERİYOR"

İzmir ve Muğla’da da son günlerde artan mülteci ölümlerinin sonucu önceki gün Bodrum ilçesi açıklarında yaşandı. Mültecileri taşıyan teknede 31 kişi kurtarılırken, 12 kişi hayatını kaybetti. Mültecilerin maruz kaldığı ayrımcılık, ırkçı söylemler ve Avrupa ülkelerine geçmeye çalışırken yaşamını yitirmesi konularını değerlendiren İzmir Konak Mülteci Meclisi Başkanı Mete Hüsünbeyi, mültecilerle karşılıklı entegrasyonu önemsediklerini dile getirdi.

"TÜRKİYE MÜLTECİLİK HAKKI VERMİYOR"

MA'dan Nimet Ölmez'in haberine göre mülteci, sığınmacı, göçmen gibi kavramların doğru kullanılması gerektiğini belirten Hüsünbeyi, Türkiye’de Avrupa dışında gelen herkesin sığınmacı statüsünde tutulduğunu hatırlattı. Avrupa dışından gelenlere mültecilik statüsünün verilmediğini vurgulayan Hüsünbeyi, “Türkiye ve Monako Avrupa’dan gelenler dışındaki kimseye mülteci statüsü vermiyor. Bizdeki sıkıntı mültecilik koşulunun Avrupa ülkelerinden gelenlerle sınırlı olmasıdır. Avrupa Konseyi ülkeleri dışından gelenlere Mültecilik Statüsü verilmemektedir. Ülkelerin bunu tanımaması onların mülteci vasfını değiştirmez, çünkü uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmıştır. O yüzden, Suriyeli, ya da Afganlı fark etmez hepsine mülteci demek daha doğru olur” diye belirtti.

"MÜLTECİLER KENTİN AYRILMAZ PARÇASIDIR"

Her şeyden önce mülteciliğin bir lütuf değil hak olduğunu sözlerine ekleyen Hüsnübeyi, “Kıyı belediyelerinde yaşanan mültecilere denize girme yasağı da temel bir insan hakkı ihlalidir. Hele bir Belediye Başkanının açıkladığı şekilde bunu ‘özgürlük’ adına yapıldığının belirtilmesi kabul edilebilir bir şey değildir. Tek tesellimiz gelen tepkiler sonucunda belediyelerin bu konuda geri adım atmak zorunda kalmaları. Ayrıca bu tür söylem ve uygulamalar,  mültecilere karşı linçe zemin hazırlamakta, dolayısıyla nefret suçu içermektedir” diye konuştu.

"SİYASİ MALZEME KONUSU YAPILIYOR"

Hüsünbeyi, “Belediyeler Kanunun Hemşehri Hukuku başlıklı 13. Maddesine göre o beldede yaşayan herkesin hemşehri olduğu, karar süreçlerine katılma ve hizmetlerden yaralanma hakkı bulunduğu belirtilmektedir. Sonuç olarak kentler mülteciler dahil içinde yaşayan herkese her canlıya ait yerlerdir. Ayrım gözetmeden her canlıya sağlıklı, onurlu yaşam hakkı sunulmalıdır. Altını çiziyorum herkes hemşeridir. Karar süreçlerine katılma, hak ve hizmetlerden yararlanma hakkına sahip olması belirtilmiştir. Dolayısıyla plajların sadece Suriyeli mültecilere yasaklanması kabul edilemez” dedi. 

Türkiye’de mültecilerin sürekli siyasi malzeme haline getirildiğini de hatırlatan Hüsnübeyi, şöyle devam etti: “Ötekileştirme bizde en kolay yoldur. Bu milliyetçilik damarından sürekli yararlanılmak isteniyor. Bizde olduğu gibi batı ülkelerinde de öyle. O yüzden özellikle siyasetçiler olmak üzere bir bütünen dikkatli olmak gerekir. Toplumu kutuplaştıran her türlü söylemden kaçınmak en doğrusudur. Kaldı ki mültecilere yönelik söylemlerin büyük bir çoğunluğu doğru olmayan, iftira niteliğinde söylemler taşıyor. Mültecilerin, devletten sürekli maaş aldıkları, vergi ödemedikleri, bedavaya yaşadıkları gibi ifadeler gerçeği yansıtmıyor.” 

"İNSANLIK BU ÖLÜMLERDEN SORUMLUDUR"

Ege Denizi kıyılarında yaşanan mülteci ölümlerine değinen Hüsünbeyi, sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye’nin mültecilik hakkını tanımaması ne yazık ki bu insanların Türkiye’yi transit ülke olarak görmeleri, tehlikeli yolculuklarla Avrupa’ya geçmeye çalışmalarına yol açmaktadır. Son olarak Bodrum’da tekne batması sonucu bir umuda yolculuk da acı şekilde sonuçlanmış, 12 kişi hayatını kaybetti. Bu durumu sayı ya da kader olarak göremeyiz, tüm insanlık bu ölümlerden sorumludur.” (HABER MERKEZİ)

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Arda Turan'ın Berkay'ı darbetmesiyle ilgili görülen dava 11 Eylül'e ertelendi

SONRAKİ HABER

Figen Yüksekdağ, Metin İlgün için başsağlığı mesajı yayımladı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa