17 Haziran 2019 05:10

"S-400, askeri ihtiyaç değil getiriden çok zararı olan siyasi bir karar"

ABD ile yaşanan S-400 krizinin arkasında neler var? S-400, Türkiye'nin ihtiyaçlarına yanıt veriyor mu? Erdoğan, neden S-400 konusunda bu kadar ısrarcı? Doç. Dr. Erhan Keleşoğlu yanıtladı.

Fotoğraf: Dmitriy Fomin/Flickr (CC BY-SA 2.0)

 

Paylaş

Şerif KARATAŞ
İstanbul

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi aldığını açıklaması sonrası ABD ile Türkiye arasındaki kriz büyüyerek devam ediyor. Krizle ilgili değerlendirme yapan Akademisyen Erhan Keleşoğlu, “Askeri ihtiyaçlara doğrudan karşılık gelen bir karar değil, tamamıyla siyasi bir karar. Hükümet, Rusya ile ABD arasında sıkışmış durumda. İçerideki siyasal ihtiyaçlarına ve iktidarını konsolide etmeye yönelik bir adım olarak değerlendirilebilir” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin politikasını “Muamma” olarak niteleyen Keleşoğlu, ekonomideki kötü gidişata da işaret ederek, “Ortada hamaset edebiyatından başka bir şey yok. İktisadi krizin derinleşmesi halinde milliyetçi cephenin elinde hamasetten başka bir şey kalmıyor” dedi. Keleşoğlu, “S-400, iktidarın bekasını sağlaması açısından kullanılacak gibi duruyor” dedi.

Hükümetin Rusya’dan aldığını açıkladığı S-400’lere ilişkin ABD ile yaşadığı kriz büyüyerek devam ediyor. ABD son olarak Türkiye’ye yönelik yaptırım tehdidinde bulundu.

Uluslararası siyaseti takip eden Doç. Dr. Erhan Keleşoğlu ile S-400 gerilimi üzerine konuştuk. Keleşoğlu, ilk olarak S-400 krizine kadar gelen süreci özetledi:

“Uzun bir süredir Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) gündeminde hava savunma sistemi vardı. 2000’li yılların başlarından itibaren bu gündemde oldu. İlk önce Çin’le bir anlaşma söz konusu olmuştu. Ama müttefiklerin itirazı neticesinde o anlaşma sonuçlanmadı. Sonrasında ihale yenilendi. Ve ihalede S-400’ler seçildi. S-400’lerin seçilmesi sonrası da Çin örneğine benzer şekilde özellikle ABD’den itirazlar yükseldi. Çünkü Amerikalılar, bu sistemin F-35 uçaklarıyla birlikte kullanılmasının güvenlik açısından tehdit teşkil ettiğini söylüyor. Türkiye de buna karşı diyor ki, bu sistemleri NATO’nun kullandığı güvenlik ağına ve AWACS uçaklarının dahil olduğu Link 16 adlı askeri veri paylaşım ağına entegre etmeyeceğim. Dolayısıyla bir tehdit söz konusu olmayacak ve bunun üzerinden bir bilgi casusluğu mümkün olmayacak diyor Türk tarafı. Türkiye en son komisyon önerdi.

Amerikalılar hem Savunma Bakanlığı düzeyinde hem Dışişleri Bakanlığı düzeyinde hem de kongresinin iki partisinin temsilcileri düzeyinde buna şiddetle karşı çıktı. Kongreden kararlar çıktı. Donald Trump da bunu görüşmelerde gündeme getirdi. Gelinen noktada ‘S-400’leri aldık’ diyor Erdoğan. Ama kongreden zaten yaptırımlar uygulanmasına ilişkin öneri kararı çıkmıştı yönetime.  Şimdi işler biraz sarpa saracak gibi duruyor.”

"İKİ UÇAĞIN AKIBETİ MEÇHUL"

Temmuz ayının sonuna kadar F-35’ler için eğitim görmekte olan hem pilotların hem de teknik personelin Türkiye’ye dönmelerinin gündemde olduğunu belirten Keleşoğlu, şöyle devam etti: “Eğitim durdurulmuş durumda. Şu ana kadar sanırım iki tane uçak teslim edilmişti. Bu uçakların akıbeti meçhul. Önümüzdeki dönemde Türkiye’ye ait olan ve üretilecek olan uçakların ne olacağı tartışılıyor. Bir de işin üretime ilişkin boyutu var. F-35 projesinin ana paydaşlarından bir tanesi Türkiye. Bazı parçaları Türkiye’de üretiliyor. Hükümet kanadından bu parçaların üretilmemesi halinde bu projenin sekteye uğrayacağı, dolayısıyla ABD’nin bunu göze almayacağı açıklamaları geldi. Aynı açıklamalar yandaş medyadan da geldi. Ancak ABD, şubat ayından beri bunun planlamasına girişmiş durumda. Sonuçta 1 trilyona yakın bir bütçeden bahsediyoruz. ABD tarihinin en pahalı savunma projesi. Dolayısıyla küresel tedarik zincirinde alternatifleri de kolaylıkla oluşturabilmesi mümkün diye düşünüyorum. Türkiye F-35 üretim zincirinden çıkarak, aynı zamanda 10 milyar dolarlık bir paydan vazgeçiyor.”

"ASKERİ İHTİYAÇ DEĞİL SİYASİ KARAR"

S-400 kararının, askeri teknoloji ve askeri mantık açısından Türkiye’ye getirisinden çok zararı olacağını belirten Keleşoğlu şunları dile getirdi: “Çünkü topu topu iki tane sistemden bahsediyoruz. Ve bu sistemler uzun menzilli hava savunma sistemleri olarak geçiyor. Türkiye’nin acil ihtiyacı olduğu söyleniyor. Ancak bu iki sistemle Türkiye’nin hava savunmasının güvenliğinin sağlanması pek mümkün değil. Bunun desteklenmesi gerekiyor. Günümüzde hava savunma sistemi dediğiniz zaman bunun katmanlı olması lazım. Yani, uzun menzilli, orta menzilli ve kısa menzilli oluşan katmanlı bir hava savunma sistemi oluşturmanız gerekiyor. Bu, S-400’lerin yanına Rusların diğer savunma sistemlerinin konuşlandırılması anlamına gelebilir. NATO üyesi Türkiye’nin NATO radar ağına dahil uçakları NATO düşman tanıma sistemleri AWACS ile uçuyor. S-400’lerdeki düşman tanıma sistemleri ile F-16’lardaki düşman tanıma sistemleri uyumlu çalışmayacak. Radar ağına bağlanmayacak. Radar ağına bağlanmaması demek, balistik füzelere karşı önleme imkanının olmaması demek.”

Keleşoğlu sözlerini şöyle devam ettirdi: “Türkiye’nin hava savunması için kullandığı en önemli araçları esasında yine F-16 filosuydu. Şimdi F-16 filosu yaşlandı. Bunun için de yenilenmesi gerekiyor. Ana tedarikçisi ise ABD. Yaşlandığı için F-35 alınması gündeme gelmişti. Türkiye o açıdan son projenin paydaşı oldu. Bunun yanında da ulusal ekipmanların üretilmesi, savunma sanayiinin özellikle son 10 yılda AKP’nin ana güzergahlarından bir tanesi oldu. Yani kendi aracını üretme vs. bu çok zaman isteyen bir süreç. Bu süreç zarfında dış tedarikçilerden silah sistemlerinin alınmasına hâlâ ihtiyaç duyulacak. Bu askeri mantık açısından bakıldığında, hava kuvvetlerini de zaafa uğratacak bir tedarik olacak gibi duruyor. ABD kongresi ve yönetimi söylediklerinin arkasında durursa, yaptırımlar gelecek. Ve yaptırımlar neticesinde de yüksek teknoloji silah sistemini Türkiye tedarik edemeyecek. Bu da bir güvenlik zafiyeti yaratacak.”

Keleşoğlu, S-400’lerin alınması sırasında bir teknoloji transferi olacağı yönünde yapılan açıklamalara ilişkin “Yani bir ortak üretimden söz ediliyor. Böyle bir şey yok. Hazır tedarik edilecek. Bunların planlanması, düşman tanıma sistemlerinin planlanması, diğer araçlarla irtibatının sağlanması tam bir muamma” diye konuştu. S-400’lerin alınmasının tamamen siyasi bir karar olduğuna vurgu yapan Keleşoğlu değerlendirmelerine şöyle devam etti: “Yani askeri ihtiyaçlara doğrudan karşılık gelen bir karar değil, tamamıyla siyasi bir karar bu. Hükümet, Rusya ile ABD arasına sıkışmış durumda. İçerideki siyasal ihtiyaçlarına ve iktidarını konsolide etmeye yönelik bir adım olarak değerlendirilebilir.”

"SURİYE ARTIK İÇ POLİTİKA"

Suriye’ye yönelik politikanın Türkiye’nin dış politikasından çok iç politikası haline geldiğini ifade eden Keleşoğlu, “İdlib meselesi ortada duruyor. TSK’nin gözlem noktasına bir havan saldırısı oldu. Türkiye İdlib’de ateşkesin kalıcı olmasını savunuyor. Çünkü yeni bir mülteci akınını ki- 2 ila 2, 5 milyon insan yaşıyor İdlib’de- kaldırabilecek durumda değil. İçeride mülteciler üzerinden yoğun siyasal tartışmalar dönüyor” dedi.

"PUTİN KAZANDI"

Rusya ve Putin’in önemli kazanımlar elde ettiğini belirten Keleşoğlu, “Yani bir NATO ülkesini, NATO’nun lider ülkesiyle kavga noktasına, yaptırım noktasına getirdi. Ve bir Rus analistin tespitiyle, bunu tek bir kurşun atmadan yaptı. NATO içerisinde bir ayrılık, bir çatlak oluşturmayı tek bir kurşun atmadan maliyetsiz, hem de üzerine para kazanarak, yapmayı becerdi” ifadelerini kullandı.

"HAMASETTEN BAŞKA BİR ŞEY YOK"

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomi krizi de hatırlatan Keleşoğlu, tespitlerini şöyle sürdürdü: “Bu iktisadi krizin ABD yaptırımlarından sonra daha da derinleşmesi muhtemel. Buna ilişkin nasıl bir politika, nasıl bir tedbir izleneceği tam belli değil, tam bir muamma. Yani ortada hamaset edebiyatından başka bir şey yok. Bunu Türkiye’deki iktidarın güç kaybetmesiyle izah etmek gerekir. İktidar hegemonyasını kaybetmiş durumda. Ve zor araçlarına dayalı bir yönetim modelini sürdürüyor AKP ve AKP’nin 15 Temmuz darbe girişiminden sonra kurmuş olduğu ittifak aracılığıyla. Yani bir milliyetçi cephe iktidarı söz konusu. Ve iktisadi krizin derinleşmesi halinde milliyetçi cephenin elinde hamasetten başka bir şey kalmıyor. Belki o açıdan kullanışlı bir araç olarak görülüyor olabilir. İktidarın bekasını sağlaması açısından kullanılacak gibi duruyor.”

"TÜRKİYE'NİN GELECEĞİNİ TEHLİKEYE ATAN BİR TERCİH"

Uluslararası alanda çok hassas ve kritik bir dönemden geçileceğini işaret eden Erhan Keleşoğlu, önemli uyarılarda bulunarak şunları söyledi: “Aynı zamanda jeopolitik fay hatları da, Basra Körfezi’nden Karadeniz’e uzanan jeopolitik fay hatları da hareketlenmiş durumda. Türkiye’nin bu kararı bu fay hattının, tam Türkiye’nin ortasından geçmesine neden olabilir. Bu tabii çok korkutucu bir süreç. Siyasi bir kararla NATO’dan da çıkılabilir. Farklı da hareket edilebilir ama bunu yaparken kısa vadede iç ve dış güvenliği tehdit edecek -aynı zamanda Kürt sorunundan dolayı barışla sonlandırılması gereken bir iç mesele varken- böyle bir hatta girmesi hakikaten çok riskli ve bunun iktidarın Türkiye’nin geleceğini tehlikeye atan bir tercihi olarak düşünüyorum.”

ÖNCEKİ HABER

Tecavüz davası savcısı: O saatte bara gidip içki içerse başına her şey gelir

SONRAKİ HABER

Boğulma vakaların yaşandığı Urfa'da sadece 8 yüzme havuzu bulunuyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa