15-16 Haziran 1970 direnişini, dönemin tanığı Vahit Tulis ile konuştuk

Türkiye işçi sınıfı tarihinde çok önemli bir yeri olan 15-16 Haziran direnişinin 49'uncu yılında, dönemin tanığı olan Vahit Tulis ile konuştuk.

15 Haziran 2019 15:34
Son Güncellenme Tarihi: 16 Haziran 2019 15:37
Paylaş

Türkiye işçi sınıfı tarihinde çok önemli bir yeri olan ve 1970 yılında gerçekleşen 15-16 Haziran direnişinin 49'uncu yılında, dönemin tanığı olan Vahit Tulis, Zeliş Irmak'ın konuğu oldu. Direniş sırasında Sungurlar Kazan Fabrikasında çalışan ve sendikalaşma mücadelesine öncülük eden Tulis'in değerlendirmelerinden öne çıkan bölümler şöyle:

"68’lerde insanlar daha iyi yaşam koşulları için bir araya gelip mücadele ettiklerinde gidişatın değişebileceğini biliyorlardı.

Benim çalıştığım iş yerinde Çelik-İş vardı. Biz ise mücadeleci bir sendikayı iş yerine sokmaya çalıştık.

Bizim sendika mücadelemiz 3 yıl sürdü. İnsanlara nutuk atmadık. Onları sorgulamaya, düşünmeye sevk ettik.

Bizim fabrikaya işçiler üzeri brandayla kaplı kamyonlarla, memurlar otobüslerle gelirdi. Ben bunu değiştirmek için yola çıktım.

Ben memur olarak çalışıyordum. İşçilerin evlerine gittik, sohbet ettik, sorunlar üzerine birlikte çözümler geliştirmeye çalıştık.

‘Bu halk cahil’ söylemini ben hiçbir zaman doğru bulmadım. Mesele doğru şekilde anlatabilmek. Biz bunu becerdik.

Patron, örgütlenme mücadelesinde yer aldığımı öğrenince beni işten attı. Bunun üzerine işçiler direnişe başladı.

Direnişle birlikte beni ve sendika hakkını savunan pek çok işçi daha işten atıldı. Daha sonra fabrikada üretimi durdurmaya karar verdik.

Üretimi durdurduktan sonra, çevredeki pek çok fabrika da bize destek verdi. Alibeyköylü esnaf da direnişimizi destekledi.

15 gün fabrikada direndikten sonra fabrika dışına çıkmak zorunda kaldık. Direnişimizi burada da sürdürdük. 45 gün direndik.

Askerler elindeki silahları bize doğrultmuştu. Biz onlara askerlik sonrası fabrikada işçilik yapacağını söyledik ve direnişimizin nedenini anlattık.

Fırınlar ekmek, kasaplar et gönderdi bize. Bu açıdan Sungurlar, Türkiye tarihindeki önemli direnişlerden biriydi.

O dönem sendika yöneticisi geldi, ‘Kazandık, patron sendikayı tanıyacak, atılan işçileri geri alacak. Bir tek seni almıyor’ dedi. İşçiler direnişe devam kararı aldı.

Fabrikaya girdikten sonra bana büyük bir oda verdiler. Beni aristokrata dönüştürmek istediler. Ben işçilerle çalışmaya devam ettim.

Sungurlar direnişinden sonra dönemin hükümeti DİSK’i kapatmaya çalıştı. Buna karşı DİSK üyesi olmayan fabrikalarla da konuşarak yürüyüşe başladık.

Alibeyköy’de olduğu gibi Kocaeli, Kadıköy ve diğer yerlerde de yürüyüşler yapıldı. İşçilerin birleşmesini engellemek için yollar kapatıldı.

Günlerce sendika için mücadele ettik ve patrona sendikamızı kabul ettirdik. Daha sonra sendikamızın kapatılacağını öğrendik.

15-16 Haziran direnişi üzerine fabrikalarda eylemler yapıldı. Yeniden direnişe geçmiştik. 1 hafta sonra sıkıyönetim ilan edildi.

Kemal Türkleri gözaltına aldıktan sonra, ‘Sendika kapatılmayacak, iş başı yapın’ diye açıklama yaptırdılar. Bunun üzerine yavaş yavaş çözülme başladı.

Diğer yerler yavaş yavaş iş başı yaparken gazeteciler bize ‘Siz niye başlamıyorsunuz?’ diye soruyordu. Yasalar geri alınana kadar mücadele etmekte kararlıydık.

Direniş devam ederken benimle birlikte Sungurlarda öne çıkan 15-20 kişiyi gözaltına aldılar, işkenceye uğradık. Bunun üzerine direniş de kırıldı.

O dönem biz emperyalizmin ne olduğunu anlamaya başladık. Bütün dünyada halklar ayaktaydı. Bir yerde mücadele başlayınca diğerleri de örnek alıyor.

O dönem devrimci gençler de kendileri arasında topladıkları paraları direniş alanlarına getirerek destek veriyorlardı.

Sendikacılık diye bir meslek olmamalı. Sendika yönetimleri daimi olmamalı. Yöneticiler değişmeli.

Sendikalarda yöneten, yönetilen olmamalı. Kolektif bir irade ile yönetilmeli sendikalar. Yöneticiler değil, yürütme kurulu olmalı.

Uzun süre sendika yöneticiliği yapanlar, sınıftan uzaklaşıyor ve kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmeye başlıyor. Bunun önüne geçilmeli.

Sendikaların bu hale gelmesinde ‘biz’ yerine ‘ben’ anlayışının önemli etkisi var.

Biz umutsuz değiliz. Zaten bugünkü iktidarlar önce umutsuzluk yayıp sonra halkı sadaka ile yaşamaya mahkum ediyorlar.

Bugün kapitalizmi anlatmaya gerek yok. Bu çürümüş sistemin yerine ne koyacağız, bunu anlatmak gerekiyor. Sosyalizmi anlatabilmek gerek." (Evrensel WebTV)

ÖNCEKİ HABER

İstanbul seçimi öncesi yandaş medyaya 39 günde 260 reklam

SONRAKİ HABER

Kürtçe konuştuğu için saldırıya uğrayan Ekrem Yaşlı yaşadıklarını anlattı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa