Her ölüm siyaset alanını daraltıyor

Her ölüm siyaset alanını daraltıyor

Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) 2. Olağanüstü Kongresi yarın Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu’nda yapılacak. Kongrede yine görevlendirilmesi beklenen BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, BDP’ye yönelik siyasi operasyonlara dikkat çekerek, asil ve yedek 120 kişilik parti yönetiminden 57’sinin cezaevine konulduğunu, so

BDP’nin siyasi saldırılara karşı cevabı ve bir şölen biçiminde gerçekleşecek olan kongreye 1100’ü aşkın delegenin yanı sıra , binlerce partili katılacak. Türkiye’den ve yurt dışından çok sayıda konuğun da yer alacağı kongrede 80 kişilik Parti Meclisi ile 7 kişilik Disiplin Kurulu seçilecek. Kongrede Eş Genel Başkanların yine Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak olması bekleniyor. Artan çatışmalı ortam nedeniyle her gün insanların yaşamlarını yitirdiğini, yurdun her yerine cenazeler gittiğini belirten Demirtaş, “Bu ortam siyaset alanını daraltıyor” dedi.

Demirtaş’la yarınki kongrenin yanı sıra ülkenin siyasi gündemini konuştuk.

Son dönemde BDP’li vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılması tartışılıyor...

Bu Hükümetin, milliyetçi kesimlerin gazını alma, bizi hedef göstererek tabanda karşılık yaratma girişimi. Bizler dokunulmazlığın arkasına sığınacak milletvekilleri değiliz. Ama bu  şekilde, siyasi bir hamle olarak da birkaç vekile dokunulmasına razı değiliz. Tek bir vekilimize dokunulması halinde bile ortak hareket edeceğimizi, tek vekilimize dokunulmasını hepimize dokunulması olarak algılayıp, siyasi tavır geliştireceğimizi söyledik. Dokunulmazlık 550 milletvekili için de kaldırılsın dedik, buna itirazımız olmaz. Yeni anayasa çalışmaları yapılıyor, bu konuda önerge de verdik, desteklensin dokunulmazlıklar kaldırılsın. Konuyu çok büyütmek istemiyoruz, ama ısrarla üstümüze geliniyor.

PKK militanları ile BDP’lilerin karşılaşmasına tepkiler çok abartılmadı mı?

Önemli bir olaydı, ama çarpıtıldı. İlk defa siyasi temsiliyeti, resmi kimliği olan insanlarla, bugüne kadar ‘terörist’ olarak tanımlanmış örgüt üyeleri karşılaşıyor. Planlanmış bir karşılaşma yok, ama medya çok çarpıttı. Burada son derece insani bir durum, refleks var. Bunları anlamadan, anlamaya çalışmadan değerlendirme yapmak yanlış. Oradaki tablo Kürt sorunun ortaya çıkardığı sonuçların, trajedinin fotoğrafıdır. Evlatları dağda olan veya evlatlarını kaybetmiş, analar ile devletin zulmü, yanlış, inkarcı politikaları sonucu dağa çıkmış insanlar var orada. Aslında orada bir trajedinin fotoğrafı var.

Herkes kendinden bir parça görüyor galiba...

Elbetteki. Oradaki trajediyi, Kürt sorunun yarattığı fotoğrafı görmek yerine, ‘bunlar terör örgütü ile kucaklaştılar’ demenin, boş yere kıyameti koparmanın anlamı yok. Medya yine milliyetçiliği pompalayacak yerden fotoğrafa bakmak istedi.

Habur’da yaşanan sürece mi benzedi biraz?

Empati diyoruz, hassasiyetler önemli diyoruz ama... Geçtiğimiz günlerde Hakkari’de bir çatışmada 8 PKK gerillası öldürüldü ve cenazeler önünde 40 asker hatıra fotoğrafı çektirdi. Asıl kıyamet kopartılması gereken o fotoğraftır. Eğer merkez medyada zerre kadar vicdan, ahlak olsaydı, asıl kıyameti o fotoğrafta koparması gerekirdi. Habur’dan ilk defa canlı geliyor gerillalar. Şemdinli’de anneler ilk defa canlı PKK gerillası görüyor. Kiminin evladı dağda, kiminin toprak altında. Sarılıyorlar. Bundan rahatsız oluyorlar. Öbür tarafta 8 PKK gerillasının parçalanmış cesedini önüne dizip hatıra fotoğrafı çektirilmesinden rahatsız olmuyorlar. Hangisi gayri insani, hangisi hassasiyetleri kaşır. Sizce o fotoğrafa bakan Kürt halkı ne hisseder. Evlatları parçalanmış halde, komutanlar, askerler başına dizilmiş, av partisinden çıkmış gibi, hatıra fotoğrafı çektirmişler. Orada Kürt halkının hassasiyeti mi önemlidir, Şemdinli-Habur fotoğrafında Türk halkının hassasiyeti mi? Hassasiyet meselesi bence iyi tartışılmalı. Faşizmin, milliyetçilerin hassasiyetini dikkate almak önemli olamaz. Biz Türk halkının, emekçilerinin hassasiyetini dikkate alabiliriz. O sevinç tabloları, özellikle milliyetçi kesimde niye hassasiyet yaratıyor onun sorgulanması gerekiyor.  

‘BAŞBAKAN ÇÖZÜM İÇİN NE YAPTI DA KARŞISINDA DURDUK?’

Her iki taraftan da ölümler artarak sürüyor. Ortaya çıkan son tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tablo siyaset açısından olumlu değil. Her gün insanların yaşamlarını yitirdiği, yurdun her yerine cenazelerin gittiği bir ortam, siyaset yapma alanını da daraltıyor. Savaşı biran önce bitirmek için sürekli arayış içindeyiz. Gerçek, makul, gerçekleşebilir yol ve yöntemlerle sürekli öneriler sunuyoruz. Ama karşımızda kendi koltuğuna kilitlenmiş, iktidar gücünü kimse ile paylaşmayı düşünmeyen bir ruh hali var. Recep Tayyip Erdoğan için Çankaya, Başbakanlık koltuğu her şeyden, ölümlerden bile daha önemli. Başbakan isterse Kürt sorunun nasıl çözüleceğini çok iyi biliyor. Muhatapları var. Sayın Öcalan İmralı’da neredeyse 14 aydır kimse ile görüştürülmüyor. Tecrit uygulanıyor. KCK’ye siyasi operasyonlarla nefes aldırılmıyor. Dağdakilere gece gündüz askeri operasyonlarla tasfiye dayatılıyor. BDP hakaretlerle, yok sayma ile işlevsiz hale getirilmek isteniyor. Kürt sorununu kiminle konuşacaksın. ‘Kürt vatandaşım benim muhatabımdır’ diyor. Partisindeki Kürtlerle, Kürt vatandaşlarıyla bu işi çözdü de ‘niye yaptın’ mı dedik. Neyi yaptı da biz karşısında durduk. Bir halkın öz hakkı olan haklarını o halka karşı silah olarak kullanıyor. Bu ahlaksızca bir yaklaşım, bunu nasıl kabul edebiliriz.

Başbakan BDP’yi muhatap almam, Kandil’le görüşürüm dedi. Sizin de istediğiniz Kandil’in muhatap alınması değil miydi?

Barış meselesinde sayın Öcalan’ın rolünü asla yadsıyamayız. PKK onu dinler. Bizim çağrı yapmamızı da belki kulak arkası yapmayabilirler ama sonuç alıcı olmaz. Kürt sorunun aktörlerini bir birine düşürmek nafile bir girişim. BDP’siz, PKK’siz, Öcalansız olmaz. Hepsinin rolleri var. Bu roller doğru oynanırsa sonuç alıcı olur.

Bu bir çelişki de değil mi?

Çelişki tabi. Biz, ‘Sayın Öcalan’la görüş’ deyince kıyameti koparıyordu. Görüştüler iki buçuk üç senedir. Şimdi bizim savunduğumuzu kendisi söylüyor ama her seferinde bütünlüklü yaklaşmak yerine mutlaka arızalı bir nokta bırakıyor. Bilerek yapıyor bunu. Çıksa, ‘ben BDP’yle de, PKK’yle de, Öcalan’la da görüşürüm’ dese, ‘görüşerek çözerim’ dese, bir müzakere, çözüm ihtimali çıkar. Ama o, ihtimali zayıf bırakmak için, ‘efendim siyasetle görüşür, terörle mücadele ederim’ diyor. Meseleye bütünlüklü yaklaşmak yerine taktik hamleler yapıyor. (Ankara/EVRENSEL)


‘AKP’NİN YA BENDENSİN YA DÜŞMANDAN ANLAYIŞI SURİYE’DE DE ÇÖKTÜ

Suriye’yle gelinen ilişkiler, tezkere konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu konu birkaç cümleyle açıklanabilecek bir şey değil. Suriye konusunda hiç kimsenin bence ‘ben her şeyi biliyorum’ havasında ahkam kesmesi doğru değil. Ortadoğu çok çetrefilli bir bölge. Hiç kimsenin bütün olan biteni tam olarak anlayabildiğini, buna karşı doğru tedbirler alabildiğini düşünmüyorum. Biz de kendi perspektifimizde okuyabildiğimiz kadarıyla meseleye yaklaşmaya çalışıyoruz. Suriye’de Esad rejimi devrilse bile yerine kimin geçeceğinin garanti olmadığı bir süreç yaşanıyor. Sonuçlarını kestirmek kolay değil. Fakat emin olduğumuz nokta şu Türkiye kesinlikle yanlış yapıyor. Hem 1,5 yılda Suriye meselesinde içine düştüğü pratik durumdan biliyoruz, hem de Ortadoğu yeniden şekillenirken, yanlış ittifaklar içinde bulunduğundan ve gelecekte kesinlikte Türkiye’nin zayıf bir aktöre dönüşeceği ihtimalinden biliyoruz. Kürtleri, Alevileri, demokrat Sünni kesimleri dışladı. Nusayrileri, gayri Müslimleri dışladı. Peki Şam rejimi gittiğinde, sardece bir grup azgın militan mı gelecek oturacak. İktidara onlar oturacak değil, kimse izin vermez. Türkiye kesinlikle kaybedecek. Kürtleri, Alevileri, demokratik İslami çevreleri, gayri müslimleri kazanmalıydı. Türkiye’de olduğu gibi ideolojik paradigma ile ‘ya bendensin, ya düşmansın’ anlayışı orada da çöktü. Türkiye’nin şu saatten sonra yapacağı tek şey, yavaş yavaş tansiyonu düşürmek, oradaki halkları kazanıp, kim ne talep ediyorsa, yüksek sesle dünya kamuoyuna duyurmak ve halklara dışarıdan destek vermektir.


‘BASKILARA, TUTUKLAMALARA RAĞMEN BURADAYIZ DİYECEĞİZ’

Son siyasi operasyonların kendilerini kongre yapmaya mecbur bıraktığını söyleyen BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, DTP’nin kapatılıp, 2010 yılında grup olarak BDP’ye geçmelerinden bu yana neredeyse her yıla bir kongre düştüğünü söyledi. “Bu, çok tercih ettiğimiz bir durum değil ancak kongrelerden de rahatsız değiliz” diyen Demirtaş, asıl rahatsız edici olanın, partilerine yönelik siyasi soykırım operasyonu olduğunu söyledi. Siyasi operasyonların parti organlarının çalışamaz duruma getirdiğini bu nedenle olağanüstü kongreye gittiklerini belirten Demirtaş, “14 Nisan 2009’da KCK adı altında siyasi soykırım operasyonu ile partimize, Kürt halkına, örgütlü çevrelere, onların dostlarına, muhalif çevrelere siyasi iradenin talimatıyla, AKP genel merkezinde planlanan bir tutuklama furyası başladı” dedi. Bu operasyonlarda onbinden fazla insanın cezaevine konulduğunu, 120 kişilik asil yedek parti yöneticilerinden 57’sini tutuklandığını ifade eden  Demirtaş, “Siyasi operasyonlara, tüm baskılara karşı, PM’yi yeniden güçlendirmek için kongreyi topluyoruz. ‘Biz buradayız, direniyoruz, direneceğiz’ demek için” şeklinde konuştu. Operasyonlara, halkları üzerindeki baskılara direndiklerini, direnmeye devam edeceklerini belirten Demirtaş, “Bu çizgide ısrarcıyız demek için kongre yapıyoruz” dedi.


‘EMNİYET MÜDÜRÜNE DESTEK DE TEPKİ DE ABARTILI’

Diyarbakır Emniyet Müdürünün sözleri niye bu kadar tepki aldı?

Devletin bir bürokratının, geçmşinden bağımsız, kurduğu bir cümlenin hem bu kadar abartılmasını, hem bu kadar büyük tepki gösterilmesini doğru bulmuyorum. Her şeyden önce Kürt halkını küçük görme, egemen, üstün olma bakış açısının, beyaz Türk’ün somut, pratik en son örneğidir bu.  Kürt halkı acınacak bir halk değildir, Emniyet Müdürü böyle dedi diye çılgınca sevinecek de değil. Normal olan bir şeyi söylüyor. Ölen bir insana herkes üzülür, üzerindeki üniforması ne olursa olsun. Tepkiler de gayri insani. Hem karşı, hem destek tepkilerinin abartıldığını düşünüyorum.  Bu konuda Başbakan’ın gayri insani yaklaşımı, kabul edilebilir değil. Bir bürokratı taktik, kandırma ne adına olursa olsun doğru bir şey söyledi diye rezil ettiler.

www.evrensel.net