05 Haziran 2019 11:04

Kapitalistten baş(ba)kan olursa halkın hali haraptır!

Arif Bektaş, ABD Başkanı Donald Trump'ın İngiltere ziyaretini ve halkın kazanılmış haklarına yönelik saldırı planlarını yazdı.

Fotoğraf: Neil Hall/EPA-EFE/AA

Paylaş

Arif BEKTAŞ
Londra

ABD Başkanı Donald Trump, Birleşik Krallık’a 3 günlük bir resmi ziyaret gerçekleştiriyor. Bugün son günü. Önceki gün, Stansted Havalimanı’na iner inmez, İngilizler adeta peşine düştü. Öyle sevgi gösterileri yapmak için değil, “Defol git” demek için peşine düştüler.

Önce kraliyet ailesinin onlarca sarayından biri olan Buckingham Sarayı’na geldi. Bu sarayda her şey var. Daha önce, taciz, baskı, sömürü, yolsuzluk, şantaj, ayak oyunları, rüşvet ve de Prenses Diana’nın deyimiyle “evliliklerde ikiden fazla kişi”nin olması skandalları ile bilinen bir saraydır. İnanın bütün saraylarda bunlar yaşanıyordur. Çünkü saray sakinlerinin dini imanı para ve çıkar ilişkileridir.

Bu ilişkilerin bariz bir örneğini, Trump’ın Birleşik Krallık ziyaretinde gördük. Örneğin, Ulusal Sağlık Servisi, (NHS) 5 Temmuz 1948 yılında Manchester hastanelerinde hayata geçti. Neydi NHS? Halkın ücretsiz sağlık hizmetine kavuşmasıydı. Neden kavuştu? Çünkü, İngiliz devletinin parlattığı ve destekleme yoluna girdiği Hitler’in, silahları İngilizlere de doğrultmasından sonra, Alman ordularının icabına Kızıl Ordu bakınca İngilizler, Sovyetlerin insanlık için ne büyük bir mücadele verdiklerini anladı.

İngiliz işçi sınıfı, Sovyetler gibi bir yönetim istedi. Bu talebe, o dönem iktidarda olan İşçi Partisi hükümeti yanıt vermek zorunda kaldı ve halkın ücretsiz sağlık hizmetini sağladı. Ve bir organizasyon kuruldu. Bunun adı NHS oldu. Bunu yapmasaydı, asıl olarak halkın istediği sosyalizm gelecekti. Bunu engellemek için birkaç hizmet hayata geçirildi.

NHS, yıllık 120 milyar sterlin harcama yapılan bir kamu kurumudur. Bu miktar, ihtiyacı karşılaması için, her yıl 7 milyar artmak zorundadır. Fakat son yıllarda sadece 3 milyar arttırılıyor. Bu da bazı servislerin verilmemesi anlamına geliyor. Yani NHS zor durumda bırakılarak, satılmasının yolu açılmak isteniyor.

PROMTER OLSAYDI NE OLURDU?

Trump, tam da NHS’in dibe vurduğu, herkesin hizmet konusunda şikayetçi olduğu bir dönemde Birleşik Krallık’a ziyaret gerçekleştirdi. Çıkar ve sömürü ilişkileri gereği, saraydan başlayan ve Başbakan May’ın kahvaltı muhabbetinde devam eden pazarlama, Trump ve May’in basın açıklamasına da yansıdı. Bir gazetecinin, “ABD ve Birleşik Krallık arasında yapılacak ticari anlaşmalara NHS’in de dahil olup olmadığını sorunca Trump, “Ticari anlaşmalar olunca her şey masada olur. Buna NHS de dahil” diyerek cevap verdi. Tabii bu cevabı verirken, önce NHS’in ismini unuttu. Sonra sordu, hâlâ anlamadı. Mecburen yanındaki Theresa May’e sordu. May kendisine kopya verdi ve kendisi de söyleyeceğini söyledi. “Tabii ki bir ticaret anlaşması yapıyorsanız her şeyi masaya koyacaksınız, buna NHS de dahil” dedi.

Aslında, Amerikalılar tüm olasılıkları düşünmesi lazım ama, Trump’ın NHS’i unutacağını hiç hesaba katmamışlardır. Yoksa kesin promter kullanırlardı. Gerçi, Trump “deli”nin tekidir. Promter durduğunda ne reaksiyon göstereceği belli olmaz. Her promter okuruna benzemiyor olabilir!

ALAN DA SATAN DA MEMNUN

Trump’ın Birleşik Krallık ziyaretinin muhatabı olan ve sadece bir günlük görev süresi kalan Theresa May de, “son görevini yerine getirme” edasıyla Trump’a elinden gelen desteği sunduğunu söyleyebiliriz. NHS’i Amerikan şirketlerine satmaya dünden razı. Kendisi ve kabinesi de para-pul içinde yüzdüğüne göre, Trump’ı çok iyi anlamışa benziyorlar. NHS’e talip olan Trump’a yardımcı olmada üstüne yoktur “sahte Demir Lady”nin. İngiliz derin devletinin Brexit için görev verdiği ve Başbakanlık dışında her işe koyulan May, Trump NHS’e talip olunca ağzı kulaklarına vardı.

İşte bu sebepten, kapitalistlerden baş(ba)kan olursa halkın kazanılmış tüm haklarının gaspı mubahtır.

PEKİ HALK BUNU YER Mİ?

Hayır. Yemez. İngiliz emekçiler, Thatcher, Major, Blair, Brown, Cameron ve son olarak da May iktidarının NHS’i özelleştirme politikalarına hep karşı çıktı. Birçok kamu alanı özelleşti ve bunun sonucu olarak halk zarar gördü. Son yıllarda, özelleştirmenin ne kadar kötü olduğu anlaşıldı ve İngiliz emekçiler özelleştirmenin karşısında durdu. NHS’i satın almak isteyenler çok oldu. Bunların içinde, inşaat firmaları ya da havayolu şirketleri bile vardı. Halk ve sağlık çalışanları karşı çıktı ve özelleştirilmesine engel oldu.

Trump, ya İngiliz emekçilerinin NHS hassasiyetini bilmiyor, ya da May iktidarı, “Abi yaparsa sen yaparsın” deyip Trump’ı devreye soktu. Çünkü 40 yıldır NHS’i özelleştiremiyorlar.

May, gider bir başkası gelir. Ama her zaman halkın kazanımlarının yok edilmesi için kapitalistler uğraş vermeye devam edeceklerdir. Hele bir de kapitalistlerin politikacılarının da kapitalist olduğunu düşündüğümüzde, bu çabalarının katlanarak devam edeceğinden kuşku yoktur.

MUHALEFET İŞİN NERESİNDE?

May, ya da temsil ettiği iktidara muhalif halk kitlelerini ve işçi sınıfını işin dışında tutarsak, “resmiyette” görünen muhalif partilerin tutumu irdelenmeye muhtaçtır. Trump’ın Birleşik Krallık ziyareti öncesinde merak edilen tutumlardan biri de ana muhalefet partisi olan, İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn’di. Corbyn, ziyaretin gerçekleştiği güne kadar bir görüş beyan etmedi ve Trump inmeden, havadayken, İşçi Partili Londra Büyükşehir Belediye Başkanı Sadıq Khan’ı aşağılayan ve seviyesizce yaptığı saldırılardan sonra Corbyn tutum almaya başladı. Son anda gönderilen yemek davetlerini kabul etmedi ve Trump’ı protesto eden gösterilere katılacağını açıkladı. Bu karar, protestoculara büyük moral oldu.

Trump, önce Buckingham Sarayı, daha sonra ABD Elçisinin rezidansı ve en son olarak Başbakanlık Konutu’na gelirken hep protestolarla karşılandı. Belki de Trump İngiltere’de gördüğü tepki ve nefreti hiç bir yerde görmüyordur.

Bu nefretin sonucu olarak, ana muhalefet partisi lideri Corbyn de ister istemez halkın ve emekçilerin tarafında durmak zorunda kaldı. “Zorunda kaldı” dememizin bir sebebi var. Sosyal bir devlet vaadinin ötesine geçemeyen Corbyn, Trump’a karşı yapılan ve yaklaşık 100 bin kişinin katıldığı eylemde konuşma yaparken, her şeyden bahsetti, fakat Trump’dan bahsetmedi. İster istemez insanların aklına çeşitli sorular takılıyor. Acaba, Corbyn geleceğe ilişkin planları mı var? Yani yakında yapılacak genel seçimlerde başbakan olursa, ABD ilişkilerini düşünerek mi Trump’a dokunmuyor.

“Sadece Trump’a karşı değiliz onun temsil ettiği sisteme de karşıyız.” Her ne sebeple olursa olsun, Trump’a karşı yapılan bir gösteride, 20 dakikalık konuşması boyunca bir kez bile “Trump” demeyen bir muhalefet liderinin kazandıracağı ve umut olacağı hiçbir şey yoktur. Tek tutunacak yer, Kamu sendikası olan PCS Genel Sekreteri Mark Serwotka’nın söylediğidir: “Sadece Trump’a karşı değiliz onun temsil ettiği sisteme de karşıyız.”

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

EMEP: Sudan’da iktidar halka devredilmelidir

SONRAKİ HABER

Eğitim Sen İstanbul ve Samsun'da 23 Kasım Ankara mitingine çağrı yaptı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa