05 Haziran 2019 03:55

Şubadap Çocuk: Bakanlığın tenezzül etmediği okullara gittik

Farklı şarkılarıyla çocuklar için üretim yapan Şubadap Çocuk ekibiyle serüvenlerini ve amaçlarını konuştuk.

Fotoğraf: Şubadap Çocuk Korosu

Paylaş

Şenay Eroğlu AKSOY
Ankara

Şubadap Çocuk, bugüne kadar alışılagelmişin dışında çocuk şarkıları üreterek ve onları çocuklarla söyleyerek farklı bir yöntem izledi. Sormayı, duyarlı olmayı, doğayı, emeği, özgürlüğü, toplumsal cinsiyet eşitliğini yansıtan şarkılarıyla kısa sürede çocukların diline yerleşti. Şubadap Çocuk ekibiyle hikayesini ve çocukların yanındaki yerini konuştuk. Sorularımıza birlikte verdikleri yanıtları bir isim olmadan yayınlanmasını istediler.

Umutların tükendiği düşünülen şehirlerde, köylerde, konserler yapmanın ana hedeflerinden biri olduğunu anlatan Şubadap Çocuk ekibi, “Geçtiğimiz yıl İç Anadolu Bölgesi’nde Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) elemanlarının bile uğramaya tenezzül etmediği okullara gittik. Çukurova’da, Karadeniz’de haftalarca turneler yaptık. Okullarda, parklarda, kültür merkezlerinde, düğün salonlarında, köy kooperatif binasında... Bir sürü yerde çocuklarla buluştuk. Belki buna biraz da ‘kültür-sanat adaleti’ desek fena olmaz” dedi.

Öncelikle çocuklar için müzik yapma fikri nasıl ortaya çıktı? Bugüne değin yapılmış çocuk şarkılarından farklı çalışmalarınız var. Şarkılarınız, sizin zihninizdeki çocukluk kültürüne nasıl hizmet ediyor?

2011-2012 civarında, çeşitli toplumsal alanlarda çocuklarla müzik temelli çalışmalar yapıyorduk.

Bu çalışmalarda gördük ki, çocuk şarkılarında durum vahim! Militarizm güzellemeli “vatan-millet-sakarya” külliyatı, hayvanların çıkardıkları seslerle aslında “Allah” dediğini çocuklara anlatan... Din merkezli çocuk şarkıları, çocukların günde kaç kere dişlerini fırçalaması gerektiğini söyleyen şarkılar… Fakat birileri de çıkıp ülkeler arasına konan sınırların komikliğini, maddenin devinimini, özgürleştirme potansiyeli olan sorular sormayı, doğayı, ekolojiyi, emeği, özgürlüğü, birliği, zorbalığı, dostluğu, toplumsal cinsiyet rollerini anlatmalı diye düşündük. İşte o düşündüğümüz şey olmak için çaba gösteriyoruz.

Şehir şehir dolaşıp çocuklarla buluşuyorsunuz. Yalnızca albüm yapıp parçaların bilindik piyasa koşullarıyla çocuklarla buluşmasını beklemiyorsunuz. Çocuklara ulaşmak için yoğun bir çaba sarf ediyorsunuz. Bu tercihin sonuçlarından, deneyimlerinizden söz eder misiniz?

Bu soruyla bağlantılı olarak, iki tespitimizi paylaşmak isteriz. İlki, kültür-sanat insanlarının ve ürünlerinin büyük kentlerin ‘entelektüel getto’larına sıkışmış olması. Yani Taksim, Kadıköy, Kızılay, Alsancak, birkaç yer daha belki. Evet, buralarda olmak çok keyifli belki ama ne diyordu şair: “Bir zincir yitirenler, bir dünya kazanacak”. İşte onun için umutların tükendiği düşünülen şehirlerde, ilçelerde, köylerde konserler yapmayı ana hedeflerimizden biri yapmış durumdayız. Geçtiğimiz yıl İç Anadolu Bölgesi’nde Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) elemanlarının bile uğramaya tenezzül etmediği okullara gittik. Çukurova’da, Karadeniz’de haftalarca turneler yaptık. Okullarda, parklarda, kültür merkezlerinde, düğün salonlarında, köy kooperatif binasında... Bir sürü yerde çocuklarla buluştuk. Belki buna biraz da ‘kültür-sanat adaleti’ desek fena olmaz.

"ŞARKILARIMIZ HERKESİN VE HİÇ KİMSENİN"

İkincisi, sorunuzdaki “bilindik piyasa koşulları” ile ilgili. Müzik piyasası da bütün piyasalar gibi meta üretimine dayalı. Yani sizin en güzel duygularla, en derin heyecanla bestelediğiniz şarkı, aslında piyasada diğer şarkılarla rekabet edecek bir meta oluyor. Hayır, zorunda değiliz. Onun için bildik piyasa koşullarının aksine üretimlerimizi #copyleft yapıyoruz. Tüm üretimlerimiz kolektif biçimde yapılıyor ve tüm şarkılarımız gökyüzü gibi; yani herkesin ve hiç kimsenin. Yani diyoruz ki biz, şimdiye kadarki kültürel üretimlerin bir toplamıyız. Muammer Sun sayesinde tanıştık çocuk şarkılarıyla, Barış Manço’yla sevdik, Fatsa Çocuk Korosu ile anladık, MKM Çocuk Korosu ile çiçek çiçek açtık. Şimdi bayrak bizde, toplumsal birikimin devamıyız, deha değiliz, sadece birliğin gücünü biliyoruz.

Çalışmalarınızın her aşamasında çocuk katılımını ve katkısını önemsiyorsunuz. Bunla neyi amaçlıyorsunuz?

Çocuk katılımı denilen şey her ne kadar bir ölçüte dönüşmüşse de, bizim için üretim sürecimizin doğal bir parçası. Burada katılım denilen şeyin ‘çocuk katılımı’ olarak vurgulanmasının sebebi, çocukların, söz ve karar haklarının hiçe sayılması. Fakat katılım, aslında tüm alanlar, tüm yaş grupları ve birlikler için üzerine düşündüğümüz bir şey neticede. Buradakini de pek farklı görmüyoruz. Çocuklarla sürekli çalışmalar yaptığımız için, çocuk katılımı şematik, biçimsel bir şey değil, doğrudan zaten beraber ürettiğimiz yoldaşlarımızın katkısı oluyor. Mesela ilk albümümüzde şarkı söyleyen çocuklardan birkaçı, şu anda orkestramızda çalgı çalıyor. Katılım tartışması bizim için yoldaşlaşma olmuş oluyor. Umarız ki, bunu pratiklerimizle daha iyi ifade edebiliriz.

Gelecekte çocukların belleklerinde nasıl bir yerde duracağınızı düşlüyorsunuz?

Bundan 6 yıl önce, ilk albümün tanıtımında şöyle yazmıştık: “Çocuk şarkıları gölgesinden bile daha sıkı takip eder insanı.”

"CEPLERİMİZ İMZALAR VE NOTLARLA DOLU"

Kalabalık bir grup olduğunuzu biliyorum. Organik bağ içinde olduğunuz ekipler de var. Grup olarak yola çıkmak da çocuklara dayanışmanın sesini fısıldamanın bir yolu mu sizler için?

Şubadap Çocuk ekibinin çevresinde, çalışmalarını besleyen büyüten birçok ekip var. Bunların bazılarının ismini buraya taşımak, takip önerisi olması anlamında ve yeni bir çocukluk kültürünün yapı taşlarını işaret etmek anlamında işlev görecektir. Moyo Masal, Duvara Karşı Tiyatro Topluluğu, Şalala Çocuk Radyosu, Uçurtma Çocuk Dergisi, Yenikapı Tiyatrosu, Zarfsız Kuşlar Mim Evi, Mimbaz Tiyatro, Merhaba Sanat Tiyatrosu, Zarok TV… Hepsi de, unuttuklarımız da vardır belki, çok değerli çalışmalar. Öte yandan ‘Grup’ vurgusunu önemsiyoruz. Tahmin edeceğiniz üzere, konserlerden sonra çocukların bir kısmı, popüler kültürün etkisiyle, bizden imza istemeye geliyor. Biz de bu ekipteki kişiler olarak imza vermediğimizi çünkü bu ekipteki kişilerin ‘star’ olmak değil, ekip olmak için uğraştığını, onun için kişisel olarak imza vermediğimizi ama eğer isterse kendisinin bir şeyler yazıp bize verebileceğini söylüyoruz yani bir çeşit “imza vermiyoruz, imza alıyoruz”. Böylece ceplerimiz imzalar ve notlarla dolu bir şekilde ayrılıyoruz konserden.

"SENNUR SEZER'İ ÇOCUKLARLA BULUŞTURMAK NE GÜZEL"

“…Bomba yapan bay bilgin, hiç oyuncak yaptın mı? Kaç çocuk aç yatıyor, söyle haberin var mı?” dizelerinin olduğu Sennur Sezer’in şiirini bestelediniz. Bu şarkı çocuklarla buluştuğunda nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Aslında bu şarkının bestelenme öyküsünü anlatmakla başlasak daha iyi olacak. İzmir’den Gündüz öğretmen bu şiiri okuyup, çalıştığı okuldaki çocuklarla birlikte besteliyor. Hatta çocuklarla birlikte, yoğurt kaplarından trampet yapıp bando oluşturuyorlar ve 1 Eylül’deki barış yürüyüşlerine katılıyorlar. Gündüz Hoca sürgünden sürgüne giderken biz onunla tanışıp şarkıyı kaydettik, müzikal olarak biraz düzenleyip, birkaç kelime değiştirdik ve Buca Halkevi çocuklarıyla beraber albüme taşıdık; gerçek bir kolektif üretim. Hele de Sennur Sezer gibi değerli bir şairin dizelerini çocuklarla buluşturmak ne güzel! Şarkı, özellikle ilkokul ve ortaokul çocuklarının çok sevdiği şarkılardan biri oldu. Sonra konserlerde yeni bir format bulduk bu şarkıyla ilgili. Şarkıyı, sözlerini değiştirmeden, farklı müzikal üsluplarda (rap, roman havası, halk müziği, horon) söylüyoruz ve hatta farklı dillerde söyleniyor şarkı. Ve en sonunda hep birlikte, bu şarkının en güzel satırını söylüyoruz: “Barış dolu dünyada mutlu yaşar çocuklar.”

ÖNCEKİ HABER

Urfa’da katı atık depolama alanı yandı

SONRAKİ HABER

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey Ankara'da

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa