04 Haziran 2019 05:00

Prof. Dr. Adnan Gümüş: Okulu piyasa aktörleri yönetecek, veli müşteri olacak

Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Gümüş yeni eğitim sistemini değerlendirdi.

Fotoğraf: DHA

Paylaş

Vural NASUHBEYOĞLU
İstanbul

Prof. Dr. Adnan Gümüş’le MEB’in açıkladığı yeni eğitim modelini değerlendirmeye devam ediyoruz. Gümüş, “küreselleşme müfredatı” olarak nitelendirdiği yeni modelle banka, para, tüccar çevrelerinin eğitimi yöneteceğini belirterek, devletin eğitime katkısının azalacağını, yani okulların kaynak ihtiyacının artacağını, kaynağın da veliler olacağını söylüyor. Eğitim sisteminin nasıl olması gerektiğini de sorduğumuz Gümüş, “Eğitim sistemine insan, toplum, doğa, bilim ve sanat odaklı bakılmalı. Temel insan bilgi ve becerileri geliştirilmeli” diyor. 

Değerlendirmelerinize bakarak açıklanan yeni modelin, geleneksel okul sistemini önemli oranda değiştirdiğini söyleyebilir miyiz?

Evet, Türk eğitim tarihindeki en köklü değişikliklerden biri bu sistem. Çünkü şimdiye kadar bizim milli eğitimde, tüm savrulmalarına, içerik tartışmalarına rağmen dönem dönem çok renkler gitti geldi. Ama bu müfredat uluslararası küreselleşme müfredatıdır. Küreselleşme müfredatı olduğu için, aynı üniversitelerdeki değişim gibi, küreselci bir anlayışla yönetecekler gibi gözüküyor. Erdoğan, küresel güçlerle uzlaşma, batı desteği ve Dünya Bankası’ndan kredi arayışına da girmiş olabilir belki. 

BAKALORYA SİSTEMİ, BOLOGNA’YI TAMAMLIYOR

Yeni modele ilişkin YÖK, ‘Haberimiz yok’ açıklaması yaptı... 

Burada bir iç iktidar mücadelesi görüyorum. Bakanın çok öne çıkıp, YÖK’ün geride kalmasının ötesinde tarikat dinci kesimlerden bir direnç geliyor gibi. Her ne kadar dincilik, şeriatçılık sosu verilse de yine de program küresel piyasalara daha fazla açılan bir program. Mevcut program çok İslamcı ve bir miktar da Türkçü bir programdı. Şimdi Türkçülük ayağı olduğu gibi gitmiş, İslamcılık ayağı biraz törpülenmiş. Öyle olunca bir takım ideolojik defanslar da geliyor olabilir. YÖK, ikinci pozisyona da atılmış olabilir. Ama gerçekte YÖK’ün izlediği politikalar ile çok çelişik değil. Çünkü YÖK’ün Avrupa yükseköğretim alanı diye uygun gördüğü program, kamuoyunda Bologna olarak bilinen süreç bununla aynı sayılır. Bu yeni model, AKP döneminde sahiplenilerek sürdürülen Bologna sürecinin, ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim ayağının uluslararası Bakalorya sistemiyle tamamlanmasıdır. 

EĞİTİMİ BANKALAR, TÜCCAR ÇEVRELERİ YÖNETECEK

Bu modelin yönetim sistemi ne olacak? 

Kesinlikle yönetişim olacak. Şu anda meslek liselerinde gördüğümüz bu. Çünkü kariyer planlaması beraberinde yönetişimi getiriyor. Yönetişimden kasıt banka, para, tüccar çevrelerinin eğitimi yönetmesi. Kariyer planlaması aynı zamanda MEB ve okul yönetiminde de bir anlayış değişikliği getirecek. Mütevelli heyetleri giderek güçlenecek. Gerek merkezde gerekse il, ilçe okul düzeyinde bu mütevelli heyetleri kariyer esaslı, para piyasa esaslı olduğu için piyasa aktörlerinden oluşacak. Şu anda Cumhurbaşkanlığınca oluşturulan eğitim bilim komisyonları gibi. 

Peki, finansmanı nasıl sağlanacak?

Yani mümkün olduğunca velinin sürece maddi olarak katılması gerekiyor ve merkezi devletin buradaki payının azalması gerekiyor. Yani okulların kaynak oluşturması gerekiyor, artan finansman ihtiyacını aile, veli sağlamış olacak.

Modelin anadolu lisesi ve imam hatibe uygun tasarlandığı eleştirisi var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Anadolu liselerine uygun tasarlandığı doğru da imam hatip bununla zihniyet olarak tam örtüşmez. Yeni modelin meslek liselerine daha uygun olduğunu söyleyebiliriz, hatta tam da meslek liselerinde uygulanan modeldir. 

SERTİFİKSYONLA DERSHANECİLİK GERİ GELİYOR

Yeni sistemdeki sertifikasyon uygulaması ne anlama geliyor? Dershaneler yeniden ortaya çıkar öngörüleri var. Ne dersiniz?

Sertifikasyon da kariyer planlamasının bir parçası, kariyer planlaması beraberinde sertifikasyonu getiriyor. Bu da okul dışına çıkarılıyor. Okul dışına çıkardığı için eski dershanecilik geri geliyor. Daha kötüsü bir sürü sanal ortam oluşacak, yani okul değersizleşecek ve bazı dersler piyasalaşacak. Orada, sanal ortamlarda 500, 1000 veya 2000 liraya ders sertifikaları dağıtılacak. Piyasalaşmaya gidecek bu sertifikasyon. Tekrar edersek, mantığın esası kariyer planlaması. Akademik gelişim planlamasını akademik yeterliliğe bağlıyor, akademik yeterliliği de kariyer planlamasına, sonuçta da derslerin bir kısmını sertifakasyon ve piyasaya yönelik ders modellerine dönüştürüyor. 

Bu model eğitimcileri nasıl etkileyecek, öğretmenlerin işsiz kalması gibi bir durum yaşanır mı? 

Tam da burada MEB müthiş bir kredi bulabilir Dünya Bankası’ndan. Mevcut fen, matematik, felsefe, sosyal bilim öğretmenlerine yönelik projeler geliştirir. Tarih ve din alanındaki öğretmenler ise her ne kadar dersleri zorunlu olsa da sıkıntı yaşayacaklar gibi. Alanlara bağlı olarak öğretmen fazlası olabilir ama genel anlamda öğretmen ihtiyacı artabilir. Toplam öğretmen sayısını azaltmaz ama bazı alanlarda fazlalık ortaya çıkabilir.

DERS DEĞİL ALAN ESAS: BİR ÖĞRENCİ COĞRAFYA, TARİH, FELSEFE, BİYOLOJİ, FİZİK, KİMYA VEYA GEOMETRİ DERSLERİNDEN BİR KISMINI HİÇ ALMADAN MEZUN OLABİLİR

Yeni modelde hangi ders zorunlu, hangisi değil konusu pek anlaşılamadı. 12. sınıf nasıl olacak belirsiz, bilgi verebilir misiniz? 

Ders değil de alanlar var. Dört sınıfta da zorunlu olmak üzere toplamda 17 saat Türk Dili ve Edebiyatı zorunlu, 8 saat Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi bu adla zorunlu ve garanti. Bunlar kendi başına birer alan sayılıyor. İnkılap Tarihi de 2 saat zorunlu.

Alan mantığı esas. Türk Dili ve Edebiyatı, Din, Yabancı Dil, Matematik, Fen, Sosyal ve Beşeri Bilimler Alanları. Bu alanların hepsinden 9.,10., ve 11. sınıfta birer ders alınması zorunlu.

Ancak her alanda dersler topluca gözükecek. Bunlardan sadece biri zorunlu alınacak. Örneğin Sosyal ve Beşeri Bilim Alanında Tarih, Coğrafya, Psikoloji, Sosyoloji, Felsefe ve Mantık, Araştırma gibi dersler topluca gözükecek. Diyelim ki öğrenci bu alandan 10. ve 11. sınıfta üst üste araştırma dersi aldı. O zaman başka hiçbir felsefe grubu, hatta tarih veya coğrafya dersi almadan liseyi bitirebilir. Fen alanından çevre bilimi ve yönetimi dersi, algoritmik programlama alabilir ama hiç fizik veya kimya almayabilir. Matematik veya geometri değil de finansal matematik veya veri analizi ve optimizasyon alabilir. Sakatlık her “alandan” bir ders almanın yeterli sayılması, temel derslerin zorunlu tutulmaması. Fizik görmemiş, coğrafya görmemiş, felsefe görmemiş, geometri görmemiş lise mezunu olabilecek. Bir lise öğrencisi tüm sosyal bilimlerden sadece 10 saat, tüm fen bilimlerinden 14 saat, matematik alanından toplam 11 saat alarak mezun olabilir ki, bunun bütüncül bir yaklaşımla, 2040’la hiçbir ilgisi yok.

12. SINIFTA HİÇBİR BİLİM DERSİ ZORUNLU DEĞİL

Dahası matematik, felsefe, sosyal ve fen bilimleri 12. sınıfta zorunlu olmaktan tümden çıkıyor. 12. sınıfta hiçbir bilim ve matematik dersi zorunlu değil. Burada kariyeri anlamamız lazım. Sana fizik lazım değil, biyomedikal seçiyorsun eczacılık okumak istiyorsan, seni fizik ilgilendirmez, kimyaya yönlendirelim, diyor. Sanki o gencin hiç fizik bilgisine ihtiyacı olmayacak! Örneğin biri ‘ben coğrafya ile ilgileniyorum’ dedi, o zaman diyecek ki sen coğrafya dersi al, hiç tarih almayabilir, felsefe almayabilirsin. Öbür taraftan biri sadece ‘ben işletmeci olacağım’ diyorsa ona hiç coğrafya dersi vermeyebilirler. Sıkıntı burada, çünkü kariyere göre yönlendiriyor, temel insan becerilerinin geliştirilmesine yönlendirmiyor. Oysa insan toplum doğa odaklı bakıp, bilim sanat odaklı bakıp alan yönlendirmesi lazım, hatta mümkünse alan yönlendirmesi son derece sınırlı tutulmalı. Şimdi geri gelelim, 11 saat matematik alması yeterli ama düşünün tek başına 8 saat din dersi alıyor. Sosyal ve beşeri bilimlerde (felsefe, sosyoloji, psikoloji, tarih, coğrafya) ağırlıklı derslerden toplam 10 saatle yetinilebiliyor. Halbuki sadece felsefe grubunun minimum 8 saat olması lazım. 9. sınıfta 3 saat, son sınıfta da 4 saat sanat veya sportif etkinlik var. Yani programın dokusu fen ve sosyal bilimleri, felsefe grubunu, sanatları yeterince dikkate almıyor ama bir önceki programdan daha iyi durumda. O da Uluslararası Bakalorya sisteminden dolayı. Dincilik korunarak piyasacı bir açılım yapılmaya çalışılıyor. Yeni müfredat da sınıfta kalıyor. 160 saatten sadece 10 saat sosyal bilim, 14 saat fen bilimi dersi vererek gelecek yakalanabilir mi, 4 sınıf 6’şar saatten 24 saat sosyal bilim, 24 saat fen bilimi garanti edilmelidir. 

EĞİTİMİN ESASINDA İNSAN, TOPLUM,  DOĞA OLMALIDIR 

Sizin bir eğitimci olarak önerileriniz nelerdir? Eğitim sistemi nasıl olmalı?

Piyasa değişir, meslekler değişir, her şey değişir... İnsan, toplum, doğa da bir değişim içerisinde ama bir süreklilik gösterir. Onun için bizim insan, toplum, doğa anlayışına uygun bilim ve sanat sınıflamalarına, buna uygun okul modeline ihtiyacımız var. Bu da çok uzak bir şey değil; Aristoteles’ten İbni Sina’dan günümüze temel alanlar vardır. Yani gramer-dil becerileri gelişecek, el beden becerilerimiz, jimnastik becerilerimiz gelişecek. Daha sonra coğrafya da girecek, matematik de girecek, fizik, kimya, biyoloji de girecek. Sonra daha soyut olan felsefe girecek, sosyoloji, psikoloji olacak... 

Yani ilkokula okuma yazma, hayat bilgisi, tabiat bilgisi, temel sayı becerileri ve dört işlemle başlarsın, Ortaokulda dil gramer, sosyal bilgiler, fen bilgisi, matematik, sanat becerileri ile devam edersin. Lise kısmına gelince sosyal bilimler daha detaya girer. Coğrafya, tarih, psikoloji, sosyoloji, gibi temel sosyal bilimi dersleri, felsefe, mantık, bilgi kuramı dersleri, matematik, geometri dersleri, en alanında fizik, kimya, biyoloji olur. Edebiyatta dünya edebiyatına, tarihte dünya tarihine, uygarlık tarihine açılırsın. Dil ve sanat becerilerini daha ilkokuldan başlayarak aşama aşama sürdürürsün... Tüm bunlar daha temelde hayata karşılıktır. Bunlar insan, toplum, doğanın okula, eğitime yansıyan karşılığıdır. Şöyle diyelim; okul dil-edebiyat becerileri, temel sosyal bilimler, temel fen bilimleri, matematik, felsefeden oluşur, bunlarla birlikte kişilerin beden ve sanat becerileri, insani moral duyarlılıkları gelişir. Okul budur!

ÖNCEKİ HABER

Hafif ticari araç, işçileri taşıyan otobüse çarptı: 1 ölü, 2 yaralı

SONRAKİ HABER

Emek örgütlerinden Diyarbakır'daki mitinge çağrı: Barışa sahip çıkacağız

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa