03 Haziran 2019 05:00

Prof. Dr. Adnan Gümüş: Yeni eğitim modelinin arka planı para ve piyasa mantığı

Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Gümüş yeni eğitim sistemini değerlendirdi: Bu piyasacı modele bizimkiler şeriat sosu eklemiş

iselere Geçiş Sistemi (LGS) başladı

Fotoğraf: AA

 

Paylaş

Vural NASUHBEYOĞLU
İstanbul

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un ortaöğretimde açıkladığı yeni eğitim modeli, tartışmaları da beraberinde getirdi. Yeni modeli ve akıllardaki soruları, Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Gümüş ile konuştuk. Eğitimde “köklü bir değişiklik” anlamına gelen yeni modelin uluslararası Bakolorya sisteminden alındığını belirterek, “Bu piyasacı modele bizimkiler şeriat sosu eklemiş” diyor. Gümüş, modelin temel karakterini ‘kariyer ofisleri’nin oluşturduğuna vurgu yapıyor. “Kariyer mantığı ve yeterlilikten anlaşılan sadece piyasa yeterliliği. Yani 9’ncu sınıftan sonra 10, 11 ve 12. sınıflar tümden kariyere göre planlanıyor. 14 yaşında bu iş bitiyor” diyen Gümüş, oysa eğitim sisteminin 17 yaşına kadar, temel bilgilerle zihinsel beceri ve insani moral gelişimin kazandırılması esasına dayalı olması gerektiğini söylüyor. 

ŞİZOFRENİK BİR DURUMUN YANSIMASI 

Son yıllarda tam bir yapboza dönüşen bir eğitim sistemimiz var. Şimdi yeni bir model daha açıklandı ortaöğretim için. Bu yeni model nasıl bir anlayış öngörüyor, eğitim sisteminin sorunlarına çare olabilir mi? 

AKP’nin 17. yılında 15. model açıklandı. Ki her bir model kendi içinde revizyonlar yaşayarak, 15 değil aslında 30-40 model denendi. Denemenin de ötesinde pratiğe geçirilmeye çalışıldı. Sürekli bir değişim var, çünkü kendilerinin de söylediği gibi, bütünlüklü, sistemli bir yaklaşımları yok. Düşünceleri ile bulundukları çağ birbirine uymuyor. Realite ile zihniyetleri uymuyor. Şizofrenik bir durum var ortada. Bilimin, çağın, realitenin, dünyanın, düşüncenin ve sanatın geldiği yer ile zihni yapıları, politik tercihleri ve üçüncüsü de piyasacılık örtüşmüyor. Özellikle de zihniyet dokuları örtüşmüyor, onun için de sürekli savrularak devam ediyorlar. Marksist terminoloji ile söylersek, burada uzlaşmaz bir çatışma ve çelişki var. Yani bunların dinci anlayışları ve politik zihniyetlerinin ne bu dünya, ne okul, ne de ekonomi ile birebir örtüşme şansı var.

Peki, bu yeni modelin temel taşları neler?

Tam da bu şizofrenik durumun yansıması. Ortada bir realite var; ekonomi dökülüyor, dünya piyasalarından uzaklaşıyorsun, dünya ortaklarından uzaklaşıyorsun, batı bloklarıyla çelişkiler yaşıyorsun... Bu durumda eğitimi teknik olarak düşünüyor, bilim ve sanatları teknik anlamda piyasacılığa ve batıya yaklaştırmak istiyor. Öbür taraftan sıkıntı ne? Yetiştireceği insan zihniyetini yine dinci tutmak istiyor. Hala Osmanlı Türkçesiyle ilişkisi var, hala Arapça seçmeli dersler arasında, tasavvuf edebiyatı ve her sene tekrarlanmak üzere iki saat zorunlu din dersi var. Seçmeli dersler arasında Hz. Muhammed’in hayatı, Kur’an ve ilmihal yani temel dini bilgiler... 300’lü yıllarda başlayan manastır eğitimi esas, 1700 yıl öncenin kafasını zihniyet olarak tutuyor, ama öbür taraftan sıkışmış durumda.

ŞERİAT SOSUYLA HARMANLANMIŞ BAKALORYA 

Siz 1700 yıl öncesinin kafası diyorsunuz ama Milli Eğitim Bakanı modeli açıklarken çocuklarımızı 2040 yılına hazırlayacaklarını söylüyor, yapay zekadan bahsediyor...

İşte şizofrenik dediğimiz durum bu. Hatta bu Ziya Gökalp’teki, Abdulhamit’teki şizofreni! Batının tekniğini alacağız ama düşünme biçimini, hayat anlayışını almayacağız. Teknik ve bilim dediğiniz bir yandan üretim ilişkisiyle ilişkilidir diğer taraftan irade ve zihniyetle ilişkilidir. Sen diyorsun ki “Onların hukukunu, insan dokusunu, dünya anlayışını, felsefelerini almayacağız ama tekniklerini alacağız.” Mümkün değil, o zihniyet yapısı, o tekniği üretiyor. O teknik, o zihniyet yapısıyla işliyor. Üretim ilişkisiyle zihniyet arasında ya da teknik ile zihniyet arasında boşluk olmaz. Teknik, hayatın nasıl yürütüleceğini oluşturur, yaşam biçimlerinizi oluşturur. Anadolu deyimiyle ‘Ya düşündüğün, söylediğin gibi davran ya da davrandığın gibi söyle, yaşa.’ Davranışın düşüncene, düşüncen davranışına uyacak. Uymazsa anormal bir durum ortaya çıkar. Uymazsa iki yüzlü olursun, uyuyor gibi davranarak yalancı olursun. 

Türkçülüğü Asya’dan alacak, dini kafayı Arabistan’dan alacak, uygar medeniyeti batıdan alacak! Bu, Ziya Gökalp şizofrenisi. Bereket Cumhuriyet onu ikiye indirdi, biraz da modernleştirmek istedi, Türklük ve medeniyeti ön plana çıkardı. Uygar Türk olacaktı, Türklükte katı davranmayacaktı, ama burada da şizofreni devam etti. Türkçülük medeniyetle tam buluşturulamadı. AKP’nin durumu daha paradoksal. Bir yandan piyasacı olacaksın, öbür taraftan dinci olacaksın, bir yandan da bilgi, sanat ve teknolojide geri kalmayacaksın... Bu üçlü gidiş geliş Osmanlı’nın, gerileme dönemini padişahlık ve şeriattan ödün vermeden nasıl atlatırımdan beri devam eden bir problem.

Tam da onu soracağım. Batıdan örnek almaya çalışıyor dediniz ama bu modelde neredeyse fen dersi kadar zorunlu din dersi var. Batıda zorunlu din dersi var mı?

Bu yeni eğitim modeli küresel bir program, Bakalorya sistemi ile birebir. Sadece Batıda din grubu diye zorunlu grup yok. Uluslararası Bakalorya grubuna şeriatı yedirmiş bizimkiler. Yine şizofreni... Yani piyasacılığı Bakalorya’dan alıyor. Buna kendi ideolojik unsurlarını yediriyor, seçmeli gruptaki din ve Osmanlıca gibi veya zorunlu din dersi grubu gibi. Böylece şeriatçı sosla harmalanmış enternasyonal bakalorya ortaya çıkıyor.

KARİYER OFİSLERİNİ ANLAMADAN BU SİSTEMİ ANLAYAMAYIZ 

Açıklanan modelde matematiğin seçmeli olması çok tartışıldı. Bakan ise ‘Böyle bir şey yok’ dedi. Siz bu tartışmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?  

Şimdi programın temel bazı dokuları var. Bir akademik gelişim programı (AGEP), akademik yeterlilik programı (AYET) ve bu akademik yeterliliği de etkin yönlendirme diye aslında kariyer ofisleri ve seçmeli alanlara bağlıyor. Bu modelin omurgasını kariyer ofisleri oluşturuyor.

Biz 80’lere kadar nasıl geldik? Fen koluyduk lisede, edebiyat koluyduk. Fen-edebiyat beraber olan, ikili alanı beraber görenler de vardı. Bazen bunlara matematik ve yabancı dil gibi şeyler ekleniyordu. Dikkat ederseniz temel bilim alanlarıydı. Sonra bu devam etti ama günlük hayat onun adını değiştirdi. Sayısal, sözel, eşit ağırlık diye adlandırmaya başladık. Arka planında edebiyat, fen, matematik şeklinde duruyordu ama içi boşaltıldı, sınava endekslendi. Şimdi artık sayısal, sözel, eşit ağırlık kavramı da kaybolacak, “kariyer odaklı”, iki kariyer tercihine dayalı diploma programı geliyor. Diploma kariyere bağlanıyor. Akademik yeterlilik programından (AYEP) alınacak dersler “kariyer ofisince” buna göre verilecek. Artık rehber öğretmen veya okul değil kariyer ofisleri esas belirleyici olacak. ‘Hangi alanda yetkinlik kazanmak istiyorsun’un alanı artık fen, matematik veya edebiyat değil. Artık öğrenciye ne olmak istediği sorulacak, ben iletişimci, fotoğrafçı olmak istiyorum, ben makineci olmak istiyorum, ben politikacı olmak istiyorum diyecek, ofis bu kariyerlere göre ders verecek... Dikkat ederseniz bunlar piyasaya yönelik, mesleğe yönelik. Bazı öğrenci hiç coğrafya dersi almayacak, bir diğer öğrenci hiç fizik dersi almayacak. Bu genel eğitim olmaz. Bu çocukları dağıtır, buradan bilinçli bir nesil veya yurttaş çıkmaz. Kariyer ofislerini anlamazsak bu sistemi de anlamayız.

ARKA PLANINDA PARA PUL NASIL KAZANIRIM YATIYOR

Bakan bunu ‘Öğrenciler yeteneklerine, ilgi alanlarına yönelecekler’ diye övüyor ama...

Burada çok kritik bir nokta var. İlgi ile yetenekler hiçbir zaman buluşmadı, buluşturulamadı; batıda da bizde de. Kişinin ilgisi olan alanla yeteneği üst üste oturmuyor. Çok yetenekli olduğu bazı alanları istemiyor, çok istediği alanlarda gerekli performansı, yeteneği gösteremiyor. Onun için bir kere böyle bir sistem yok. Eğitimde 17 yaşına kadar, temel beceriler kazandırılması esası vardır. Bu esas, 17 yaşına kadar çocuklarımızın, gençlerimizin bütün temel becerilerinin, bilgi birikiminin, entelektüel gelişiminin, insani moral gelişiminin, toplumsal sosyal gelişiminin, ahlaki gelişiminin, sanata, doğaya duyarlılığının maksimum seviyeye taşınmasıdır. Bilgi ve zihinsel becerisi, moral becerisi ileriye taşınacak...

Bakanın açıkladığı model, insan odaklı olmaktan, toplum odaklı olmaktan, sanat felsefe odaklı olmaktan, bilimsel ve pedagojik odaklı olmaktan uzaktır. Tamamıyla mesleki yeterlilikler ve bunun arka planında para pul nasıl kazanırım yatıyor. Oysa 17 yaşına kadar para pulla, piyasalarla ilişkimiz olmaz. Dil becerilerimizi, sanat becerilerimizi, bilim, felsefe, mantık becerilerimizi geliştiririz. Sosyal, kimya, fen, matematik öğreniriz. Yüzmeyi, yürümeyi, oturup kalkmayı öğreniriz. Sosyal ilişkiler kurmayı öğreniriz, insan gibi geleceğimizi planlamayı öğreniriz. Doğaya ve birbirimize sahip çıkmayı öğreniriz. Budur temelleri...

KARİYER MANTIĞI, PARA VE PİYASA MANTIĞIDIR

Resim, müzik, beden eğitimi gibi alanlar bu modelde önemsiz ve seçmeli oluyor. Bu neyin ifadesi?

Akademik yeterlilik programı (AYEP) merkeze alınıyor. Bu yeterlilikten kasıt, piyasa yeterliliği. Ulusal ve küresel piyasalarda yeterli olmak yani kariyerde yeterli olmak... Kariyer mantığı, tümden ama tümden para ve piyasa mantığıdır. Bu para ve piyasa mantığı, akademik yeterlilik programından kariyer ofislerine bağlanıyor. Bundan kasıt ne? Odağı nasıl bir insan olunacağı değil. Bu meslek piyasada geçerli mi? İleride sana para getirecek mi? Çocuğun geleceği kariyere endeksleniyor ve bütün bir programı onun üzerine bindiriyor.

Yani eğitimin toplumsal yanı görmezden gelinerek tamamen bireyci bir yaklaşım ortaya konuyor... 

Bireyci bile değil, sadece piyasa bireyciliğine dönüştürüyor. Bu çok ama çok kritik. Kariyer mantığı anlaşıldığında diğer konuları da anlayabiliriz. Kariyer mantığı ve yeterlilikten anlaşılan sadece piyasa yeterliliği. İleride para getirecek bir işe girme yeterliliği esas olunca bu sefer bütün programın dokusu buna göre şekilleniyor. Yani 9’ncu sınıftan sonra 10, 11 ve 12. sınıflar tümden kariyere göre planlanıyor. 14 yaşında bu iş bitiyor; 15, 16, 17’de artık sadece kariyer, sadece piyasa var.

İnsanlar çocuklarını ‘kariyer yapsın’, ileride güzel bir iş bulsun diye okutmuyor mu zaten?

Eskiden çocuğum bilgili olsun, şair, edebiyatçı olsun, bilim kişisi olsun, toplumda saygın kişi olsun, ahlaklı, dürüst, herkesin gıpta ettiği biri olsun isteniyordu. Cebinde bol parası olsun diye toplumun bir ideali olmadı, son yıllara kadar. Hala da toplumun ideali bu değil. Çocuğumuz için de paranın bir değeri yoktur, markete bakkala gönderinceye kadar. Yani dil becerisi müthiş bir yetenektir. Ama bu dil bana ne getiriyor diye öğrenmeyiz, o zaman iş bambaşka yere gidiyor. İnsanı araçsallaştırıyor. Ne para getiriyor diye fizik öğrenmeyiz, ne para getiriyor diye anadilimizi öğrenmeyiz. Biz bundan ne para kazanacağız diye psikoloji öğrenmeyiz, iki arkadaşımızla oturmayız. Hiçbir çocuk birbirimizden ne çıkarımız olacak diye oyun oynamaz...

Yarın devam edecek...

ÖNCEKİ HABER

Öğrencilerden 300 çizik 300 dergi: Her başlangıçta yeni bir anlam vardır

SONRAKİ HABER

Tiyatro Oyuncusu Orhan Aydın, Urla’da gözaltına alındı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa