19 Mayıs 2019 03:40

Yönetmen Hüseyin Karabey: Cezaevine girince hep bu oyun aklıma geldi

Melih Cevdet Anday'ın İçeridekiler oyununu sinemaya taşıyan Yönetmen Hüseyin Karabey'le yeni filmini konuştuk.

'İçeridekiler' filminin kamera arkasından bir foto (Kaynak: Asi Film'in Basın Görseli) 

Paylaş

İsmail AFACAN
İstanbul

Yönetmen Hüseyin Karabey, tiyatro sahnesinde izlediğimiz Melih Cevdet Anday’ın “İçeridekiler” oyununu beyaz perdeye taşıdı. Caner Cindoruk, Settar Tanrıöğen ve Gizem Soysaldı’nın başrolünü paylaştığı filmde siyasi şube başkomiseri tarafından 185 gün boyunca sorgulanan öğretmenin hikayesi anlatılıyor.

İşkenceye karşı direnen ve çözülmemeye çalışan öğretmenin kendiyle yaşadığı psikolojik savaşa odaklanan filmde öğretmenin tek isteği eşiyle cinsel olarak birliktelik yaşamaktır. Bu isteği hayata tutunma ve işkenceye direnme eşiğidir. Öğretmen başkomiseri ikna eder ama işler yolunda gitmez ve ziyarete eşi yerine baldızı gelir. İşin rengi birden değişir.

Melih Cevdet Anday’ın unutulmaz eserinden sinemaya aktarılan “İçeridekiler” filminin senaristi ve yönetmeni Hüseyin Karabey’le konuştuk. Karabey, işkencenin, psikolojik tahribatın, ataerkil düşüncenin birçok yönüyle işlendiği oyun hakkında “Cezaevindeyken insan ruhuna nasıl referans olabildiğini gördüm” diyor.

Cezaevi ve işkence temalı bir film çekme fikri nasıl ortaya çıktı?

Bu bilinçli bir tercih değil. Bilinçaltı diyebilirim. İçinde cezaevi geçen birçok film yaptım. F tiplerini anlatan “Sessiz Ölüm”ü ve 10 yönetmenin çektiği “F Tipi Film”in bir bölümünü yönetmiştim. Cezaevleri yaşamımın içinde. İlk kez 17 yaşında gözaltına alındım ve 20’sinde cezaevine girdim.

Ben Melih Cevdet’in bu oyununu ilk kez 17 yaşında Çevre Tiyatrosunda izlemiştim. O kadar etkilendim ki gözaltına alındığımda da cezaevine girdiğimde de hep bu oyun aklıma geldi. Oyunun insan ruhuna nasıl referans olabildiğini gördüm. Sinemaya başladığımda bu oyunu sinemaya taşıma amacım vardı. Bunu çekmek için de son 10 yıldır elimden geleni yapıyordum.

Neden bu kadar beklediniz?

İlk filmim olamayacak kadar önemli bir konu... Oyuncu yönetimi ve yönetmenlik açısından zor bir projeydi. Bir ya da ikinci değil ama üçüncü film olarak doğru bir zamanlamaydı. Bir de son dönemde bizim gibi sanatçılara sansür ve yıldırma politikası izleniyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı sizin gönderdiğiniz filmleri desteklemiyor. Sinema çok pahalı bir şey. Halkın vergileriyle toplanmış bir fonu kendi çıkarları ve istekleri doğrultusunda dağıtmaları bazı sanatçıların film yapamamasına neden oluyor. Biz de fabrika ayarlarımıza geri dönelim dedik. Çünkü böyle başlamamıştık sinemaya.

Peki ekibi nasıl oluşturdunuz?

Gizem ile 8 yıl önce ilk tanıştığımda bu rolden bahsetmiştim ona. Yani o 8 yıldır bu rolü canlandırmayı bekliyordu. Caner’le daha önceden konuşuyorduk. O tiyatro kökenli olduğu için ’20’li yaşlarından beri bu rolü oynamak istediğini söyledi. Settar Abi'yi aradığımda “Biz çocuklarımıza ne bırakacağız, tabii ki böyle işler bırakacağız. Geleceğim” dedi. Oyuncuları da filmin yapımına ortak ettik.

-Nasıl bir süreç işledi?

Ofisimizde oturduk çalışmaya başladık. 1 ay boyunca provalar yaptık. 1 haftada çekimleri tamamladık. Sağlam hazırlandığımız ve iyi bir prova süreci geçirdiğimiz için filmi kısa bir sürede çektik. Bu sayede hem oyunculuk hem de yapımcılık anlamında kimseye muhtaç olmadan filmi çektik.

Film tek bir mekanda geçiyor. Ekonomik koşullardan kaynaklı son dönem tiyatroda taşınabilir dekor, az karakterleri oyunlar tercih ediliyor. Sinemada da aynı şekilde az karakterli ve sınırlı mekanlarda geçen filmler tercih ediliyor. Film tek mekanda geçmesinin nedenleri nelerdi?

En kötü zamanımızda yaptığımız iş böyle olsun. Yapmak isteyeni kimse durduramaz, durduramayacaklar. En iyi bildiğimiz iş bu. İlk filmim üç ülkede geçiyordu. İran, Irak ve Türkiye... İkinci filmim Van’ın üç köyünde geçti. Bu sefer tek odada geçsin istedim. Önemli olan neyi-nasıl anlatmak istediğiniz. İranlı Cafer Penahi ev hapsinde, bir filmini evinde, bir tanesini de taksinin içinden çekti. Bir hikaye anlatıcısını engelleyemeyeceklerini gösterdi. Artık mızmızlanmamıza gerek yok, biz sinemamızı yapmaya devam edeceğiz.

Film iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm işkence gören ve çözülmemeye çalışan karakterle, onu deşifre etmeye çalışan komiser arasındaki diyaloglardan oluşuyor. İkinci bölüm ise odaya işkence gören karakterin baldızı giriyor. Arasındaki diyaloglar oldukça dikkat çekici. İşkence mağduru birden farklılaşmaya başlıyor ve sürpriz bir finalle sona eriyor...

İşkencede çözülenle çözülmeyen arasında çok büyük bir fark yoktur. İşkencede çözülmemiş kişi kendini kahraman gibi sunmaz. Onu biz kahramanlaştırırız. Çünkü işkence korkunç bir şey. Her an çözülebilirsiniz. Ruhunuz yine zedeleniyor, yine yaralanıyorsunuz. İkinci bölümde fiilen ortam değiştiğinde. Başka biri kendi amacına ulaşmak için bildiği bütün entelektüel bilgiyi kullanarak diğerine benzeri bir işkence uyguluyor. Baldızını birlikte olmaya zorluyor.

Müthiş bir finali var. Ben ona duygusal şok diyorum. Cezaevinde ve gözaltında uzun süre kaldığınız zaman arkadaşlarınızla sohbet etme ihtiyacı hissedersiniz. O sosyalliğiniz yok olduğu zaman davranışlarınızı ve düşüncelerinizi tartamıyorsunuz ve bu sizin çözülmenize yol açıyor insani olarak. Bu nedenle kimi hücrede gizlice çiçek yetiştirmeye çalışır kimi de fareyle iletişim kurmak ister. Kimisi de oyundaki gibi eşiyle birlikte olmanın hayalini kurarak direnir.

Film ne söylüyor bize?

Erkek gibi devlet de ataerkil sonuçta. Ataerkil sistemi sorgulamadığımızı içten içe anlatıyor.  Aynı hataya düşebiliriz. İçeride yaşananlar, dışarıda düşündükleriniz gibi değil mesajı veriyor.


‘ÖZÜNE DOKUNMAK İSTEMEDİM’

Filmin senaryosu asılda bir tiyatro metni... Siz bunu sinemaya aktardınız. Metin senaryoya dönüşürken değişiklikler oldu mu?

Oyunun özüne dokunmak istemedim. Eğer bir sanat eserini kullanacaksam onu sömürmemeye çalışıyorum. Çünkü oyun her dönemde yaşanabilecek bir şeyden bahsediyor. Bugünün mağdurları iktidar olduğunda ne yapar sorusunu yöneltiyor. ’65’te yazılmasına rağmen çok ilerici ve feminist bir metin. Ataerkilliği sonuna kadar sorguluyor. Oyununun özü o kadar sağlam ki, ona dokunmamak gerekiyor. Sadece oyunun tiyatral metinlerini eksilttik.

Sinemasal olarak ne gibi yorumlar getirdiniz?

Önümüze bir metin geldiğinde sinemanın şöyle bir şansı var. Tiyatroda sadece konuşanı takip edersiniz. Bütün oyun ona göre planlanır. Sinemayı aktarırken benim yorumum daha çok dinleyeni aktarmaktı. Çünkü böyle yaparak “Karşıdaki nasıl algılıyor, inanıyor mu-inanmıyor mu, korku oluşuyor mu-oluşmuyor mu”yu göstermeye çalıştık. Bunu yapmadaki amacımız insan ruhunun belli koşullarda nasıl tepki verdiğini iki saat boyunca biraz gerilimle seyirciye anlatmaktı.

ÖNCEKİ HABER

Kars'ta MHP’nin HDP’ye devrettiği borç ödenemeyince her şeye el kondu

SONRAKİ HABER

Gazetelerde 'Ne Var Ne Yok?' - 26 Haziran 2019 Çarşamba

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa