10 Ekim 2012 16:41

Vatansız renklerin şairi: Nelly Sachs

20. yüzyılın en acılı hikayeleri kimindi? Acı kelimesinin önüne “en” getirmenin saçmalığının elbette farkındayım; ancak aslolan şu ki 20. asır illa ki karşılaştıracaksak “en” çok da Almanya’dan yayılan bir dalgayla Yahudileri vurdu. Baskı altındaki, bıçağın şakağına dayandığı anlar, hatta ölü

Vatansız renklerin şairi: Nelly Sachs
Paylaş
Sarphan Uzunoğlu

Can Yayınları’ndan çıkan Hala Gece Yarısı Bu Yıldızda kitabı vesilesiyle hikayesini anlatacağımız Nelly Sachs ise dünden bugüne ve en önemlisi kendi dününden ölümüne dek “yarıştırılamaz” bir acıyı yazan bir şair. Savaşın kıyısında değil, orta yerinde süregelen, Stockholm’e kendisi kaçarken ailesini toplama kamplarında bırakmış olan Sachs’ın şiiri insanlığın kendisini ve ailesini uğrattığı yıkıma rağmen kararlı ve anlamlı. Herkesin anlatacak bir hikayesi olan bu koca hayatta onun hikayesinin dönüm noktasındaki isim Nils ve Uçan Kaz’ın yazarı Selma Lagerlöf. Kendisini bir kısmımız Nobel Edebiyat Ödülü alan ilk kadın olarak tanıyoruz; kurtardığı canın yani Sachs’ın Nobel Edebiyat Ödülü’nü Samuel Agnon ile paylaşması ise 1966’yı bulacaktı. Sachs’ın hikayesi iki şeyi gösteriyor insanın insana mirası hayati de olabiliyor, edebi de. Ancak; Sachs’ın şiirinde “kurtulduğu bir ölüm”ü değil, asla “kurtulamayacağı” bir savaşı okuyoruz. Tabii, öyle keskin hatlarıyla militarist bir hayat bakışı değil bu. Bir avcının ya da avın bakışı da değil. Kocaman bir savaş alanının sessizliğindeki ıslık sesinin hüznü bu. Uzaktan gelen, kurtulduğunu düşünen bir kadının, Nazizm felaketi ve kırımında ezilmiş ailesi ve yakınları, uzakları üstüne kurduğu bir “dünyasızlığın” şiiri.
“Çocukluğun yeşil çayırlarından, mezar kokulu şimşir ağacının altına” bir şiir bu, hafiyelerin, alevlerin içinden geçtiği. Grili adamların grilerini dünyaya yaydığı ama şiirin her şeyi netleştirdiği. Farklı bölüm ve dönemlerden şiirler içeren bu kitabın ruhundaki renk belki de Sachs’ın şiirinin anlamı. Ama ondan parlak bir mavi yahut bir umutlu gökkuşağı beklemeyin, o hiçbirimize bunun sözünü vermemiş bir şair.
“Giysilerimi yıkıyorum, çokça ölmek sinmiş gömleğe.” diyebilmiş bir kadına hayat adına hangi itirazı yönelteceğiz, onun şiiriyle nasıl konuşacağız, ona bu yüzyılın ve geçen yüzyılın kitlelere söylediği yalanlara kitlelerin nasıl kandığını, ailesinin ölümünün faşizmi arzulayanlarca nasıl hazırlandığını nasıl anlatacağız? Elimizde kalan tek gerçeklik onun “gitmiş biri” olması. Hayatını kaybetmiş bir şairle ve onun ızdırap çeken ruhuyla baş başa olmamız. Aksi halde Sachs’ın şiiri 20. asrın karanlığına gömülecek bir şiir değil, tıpkı 20. asrın savaşla kendini her günümüze sindirdiği gibi biz de bu şiiri sindirmek ve yorumlarımızla yaralamak yerine onun o berrak ve sert halini Melike Öztürk’ün çevirisine güvenerek tekrar anlamlandırmak zorundayız. Bu yazıyı bitirmek için belki de doğru olan dizeleri seçmek gerekir:
“Daima, çocukların öldüğü yerlerde
taş ve yıldız
ve bir sürü düş
vatansız kalır.”
Bir yanında Ceylan Önkol, uzağında bir yerde Nelly Sachs ve adı konmadık bir Filistinli çocuğun ölüme çoktan uzandığı bu dünyada ölümü ve savaşı vatansız kılmak adına Sachs’a ve şiirine çok ihtiyacımız var…

* Kadir Has Üniversitesi Yeni Medya Yüksek Lisans Bursiyeri

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

Patrondan direnişteki işçinin evine telefon

SONRAKİ HABER

TGC Zaman Gazetesi muhabirine yapılan saldırıyı kınadı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...