13 Mayıs 2019 14:38

AP seçimlerinde dikkatler aşırı sağcı partilerin yükselişinde

Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri öncesi sağ popülist, milliyetçi ve faşist parti ve hareketlerin ne kadar oy alacağı merak konusu.

Fotoğraf: Hıdır Güyildar/EVRENSEL

Paylaş

Yücel ÖZDEMİR
Köln

23-26 Mayıs tarihleri arasında yapılacak Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri öncesinde dikkatler Avrupa genelindeki sağ popülist, milliyetçi ve faşist parti ve hareketlerin üzerinde yoğunlaşıyor. Bu partilerin yükselişinin nedenleri ve bunun nasıl durdurulabileceği ise burjuva basını ve partilerinin gündeminde değil.

TRUMP’IN İZİNDEN

2001’de ABD’deki İkiz Kuleler’e yönelik saldırıdan sonra özellikle Müslüman ülkelerden gelen göçmenleri propagandalarının merkezine koyan sağ popülist, ırkçı-milliyetçi partiler, 2008-2012 yılları arasında ortaya çıkan ekonomik kriz ve “avro krizi” döneminde buna ek olarak bir de AB ve üst-elit sınıfları eleştiren bir söylem kullanıyorlar. Ekonomik krizin milyonlarca işçi ve emekçi üzerinde yaratmış olduğu gelecek endişesi ve korkusunu bu şekilde yedeklemeye çalışıyorlar.

ABD’de bir milyarder olan Donald Trump’ın seçimleri bu söylemle kazanmasının sonuç vermesi üzerine, Avrupa’daki sağ popülist partiler de aynı yoldan yürümeye başladı.

2015’te Ege üzerinden Avrupa’ya gelen sığınmacı sayısının yüz binleri bulması ve bunun geniş şekilde tartışılması ise Avrupa genelinde sağ popülist parti ve akımların güç toplamasını hızlandırdı. Ekonomik krizin yüz binlerce işçiyi işsiz ya da kısa süreli çalışmaya mecbur bıraktığı, yoksulluğun genel olarak yükselişe geçmesine paralel olarak sığınmacı düşmanlığı da hızla güç toplamaya başladı. Bu nedenle, Avrupa’nın pek çok ülkesinde daha önce marjinal olan ırkçı partiler, yerel ve ulusal parlamentolarda temsil edilmeye, daha geniş kesimler arasında destek görmeye başladı.

Gelinen aşamada Avrupa’da genel olarak sağ popülist-faşist partilerin durumunu şu şekilde özetlemek mümkün:

İKTİDAR ORTAĞI OLDUKLARI ÜLKELER ARTTI

Daha önce aşırı sağ partilerin iktidar ya da iktidar ortağı olduğu Avrupa ülkelerinin sayısı parmakla sayılabiliyordu. Macaristan’da aşırı sağcı Viktor Orban ve partisi Fidesz bu açıdan bir ilk olma özelliği taşıyor. Ancak Ekim 2015’te yapılan seçimlerde Polonya’da aşırı sağcı Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) mecliste (Sjem) salt çoğunluğu elde ederek tek başına hükümet oldu. PiS, izlediği politika itibarıyla AB’yi eleştiren milliyetçi-muhafazakar bir çizgide bulunuyor. AB ise kimi zaman eleştiriler yöneltmekle birlikte süreci değiştirecek bir adım atmadı.

Bu iki ülkede iktidarda olan aşırı sağ partiler Avusturya, İtalya, Danimarka ve Estonya’da ise koalisyon ortağı oldu. Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ), 2000’li yılların başında da Halk Partisi (ÖVP) ile koalisyon ortaklığı kurmuştu. 2017’de yapılan seçimlerde FPÖ, dört yıl öncesine göre oylarını artırarak yüzde 26’ya çıkardı ve yeniden koalisyon ortağı oldu. FPÖ, birçok konuda muhafazakar Başbakan Sebastian Kurz’u zorluyor.

İtalya’da sosyal demokrat parti (PD) seçimleri kaybederken, popülist Beş Yıldız Hareketi (M5S) ile aşırı sağcı-faşist Liga partisi seçimlerin kazananı oldu. İçişleri Bakanlığına getirilen Liga Başkanı Matteo Salvini, göçmenlere karşı düşmanlıkta başı çekerken, AB’nin dayattığı bütçe denkleştirme planını da kabul etmedi.

Baltık ülkesi Estonya’da ise 29 Nisan’da muhafazakar Merkez Parti öncülüğünde kurulan yeni hükümete aşırı sağcı Halk Partisi (EKRE) beş bakan verdi. Böylece ülke tarihinde ilk kez aşırı sağcı bir parti koalisyon ortağı oldu.

Aşırı sağcı partinin dışarıdan hükümete destek verdiği Danimarka’da ise 17 Haziran’da genel seçimler yapılacak. Son kamuoyu yoklamalarına göre Halk Partisinin bu kez yüzde 7 civarında oy kaybedeceği ve sol partilerin oluşturduğu “Kırmızı Blok”un az farkla seçimleri kazanacağı yönünde.

FAŞİZME DAİR TABULAR KIRILDI

Gelinen aşamanın en önemli özelliklerinden birisi, Avrupa’da 1920’lerden sonra faşizmin iktidara geldiği İtalya, Almanya ve İspanya’da faşist liderlerin peşinden giden partilerin artık önemli bir güç haline gelmesi.

Almanya’da 2017’de yapılan genel seçimlerde ilk kez aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) güçlü bir şekilde (yüze 12.6) Federal Meclise girmeyi başardı. Önümüzdeki sonbaharda üç eyalette yapılacak seçimlerde birinci parti olma ihtimali var.

İtalya’da Mussolini’nin izinden giden Liga partisi ilk kez koalisyon ortağı oldu. 28 Nisan’da genel seçimlerin yapıldığı İspanya’da ise ilk kez açıktan Franko’nun faşist görüşlerini savunan Vox partisi yüzde 10.3 ile ulusal meclise milletvekili sokmayı başardı.

Her üç ülkede yaşananlar, faşizme karşı daha etkili bir örgütlenme ve mücadele gerektiğini bir kez daha gösteriyor.

Zira bu ülkelerde meclis dışındaki faşist parti ve hareketlerin daha paramiliter bir karakter kazanarak, muhaliflere ve göçmenlere saldırılar düzenleme potansiyeli taşıdıklarını gözlemlemek mümkün. Önümüzdeki süreçte kıta genelinde ırkçı şiddet olaylarının artması da şaşırtıcı olmayacaktır.

İKİ PARTİLİ SİSTEM ÇÖKTÜ, MUHAFAZAKARLAR DAHA DA SAĞA KAYDI

Çoğu ülkede sağ popülist, bazı ülkelerde ise sol sosyal demokrat partilerin güç kazanmasıyla birlikte Avrupa genelinde, İkinci Dünya Savaşı sonrasında “merkez sağ” ve “merkez sol” sütunları üzerinden kurulan siyasi mimari çöküş sürecine girdi.

Kıta Avrupası’nın iki önemli ülkesi olan Fransa ve İtalya’da bu “merkez” partiler oldukça küçüldü ve yerlerine kalıcı olup olmadıkları belirsiz yeni partiler işbaşına geldi.

Keza eskiden sermaye çıkarlarını istikrarlı şekilde korumak için sandıktan birinci çıkacak “merkez” partilerin yanına küçük bir parti koyarak hükümetler kurulabiliyordu. Bugün ise pek çok ülkede hükümet kurmak eskisi gibi kolay değil. Siyasi arayışların güçlendirdiği yeni sağcı aktörler, etkilerini artırmak için demagojik söylemlerini sürdürüyorlar. Bu rüzgarı göğüslemeye çalışan geleneksel “muhafazakar” partilerin çoğu ise bulundukları yerden daha sağa kaymayı tercih ettiler. Aynı argümanları kullanarak aşırı sağa giden oyların kendilerine gelebileceğini hesaplıyorlar. Ancak Almanya’da CSU’nun, Avusturya’da ÖVP’nin, İspanya’da PP’nin durumu bu politikanın sağı zayıflatma yerine güçlendirdiğini bir kez daha göstermiş oldu.

SOSYAL SORUNLARLA BİRLEŞEN ANTİFAŞİST MÜCADELE

Gelişmeler Avrupa genelinde aşırı sağ partilerin yükselişiyle ekonomik-sosyal sorunların derinleşmesi arasında doğrudan bir bağlantının olduğunu gösteriyor. Bu nedenle aşırı sağla mücadele aynı zamanda işsizlik, yoksulluk, hayat pahalılığı ve gelecek endişesini yaratan sorunlarla mücadele ihtiyacını beraberinde getiriyor.

Tek başına ırkçılara karşı mücadelenin sonuç vermediğini tarih pek çok kez gösterdi. Bu nedenle tek tek ülkelerde sosyal temelde bir mücadelenin gelişmesi, aynı zamanda ırkçı partilerin güç kaybetmesine yol açacaktır.

Genel olarak bakıldığında AB ekseninde sermayenin bir bölümü aşırı sağın yükselişinden rahatsız görünse de, aşırı sağ sermayeyi rahatsız etmemeye özen gösteriyor. Zira programlarında zenginlerin daha fazla zenginleşmesine, AB devletlerinin dünya pazarında askeri ve ekonomik olarak daha etkili olmasına karşı herhangi bir madde yok. Tersine sermayeye iktidarını daha pervasız sürdürmenin güvencesini veriyorlar.

Gelişmeler, ırkçılık ve milliyetçiliğe karşı mücadeleyle sosyal sorunlar arasında bağ kuran hareketlerin güç toplaması için koşulların her geçen gün daha da uygun hale geldiğini ortaya koyuyor.

AB’DE AŞIRI SAĞCI PARTİLERİN DURUMU

POLONYA

2015’te yapılan genel seçimlerde aşırı sağ, milliyetçi Hukuk ve Adalet Partisi (PiS), yüzde 37 oyla 460 sandalyeli mecliste 235 sandalye kazanarak salt çoğunluğu sağladı. Mecliste temsil edilen diğer partilerin çoğu da sağ-milliyetçi çizgide. Sosyal demokrat partinin bile olmadığı bir meclis söz konusu.

MACARİSTAN

2010’dan bu yana aşrı sağcı Viktor Orban ve partisi Fidesz’in işbaşında olduğu Macaristan’da pek çok temel hak ve özgürlük yok edildi. Muhalefetin sesini duyurması neredeyse imkansız hale getirildi. Balkanlar üzerinden sığınmacıların gelmesine karşı tel duvarlar ören Orban, içeride azınlıklara yönelik baskılarını da sürdürüyor. 2018’deki seçimlerde oyların yüzde 49’unu alarak salt çoğunluğu sağlayan Orban’ı, yüzde 19 ile bir diğer aşırı sağcı parti Jobbik izledi. Sosyal Demokrat Parti ise yüzde 13.5 oy kaybıyla ancak yüzde 12 oy alabildi.  

AVUSTURYA

2017’de yapılan genel seçimlerde iktidardaki Sosyal Demokrat Parti (SPÖ) yerinde sayarken, muhafazakar Halk Partisi (ÖVP) ve aşırı sağcı Özgürlük Partisi (FPÖ) toplam yüzde 13 oy kazandı ve ortaklık kurdular. İçişleri ve savunma gibi önemli bakanlıklar FPÖ’ye verildi.

İTALYA

4 Mart 2018’de yapılan genel seçimlerde televizyon programcısı Beppe Grillo’nun başını çektiği M5S hareketi yüzde 33 ile birinci olurken, açıktan faşist görüşleri savunan Liga 2013’teki seçimlere göre oylarını yüzde 12.5 artırarak yüzde 17.3’e çıkardı ve koalisyon ortağı oldu. Silvio Berlusconi’nin başını çektiği diğer sağcı parti Forza İtalia ise yüzde 13.9 oy aldı.

ESTONYA

3 Mart 2019’da yapılan seçimlerde aşırı sağcı Halk Partisi (EKRE), 2015’teki seçimlere göre oylarını yüzde 9.7 artırarak yüzde 17.8’e çıkararak üçüncü büyük parti oldu.

DANİMARKA

Aşırı sağcı Halk Partisi 2015’teki seçimlerde yüzde 21.1 oy alarak parlamentoya 37 milletvekili göndermişti.

FİNLANDİYA

14 Nisan 2019’da yapılan genel seçimlerde Sosyal Demokrat Parti (SDP) yüzde 17.7 ile birinci olurken, aşırı sağcı Gerçek Finliler yüzde 17.5 ile ikinci olmuştu.

İSPANYA

 28 Nisan’da yapılan genel seçimlerde Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) birinci olurken, aşırı sağcı Vox partisi aldığı yüzde 10.3 ile ilk kez ulusal parlamentoya 24 milletvekili gönderdi.

İSVEÇ

Sosyal demokrasinin kalesi olarak bilinen İsveç’te Sosyal Demokrat Parti, 2018’de yapılan genel seçimlerde 1908’den bu yana en kötü sonucu (yüzde 28) almasına rağmen birinci parti olmaya devam etti. Sağ popülist İsveç Demokratları (SD) ise oylarını yüzde 4.7 artırarak 17.5’e çıkardılar ve ülkede üçüncü büyük parti haline geldiler. SD’nin 349 sandalyeli mecliste 62 milletvekili bulunuyor.

ALMANYA

Sağ popülist, milliyetçi AfD 2017’deki genel seçimlerde yüzde 12.6 oyla meclise 96 milletvekili gönderdi. Anketlere göre AfD’nin oyu yüzde 12-14 arasında seyretmeye devam ediyor. Diğer ırkçı parti ve örgütler de propagandalarını sürdürüyorlar ve AP seçimlerine katılıyorlar.

FRANSA

Fransa’da aşırı sağcı Milliyetçi Cephe’nin Adayı Marine Le Pen 2017’de yapılan başkanlık seçimlerinin ilk turunda yüzde 21.3 alarak ikinci tura kalmıştı. İkinci turda ise yüzde 34 oy almıştı. Cumhurbaşkanlığı koltuğuna ise Emmanuel Macron oturmuştu. 2022’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yapılan anketlere göre Le Pen’in ikinci tura yeniden kalması bekleniyor. Üçüncü sırada ise Sol Partinin Adayı Jean Luc Melenchon görünüyor.

AP seçimleri öncesinde yapılan anketler ise Le Pen’in partisinin birinci olabileceğini de gösteriyor.

BELÇİKA

26 Mayıs’ta AP seçimleriyle birlikte genel seçimlerin yapılacağı Belçika’da gözler aşırı sağcı Vlaams Belang’ın alacağı oylarda. Flamanların bulunduğu bölgede uzun süre üçüncü büyük parti durumunda olan ve açıkça ırkçı ve ayrılıkçı görüşleri savunan Vlaams Belang’ın oylarını yaklaşık olarak iki katına (yüze 10) çıkarması bekleniyor. Bu seçimlerde Belçika Emek Partisinin de bir çıkış yaparak meclise 12 milletvekili göstermesi bekleniyor.

HOLLANDA

15 Mart 2017’de yapılan genel seçimlerde sağ popülist Geerd Wilders’in partisi PVV yüzde 13 ile ikinci parti olmuştu. Geçen yıl yapılan yerel seçimlerde de PVV ikinci olmuştu. Son anketlere göre Hollanda’da aşırı sağcı, faşist görüşleri savunan Thierry Baudet’ın başını çektiği Demokrasi Forumu (FvD) partisi yükseliş içinde. Bazı anketlere göre FvD’nin oy oranı yüzde 25.

PORTEKİZ

Avrupa ülkeleri arasında farklı bir süreç Portekiz’de yaşanıyor. 2015’te yapılan genel seçimlerden sonra Sosyalist Parti (PS) öncülüğünde, Demokratik Birlik Koalisyonu (CDU) ve Birleşik Sol (BE) arasında koalisyon hükümeti kuruldu. Yapılan bütün anket sonuçlarına göre sol koalisyon hükümetinin bir sonraki seçimleri kazanacağı yönünde. Özellikle PS’nin oylarını artıracağı yönünde. Bu da kıta genelinde çözülme süreci yaşayan sosyal demokrat partilerin yüzlerini sola döndüklerinde kazanabileceklerini gösteriyor.

YUNANİSTAN

Sol sosyal demokrat Syriza’nın işbaşında olduğu ülkede faşist Altın Şafak partisi oylarını artırmaya devam ediyor. 13 Ekim’de yapılacak seçimler öncesinde yapılan anketlere göre Altın Şafak’ın oyu yüzde 8.7. Syriza ise yaklaşık yüzde 10 oy kaybıyla ancak yüzde 25 oy alabiliyor. Birinciliği Yeni Demokrasi Partisinin almasına kesin gözüyle bakılıyor.

ÖNCEKİ HABER

Bakırköy’de Barış Annelerine yine engel oldular

SONRAKİ HABER

Bingöl'deki madencilik projesine Danıştay "dur" dedi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa