12 Mayıs 2019 14:48
Son Güncellenme Tarihi: 12 Mayıs 2019 21:41

Cumartesi Anneleri: Kayıplarımızı aramaktan asla vazgeçmeyeceğiz

Cumartesi Anneleri, TİHV ve İHD “Hakikat ve Adalet Plaza de Mayo’dan Galatasaray’a Gözaltında Kayıplar Mücadelesi” konferansı düzenledi.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Cumartesi Anneleri, TİHV ve İHD’nin düzenlediği “Hakikat ve Adalet Plaza de Mayo’dan Galatasaray’a Gözaltında Kayıplar Mücadelesi” konferansında konuşan aileler sonuna kadar mücadele edeceklerini söyledi. 

Cumartesi Anneleri, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve İnsan Hakları Derneği (İHD) “Hakikat ve Adalet Plaza de Mayo’dan Galatasaray’a Gözaltında Kayıplar Mücadelesi” adıyla ortaklaşa bir konferans düzenledi. Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği (TMMOB) İstanbul Büyükkent Şubesi Konferans Salonu’nda düzenlenen konferansa TİHV ve İHD yöneticileri, Cumartesi Anneleri, Kayıp Yakınları, Arjantin’den gelen kayıp yakınları, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve çok sayıda kişi katıldı. Konferansın yapıldığı salona gözaltında alınıp kaybedilen kişilerin fotoğrafları ve Cumartesi Anneleri’nin direnişlerini simgeleyen fotoğraflar asıldı.

Konferansın ilk oturumda moderatörlüğü Sebla Arcan yaparken Remziye Bayram, Margarita İsabel Noia, Hanife Yıldız ve Ceylan Deniz konuşmacı olarak söz aldı. Aileler konferans öncesi bir araya gelerek toplu fotoğraf çektirdi. 

"39 YILDIR OĞLUMUN KEMİKLERİNİ ARIYORUM"

Cumartesi Anneleri adına gözaltında kaybedilen Hasan Ocak'ın annesi Emine Ocak ve Hayrettim Erren'in annesi Elmas Eren kısa bir konuşma yaptı. 

Emine Ocak, "Biz sadece çocuklarımızın mezarlarını istiyoruz. Mücadele edeceğiz. Sadece adalet diyoruz" diye konuştu. Elmas Eren de 39 yıldır canının yandığını söylerek “39 yıldır oğlumun kemiklilerini arıyorum. Onu hiç unutamıyorum” dedi.

"ADALETİ DE BARIŞI DA İSTİYORUZ"

Ardından açılış konuşmasını yapan İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon Üyesi Sebla Arcan, Cumartesi Anneleri ile birlikte olmaktan onur duyduğunu söyledi. Barış ve adalet için yıllardır mücadele verdiklerini belirten Arcan, “Yaşadığımız coğrafyanın geçmişi inkarın egemen olduğu yerde verilen bu mücadele insan olma gereğidir. Ve bir toplum hakkına sahip çıktığı kadar medenidir. Adalete ihtiyacımız var. Çünkü toplumsal bir yaşam ancak adaletle mümkündür. Kayıplarımızı istiyoruz. Adaleti de barışı da istiyoruz. Cumartesi Anneleri bunu istiyor, Plaza de Moya Anneleri bunu istiyor. 24 yıldır adalet mücadelesi yürüten anneler 37 haftadır Galatasaray’a gidemiyorlar. Bu engelleme Anayasa Mahkemesi, AİHM'e aykırıdır” diye konuştu.

"ZORLA KAYBETTİRİLME İNSANLIĞA KARŞI SUÇTUR"

Ardından söz alan TİHV Genel Sekreteri Metin Bakkalcı, 17 Mayıs 1995 İHD ve TİHV’in zorla kaybetmeleri karşı bir kampanya başlattığını belirterek, “Bizler 1995’ten beri olabildiğince annelerle olmaya çalıştık. Belki o dinmeyen acınız, eksilmeyen özleminiz, bitmeyen umudunuz ile sadece yakınlarınız akıbetini ortaya çıkarmak için her zaman yanınızda değildik ama hep sizle yaşadık. Zorla kaybettirilme insanlığa karşı bir suçtur. Ailelere yapılan bir işkencedir. Bu aynı zamanda toplumu susturmaya yönelik bir eylemdir. Ama siz her türlü şiddetten arındınız ve onları alaşağı ediyorsunuz. Bugün itibariye cezasızlık zırhları ile belki kaybedilen herkesin akıbetini açığa çıkaramadık. Ama birçok şeyi başardınız” dedi.

"MÜCADELEMİZİ SONUNA KADAR SÜRDÜRECEĞİZ"

Moderatörlüğünü Sebla Arcan'ın 1. oturumda kayıp yakınları konuştu. 

2001’de kaybedilen Ebubekir Deniz’in kızı Ceylan Deniz, babasını en son 5 yaşındayken gördüğünü belirterek, şunları söyledi: “2001 yılında babam eve girdi ve çıktı. Ondan sonra bir daha göremedim babamı. Annem ve babaannem hep ağlıyordu. Ama ben anlamıyordum. Eminin buradaki herkes babaannemin acısını çok iyi biliyor. Ben ve kardeşlerim babasız büyüdük. Bugün burada onlarca acı görüyorum. Biz bu mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Eninde sonunda kemikleri de olsa bu mücadelemizi kazanacağız.” 

Arjantin’den gelen Margarite İsabel Noia ise 43 sene kız kardeşini kaybettiğini söyledi. Arjantin’de 1970’lerdeki cunta döneminde bir çok kişinin kaybedildiğini belirten Noia, “1976’dan itibaren anneler meydana çıkmaya başladı. İlk olarak 14 anne yakınları için mücadele başlattı. 1983’te cunta gitti ve legal bir hükümet başa geldi. Bu cuntacıların bizden aldıklarını hükümetten istedik. Tabi biz yakınlarımızı canlı istedik. Ama canlı olmasa bile kemiklerinin bize verilmesi ve hesabının sorulmasını istedik. Her Perşembe günü anneler ayrı yerde toplandı ve yakınlarının hesabını sordu. Ama cuntanın gitmesiyle birlikte binlerce insan dışarı çıktı. Hükümet buna sessiz kalamadı ve cuntacıları yargıladı. Ama sadece darbenin en üst kademesindekiler yargılandı. Biz herkesin yargılanmasını istedik. Mücadelemiz sonuç verdi ve ondan sonra kayıplarla ilgili 800 dava açıldı. Burada antropologların büyük bir çalışması oldu. Toplu mezarlar açıldı ve bazı kayıpların kemikleri tespit edildi. Benim annem 94 yaşında hayatını kaybetti. Ama kızının kemiklerini göremedi. Bizler mücadelemizi sürdüreceğiz” diye konuştu. 

"NEDEN KORKUYORSUNUZ?"

Oğlu Şirin Bayram’ın evde darbedilerek götürüldüğünü söyleyen Remziye Bayram ise bugünün anneler günü olduğunu hatırlatarak şunları vurguladı: “Keşke çocuklarımız bugün bize anneler gününüz kutlu olsun diyebilseydi. 1996 yılında devlet oğlumu evden aldı. O tarihten beri oğlum kayıp. Ben devletten oğlumun kemiklerini istiyorum. Ve buluncaya kadar da arayacağım. Eğer devlet ben devletim diyorsa bu insanları korumak zorundaydı. 23 yıldır ben Şirin’in peşinden mücadelemi sürdürüyorum. Devlet yeni bize gelip size 20 bin lira verelim bunu bırakın diyor. Bende buradan soruyorum bizim çocuklarımızın kanı 20 bin TL mi? Biz bunu kabul etmedik. Hiçbir zaman da kabul etmeyeceğiz. Devlet her şeyi de verse biz mücadelemizi sürdüreceğiz. Biz devletten şunu istiyoruz; çocuklarımızın katillerini bulsunlar. Bunun dışında hiçbir şekilde onları affetmeyeceğiz. Söylenecek çok şey var ama söyleyemiyorum. Bugün İstanbul’dayım. O kadar devlet makamı var. Onlar da gelsin buraya bu insanlar neden böyle toplanmış diye bir baksınlar. Bu insanları dinlesinler. Her yerde insanları küçük yerlere sıkıştırmaya çalışıyorlar. Madem siz bir şey yapmadınız neden bu kadar korkuyorsunuz? Ben çocuklarıma söz veriyorum. Yaşadığım sürece onları aramaya devam edeceğim. Onların akıbetini bulurum veya bulmam ama ölünceye kadar da onları arayacağım.” 

"HERKES ÇOCUĞU İÇİN GELSİN"

Gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız ise evlatlarıyla kucaklaşan annelerin anneler gününü kutlayarak sözlerine başladı: “Ben hiçbir annenin yapamadığı kötülüğü çocuğuma yaptım” diyen Yıldız, “Ben ondan özür diliyorum. Ben bu ülkenin kanunlarına saygı gösterdim. Ama onlar bana saygısızlık yaptı. Ben çocuğumu alıp onlara götürdüm. Bir suçu varsa alın suçunu yatsın dedim. Ama ondan sonra oğlumu göremedim. Çocuğum beni dinlemeseydi böyle bir şey yapmayacaktı. Benim bu ülkeden alacağım var. Bu devletin bana bir oğlan borcu var. Şimdi ortada bir şey var ya ‘her şey güzel olacak’ diye. Her şey güzel olacak demekle olmuyor. Herkes birlikte mücadele ederek ancak güzel yapabilir. Ben yıllardır Galatasaray’da aynı yüzleri görüyorum. Bizim için oraya gelin demiyorum. Oraya gelen benim de çocuğum kaybolmasın, benim çocuğum da kayıplara karışmasın diye oraya gelsin” diye konuştu.

Konferansın ikinci oturumunun moderatörlüğünü İHD Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri yaptı. 

Bu oturumunun ilk konuşmasını Gözaltında Kayıplar ve AİHM konusu ile Prof. Dr. Osman Doğru gerçekleştirdi. Doğru, "Herkesin zorla kayıp edilmesine karşı Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan bir sözleşme var. Türkiye bu sözleşmeye taraf değil. Türkiye bu anlaşmanın yükümlülüklerinin gereğini yerine getirmiyor. Esas yönünden bir sonuç elde edemediğinizi biliyoruz. Failler ortada yok. Bu üzüntüye bir giderim sağlayabilecek bir cevap da vermiyor devlet. Üstelik usulden reddediyor başvuruları. Sizin mücadeleniz bu sözleşmeye taraf olmayı zorlayabilir. Sizin çabalarınız ne olursa olsun değerlidir" diye konuştu.

"DERİN DEVLETİN YENİ SAHİBİ AKP"

Kayıp davaları ve cezasızlık ile ilgili CHP Milletvekili Hukukçu Dr. Sezgin Tanrıkulu konuşma yaptı. Tanrıkulu, gözaltında kayıp davaları ve cezasızlık politikalarını anlattı. Kayıp yakınlarını selamlayarak sözlerine başlayan Tanrıkulu, kayıpların avukatı Tahir Elçi’yi andı. OHAL sürecinde 22 kayıp olduğunu vurgulayan Tanrıkulu, "Derin devletin yeni sahibi AKP'dir" dedi. 

"MÜCADELEMİZİ YÜRÜTÜYORUZ"

Av. Gülseren Yoleri, polis saldırısının gerçekleştiği Cumartesi Anneleri'nin 700. hafta eylemi ve sonrasındaki gelişmeleri aktardı. Yoleri, "Bugün hala Galatasaray Meydanına çıkmamız yasak. Yasağa rağmen gözaltında kayıplarla ilgili mücadelemizi yürütüyoruz. Hem 700'ncü hafta yaşadığımız yasak kararına karşı hem yaşanan şiddete karşı başvurularımızı yaptık. Israrcıyız, kayıp yakınları o sokaklara sıkıştırmalarına rağmen mücadelelerinde vazgeçmiyor" dedi. 

"İNSAN HAKLARI MÜCADELESİ AYNI ZAMANDA SOKAKLARIN MÜCADELESİ"

Konferansın üçüncü oturumu Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Prof. Dr. Ümit Biçer, Prof. Dr. Cem Kaptanoğlu sunumlarıyla devam etti. 

Üçüncü oturumun moderatörlüğünü de yapan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, "Resmi kayıtlarda belki de zorla kaybetmeyle ilgili ilk belgeler 1941 yılına ait ve gece ve sis ile anılıyor. İnsanlığa karşı suçlar da bu topraklarda yaşananlarla kayda girdi dünyada. Ermeni Soykırımı sürecinde başlayan ve sonrasında bir türlü yüzleşemediğimiz için de bugüne kadar gelen ağır hak ihlalleriyle hepimizin omuzlarında. Bunlara karşı mücadele etmediğimizde, biz, geleceğe bakamayacağız; geçmişimizle yüzleşemediğimiz için” dedi.  Fincancı, “İnsan hakları mücadelesi aynı zamanda sokakların mücadelesi. Devlete karşı, zora karşı, erke karşı anneliğin gücüyle yapılan mücadelenin insan hakları mücadelesine ışık tuttuğunu söylemek gerekir" diyerek salonda bulunan Cumartesi Anneleri’nin Anneler Günü’nü kutladı.

Konferans, ‘Kaybedenleri aramak' başlığıyla Prof. Dr. Ümit Biçer sunumu ile devam etti. 

"ORTAK MEKAN, ORTAK MÜCADELE SÜRDÜRMEK"

“Burada insanların kemiklerinden söz ettiğimizde aslında sahici insanlardan söz ediyoruz" diyen Biçer, "Arjantin’deki kayıpları arayan ekiplerin oluşturduğu çalışmalar bize önayak oldu. Bir gömülme gerçekleşmişse bile insanların kendi ölülerini usülüne uygun olarak gömme ve vedalaşma hakkı ihlal ediliyor. Bu, salt bir geleneğin yerine getirilmesi değil; o insanların nasıl öldürüldüğünü bilmek, onu öldürenlerle ilgili gerekli yargılamanın adil bir sistemin akabinde onarımın gerçekleşmesini talep etmek ama asıl önemlisi bir daha tekrarlanmamasını istemektir" ifadelerini kullandı. Biçer, "Biz insanların sabaha doğru evlerinden alındığını biliyoruz. Çünkü bize de 'Yeni bir sabahınız ve geleceğiniz yok' demek istiyorlar. O insanları kendi evlerinden gözaltına alırken 'Sizin güvenenecek, kalacak bir mekanınız yok' demek istiyorlar" dedi. 

Biçer sözlerini şöyle sürdürdü: "Kayıp yakınlarından söz ettiğinizde artık ikinci ve üçüncü derece yakınlardan söz etmeye başlıyoruz. Bu toplumda Ermeni Soykırımı’ndan başlayarak hiçbir zorla kaybetmeyi konuşamadığımız sürece sorunlar giderek çözülemez bir hale geliyor. Eğer bir şeyler yapmak istiyorsak bu suça karşı birlikte neler yapmamız gerektiğini düşünmemiz gerekiyor. Bizim yapabileceğimiz yegane şey, ortak bir mekan yaratmak ve ortak bir mücadele sürdürmek. Bu insanların sahici insanlar olduğunu hatırlamak ve hatırlatmaya devam etmek… Bizden koparıp almaya çalıştıkları geçmiş, gelecek, değer, onur, mekan kavramlarını yeniden inşa etmekten başka şansımız yok. Zorla kaybetme suçu bizim buna karşı ses çıkarmamızı, ağıt yakmamızı engelleyen bir suçtur. Sesimizi kısmaya çalıştığı için buna karşı ses çıkartmak durumundayız. Ama bu sesi Cumartesi İnsanları’na bırakmadan bu sorumluluğun hepimize ait olduğunu bilerek."

GÖZALTINDA KAYBEDİLENLERİN TUTULAMAYAN YASI

"Gözaltında kaybedilenlerin tutulamayan yası" başlıklı sunumuyla Prof. Dr. Cem Kaptanoğlu söz aldı. Kaptanoğlu, “Yakının kaybedilmesi, gerçek hukuk devletinde adaletin yerini bulması durumunda bile radikal bir adaletsizlik. Çünkü kaybedilenin yerine konabilecek hiçbir şey yok. Zorla kaybedilme, ortadan kaybedilme var. Diğer kayıplarda olduğu gibi kaybedip kaybetmediğimizi bilemiyoruz ve “belki yaşıyordur” umudu her zaman için var. Bu bizi arafta tutuyor. Ölenin geri gelmeyeceğini bildikten sonra yasımız başlıyor; o yüzden törenler var. Peki kaybedilen ne yaşıyor? İnsanın en önemli korkularından biri ayrılma ve aşina şeylerden uzaklaşıp yabancı bir ortamda kendini bulmaktır. Kaybedilenler bu iki korkuyu aynı anda yaşıyor. Yas çalışması, yas tutanın ölen kişiyle ilişkisini yavaş çekim olarak gözden geçirilmesini kapsar. Ancak zorla kaybetme olduğunda bu gözden geçirme olamıyor."

Oturumların ardından kayıp yakınları tek tek söz alarak Galatasaray Meydanı’nda ve kayıplarını aramaktan asla ve asla vazgeçmeyeceklerini dile getirdiler. Konferans soru cevaplarla devam etti. (İstanbul/EVRENSEL)

ÖNCEKİ HABER

DSP, yenilenen İstanbul seçimine katılmama kararı aldı

SONRAKİ HABER

Antalya'da İYİ Parti'den istifa eden 20 kişi MHP'ye geçti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa