Bu işte bir tuhaflık yok mu?

Bu işte bir tuhaflık yok mu?

Türkiye’de süren savaş her gün biraz daha şiddetlenirken, savaşın mağduru olan halk ise hala yaşananların farkında değil. Medya ve siyasetçi manipülasyonu ile ters yüz edilen savaş gerçekliğinden halk habersiz görünüyor. Bu yüzden de hala çakıl taşı edebiyatıyla yaşıyorlar.Tuhaflıklar ülkesi olan T

Ergin Doğru

Türkiye’de süren savaş her gün biraz daha şiddetlenirken, savaşın mağduru olan halk ise hala yaşananların farkında değil. Medya ve siyasetçi manipülasyonu ile ters yüz edilen savaş gerçekliğinden halk habersiz görünüyor. Bu yüzden de hala çakıl taşı edebiyatıyla yaşıyorlar.
Tuhaflıklar ülkesi olan Türkiye’de Kürt sorununun çözümsüzlüğü uzadıkça, tuhaf ilişkiler, tuhaf durumlar yaşanıyor. Savaştan zarar görmeyen, ülkenin kaymağını yiyen çok küçük azınlık, savaş ile ilgilenmezken, savaşın mağduru olan yoksullar kullanılmaya devam ediyor. Savaşa can veren, savaş koşullarından kaynaklı sürekli yoksullaşan ve önemli bir kesimi açlık sınırında yaşayan Türkiye halkı, maalesef bedelini ödeyen konumunda olmasına rağmen, milliyetçi politikaların merkezine konulmuş durumda.
30 yıldır süren savaşta hiçbir vekil, bakan, bürokrat, sermaye vb. yani memleketin zenginliklerini paylaşanların canı yanmadı, evlatlarını kaybetmediler. Teşvikiye’den ya da burjuvazinin yoğunlaştığı hiçbir camiden cenaze kalkmadı.
Savaşta hayatını kaybeden askerlerin TV görüntülerine baktığınızda ise kırık dökük evlerden, gecekondulardan kaldırılan cenazeler hep yoksulların, emekçilerin cenazesini görüyorsunuz. Sanırsınız ki dindarlık, milliyetçilik,”vatanseverlik” sadece fakire bahşedilmiş bir “nimet.”
Tuhaf işler oluyor bu ülkede; vekiller, askerler, bürokratlar arabalarının benzininden, telefonlarına, yedikleri yemekten traşlarına kadar bedava yaşarken, savaş kararlarını alırken, kirli savaştan beslenirken, ceremeyi de bu savaşın ezileni, mağduru ve çıkarı olmayan emekçiler çekiyor.
Başbakan, çocuklarına askerlik yaptırmaz, onları gemiciklerle oynatırken, eve götürecek ekmeği zor koşullarda sağlayan, işçi pazarlarında iş arayan, çocuğunu okutamayan, gelecek güvencesi olmayan yoksullara milliyetçilik yaptırıyor, çakıl taşı edebiyatı ile sokaklarda kardeş Kürt halkı linç ettirilmeye çalışılıyor.
Holdingler, ihaleleciler, sermaye- Türk -Kürt bir araya gelip- daha fazla sömürüye imza atmak isterken, Türk yoksullarını, emekçilerini mazlum Kürt halkına saldırtıyor.
Kürtleri Manisa'da, Sakarya'da, Hatay'da, Antalya'da linç etmeyi marifet sayan ırkçı kafalar, kendilerini kışkırtan, başbakanın çocuklarını sorgulamıyor ya da sermaye sahibi olanların milliyetçilik palavralarını anlayamıyor.
Tuhaf işler oluyor bu ülkede; savaşın mağduru olan, canını kaybeden, yerini yurdunu terk etmek zorunda kalan Kürt halkı barış dedikçe, ırkçılar, dinciler, ulusalcılar bir araya gelip “Kürtlere ölüm” diyebiliyorlar.
 Tuhaflıklar azalmıyor, her gün biraz daha artıyor. AKP-CHP-MHP dokunulmazlık konusunda birleşip “BDP’li vekillerin dokunulmazlıklarını kaldıralım” diyorlar. Hani üç parti faklıydı, ortaklaşamazdılar? Evet, farklı konularda uzlaşamayabilirler, ama konu Kürtler olunca hiç farkları olmuyor. BDP’lilerin siyasal düşüncelerinden ve faaliyetlerinden dolayı dokunulmazlıkları kaldırılmak istenirken, hırsızlık, yolsuzluk, dolandırıcılık vb. adi suçlardan haklarında fezleke yok. Tamamen siyasal bir duruştan yargılanmak istiyorlar. Öte yandan BDP'’lilerin dokunulmazlığı kalksın diyen AKP-CHP-MHP’lilerin ise tamamı adli; yani hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet vb. suçlardan onlarca fezlekesi bulunuyor.
Tuhaf bir ülke burası; haklının haksız olduğu, zalimin mazlum algılandığı, yoksulların, emekçilerin sermayeden daha fazla sermayenin çıkarını savunduğu, ırkçıların, dincilerin, ulusalcıların konu Kürtler, Aleviler, devrimciler olduğunda farklılıklarını bir yana bırakarak milliyetçilikte buluştukları tuhaf bir ülke.
Memlekette çözüm gücü olması gereken ezilenler, sorunların kaynağı olanları kurtarıcı olarak gördükleri sürece de kan akmaya devam edecek gibi görünüyor.
 

www.evrensel.net