09 Mayıs 2019 09:33

Anayasa Hukukçusu İbrahim Kaboğlu: Tecrit kabul edilemez

CHP Milletvekili ve Anayasa Hukukçusu İbrahim Kaboğlu, bir kişinin uzun süre dış dünyadan soyutlanmasının hukuka aykırı olduğunu söyledi.

CHP Milletvekili ve Anayasa Hukukçusu İbrahim Kaboğlu | Fotoğraf: MA

Paylaş

Anayasa ve AİHS'e vurgu yapan CHP Milletvekili ve Anayasa Hukukçusu İbrahim Kaboğlu, "Bir kişinin uzun süre dış dünyadan soyutlanması, tecrit edilmesi kabul edilemez" dedi.

PKK lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Leyla Güven'in başlattığı açlık grevi 183'üncü gününde devam ediyor. Aynı taleple cezaevleri ile birçok yerde de binlerce kişinin eylemi sürüyor. 30 Nisan’da ise açlık grevinde bulunan 15 tutuklu ölüm orucuna başladı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili ve Anayasa Hukukçusu İbrahim Kaboğlu, devam eden açlık grevi eylemleri ve İmralı tecridini Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirdi.

"HUKUKA AYKIRI"

Türkiye ve Türkiye’nin bağlı olduğu Avrupa hukuk sisteminde tecridin yer almadığını belirten Kaboğlu, olaya tutuklu hakları açısından yaklaşmak gerektiğini ifade etti. Bir kişinin tecrit koşullarında bulundurulmasının hukuka aykırı olduğunu vurgulayan Kaboğlu, "Bir kişinin tutuklu olması, hükümlü olması esasen işlemiş olduğu suç için öngörülen yaptırımı çekiyor demektir. Dolayısıyla onun demir parmaklıklar ardında olması zaten başlı başına bir yaptırımdır. Onun ötesinde onu diğer insanlardan soyutlayacak, ailesinden soyutlayacak, coğrafyasından uzaklaştıracak önlemler, önlemlerin niteliği, süresi ve uygulama durumuna göre insan hakları hukukuna aykırıdır" diye belirtti.

"ÇÖZÜM İÇİN KAFA YORMALIYIZ"

Açlık grevi eylemi ve ölüm oruçlarının sağlıklı bir eylem seçeneği olmadığını belirten Kaboğlu, "Anayasa'nın tanıdığı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) tanıdığı birçok hak arama yolu var. Bu hak arama yolları tüketildikten sonra ancak o tür istisnai yollara başvurmak gerekiyor. O nedenle açlık grevinde olan kişileri özendirmek yerine aslında onların savunmuş oldukları dava veya amacı ele alarak, sahiplenerek, olası sorunu nasıl çözeriz o konuda kafa yormak ve emek harcamak gerekir diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı.

"HUKUK YOLUNDAKİ GÖRÜŞLERİMİZİ AÇIKÇA SÖYLEMELİYİZ"

Açlık grevinde olanların taleplerini de değerlendiren Kaboğlu, devleti yönetenlerin Anayasa'da yer alan kurallara uymak zorunda olduğunu vurguladı. Kaboğlu, Türkiye'nin mevcut bir Anayasa'sı olduğunu hatırlatarak, "Bir de AİHS var. Bizim devletten, devlet organlarından, Adalet Bakanlığından, İçişleri Bakanlığından ya da her kimse bu Sözleşme'nin ve Anayasa'nın güvence altına almış olduğu asgari kuralları uygulamasını talep etmektedir. Bu çerçevede adil yargılama hakkı dediğimiz bir hak var, Anayasa tarafından güvence altına alınmıştır. Mahpus hakları dediğimiz haklar var. Bunlar güvence altına alınmıştır. Bunlar içerisinde işkence ve kötü muamelenin yasağı vardır. Bir kişinin uzun süre dış dünyadan soyutlanması, tecrit edilmesi kabul edilemez. Bunların ailelisiyle, avukatlarıyla, çevresiyle ve diğer mahpuslarla görüşme hakları vardır. Biz siyasetçiler, hekimler, gazeteciler vs. bunları savunmamız gerekiyor. Yoksa 'sen iyi yaptın, açlık grevindesin, yoluna devam et' dersek o zaman sorunların bu şekilde toplum tarafından anlaşılmasını, topluma mal olmasını perdeleriz. O bakımdan görüşlerimizi, hak yolundaki, hukuk yolundaki görüşlerimizi açıkça söylememiz gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu.

"YÖNETİCİLER ANAYASA'YI İHLAL EDİYOR"

Açlık grevinde olan tutuklu yakınlarıyla dayanışmak için cezaevlerinde ailelerin başlattıkları nöbet eylemlerinde yaşanan polis müdahalesini de değerlendiren Kaboğlu, “Cezaevinde bulunan kişilerin yakınları hak talebinde bulunabilirler. Oturma eyleminde bulunabilirler. Kendileri dahi açlık grevinde bulunabilirler. Dışarıda toplu özgürlüklerini kullanabilirler. Onların kullandığı bu özgürlük başkasının özgürlüğünü engellemediği sürece kamu düzenini bozmadığı sürece, şiddet eylemine dönüşmediği sürece eylem yapabilirler. Bu eylem de Anayasa tarafından korunmaktadır. O müdahaleler devletin hukukuna aykırıdır. Yöneticiler Anayasayı ihlal etmektedir. Polisin ailelere yaklaşımı esasen polisin üst amirlerinin, dolayısıyla siyasal şahsiyetlerin bu konudaki tavrı belirleyici oluyor. Yoksa bir emniyet müdürlüğüdür, validir, bakandır polislere bu çağrıyı yapmazsa polis durup dururken böyle bir şey yapmaz” diye konuştu. (HABER MERKEZİ)

ÖNCEKİ HABER

Gazetelerde 'Ne Var Ne Yok?' - 9 Mayıs 2019 Perşembe

SONRAKİ HABER

Antalya'da İYİ Parti'den istifa eden 20 kişi MHP'ye geçti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa