08 Mayıs 2019 15:48

Denizli'de sağlıkta şiddete karşı sempozyum düzenlenecek

Pamukkale Üniversitesi Kongre Kültür Merkezi’nde Toplumda ve Sağlıkta Şiddet Nasıl Önlenebilir Sempozyumu düzenlenecek.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Hilmi MIYNAT
Denizli

11 Mayıs 2019’ta 9.30-15.50 saatleri arasında PAÜ Kongre Kültür Merkezinde “Toplumda ve Sağlıkta Şiddet Nasıl Önlenebilir?” toplantısı gerçekleşecek. Etkinlik öncesinde sorularımızı yanıtlayan Prof. Dr. Göksel Altınışık Ergur sağlıkta şiddet nedenleri arasında, sağlık sisteminin de önemli bir rolü olduğunu belirterek: “Sadece insanlar üzerinden, ‘doktorlar daha iyi iletişim sahibi olsa’ ‘hasta, hasta yakını daha iyi iletişim sahibi olsa’ bu çözülecek diye bir kural yok. Çünkü gerçekten birçok sağlık kuruluşunda çok kısa sürelerde hasta bakılması gerekiyor. Bu aslında bakınca büyük resimde ekonomik tablo ile de çok ilişkili. Neoliberal ekonomilerin hâkim olmaya başladığı dönemden itibaren birçok yerde çalışmanın değerlendirilmesi sayılar ve parayla olmaya başladı. Paranın bir kazanç halinde değerlendirilmesi! Bu, aslında kapitalizmin getirdiği bir sonuç... Onun daha meşrulaşmış hali gibi oldu. Performansın değerlendirilmesinde, sayıların artması gerekiyor. Oysa en basit matematik kuralıyla bakalım: Hastaya ayrılması gereken belli bir süre var. Doktorun günlük çalışma süresi belli. O sürenin içinde bakılan hasta sayısını artırdığınızda, her bir hastaya daha az süre düşecek demek.” yorumunda bulundu.

HASTAYA AYRILMASI GEREKEN ORTALAMA SÜRE: 23 DAKİKA!

Türk Toraks Derneği Klinik Sorunlar Çalışma Grubunda yaptıkları bir araştırmadan bahseden Ergur, çalışmanın uluslararası makale halinde de yayınlandığını ifade ederek şunları söyledi:

“Birçok kurumdan araştırmacılarla,  ideal hasta muayene süresi nedir diye araştırdık. Hekimler her hastaya okulda öğrendiğimiz gibi, hastaya sorunlarını sorup, problemlerini öğrenip, işle ilgili bir sağlık sorunu mu diye mesleğine varıncaya sorgulayıp, sonra muayenesini yapıp, tetkiklerini yapıp süreyi ölçtüğümüzde bu süre, ortalama 23 dakika çıktı. 5 dakikada bir hasta bakmak demek bunun yerine gelmemesi demek. İşinizi iyi yapmak istiyorsunuz, ama size dayatılan bir sistem var. 5 dakikada bir hasta girecek çünkü randevusu öyle. Kapıda diyor ki; ‘içeri giren çıkmıyor’ demek ki doktor işini iyi yapıyor!”

Sağlıkta şiddetin toplumun geldiği noktadan bağımsız olmadığını belirten Ergur; “Sağlık daha kırılgan bir alan; ‘ben hastayım bana hemen bakılsın’ diyenler başka insanların haklarını göz ardı ettiklerini düşünmüyorlar ya da umursamıyorlar. Bu en temel toplumsal değerlerin zedelenmiş olması demek. Bu gergin anlarda yaşanan sözlü şiddet çok yaygın. Sürekli koridorda bağrış çağrış eksik olmuyor. Acaba bir tanıyı kaçırıyor muyum kaygısıyla birleşince doktorlar arasında tükenmişlik çok yaygınlaşıyor. İnternetten bir şeyler öğrenip gelen hasta ‘tomografi çektirmeden emin olamazsınız’ ‘antibiyotik de yazmayacak mısınız?’ diyor hasta, çünkü Google’da öyle yazıyormuş. Yazık ki fiziksel şiddet çok yaygın, göğüs hastalıkları uzmanları arasında öldürülenler fazla.

CAYDIRICI CEZALAR ŞART!

Kanun koyucuların bu noktada çok büyük öneme sahip olduğunu vurgulayan Dr. Ergur; “Caydırıcı cezalar yok. Bir hemşireyi, bir doktoru, sağlık memurunu dövseniz, yaralasanız serbest bırakılıyorsunuz, mahkeme devam ediyor, aldığınız ceza da para cezasına dönüştürülebiliyor. Gerçekten şöyle bir ceza olsa: Bir sağlık çalışanına şiddet uyguladınız, ceza aldınız; bu ceza sosyal güvencenizin iptali olsa, hiçbir sağlık kuruluşundan yararlanamayacak olsanız o zaman bunun bir caydırıcılığı olur. Birçok Avrupa ülkesinde olmamasının nedeni bu caydırıcı cezalar. Kapıda güvenlik olması yeterli değil. Gördüğünüz gibi bu odada ben yalnızım. Burada bir şiddet olayı yaşasam güvenliğin buna yapabileceği bir şey yok.” diye konuştu.

Medyanın sorumluluğuna da dikkat çeken Ergur şöyle devam etti;

“Şiddet haberleri medyada çok sık yer alıyor. Bana sorarsanız bunun birkaç handikabı var. Bir, normalleştiriyor. Yine mi doktor dövmüşler, hemşireyi yaralamışlar, vah vah diyenler birkaç saniye sonra unutuyor. İki, siyasilerin bunlara münferit olay demesi... Belli bir sıklıkla yaşanıyorsa bu münferit olay olmaktan çıkar. Onun ötesinde tıp öğrencilerinden başlayarak herkeste bir korku oluşuyor. Neyi çoğaltırsak onu yaşarız. Şiddeti dillendirirsek şiddeti yaşarız. Şiddetin önlemlerini çözümlerini konuşursak barışı, huzuru yaşarız. Amacımız toplumda ve sağlıkta şiddet nasıl önlenir, sorusuna yanıt bulmak, yanıtları hayata geçirmek. Başlığımız da bu… Şiddet örneklerini aktarmak değil, şiddet sorununu ortaya koyarak çözümü tartışmak… Şiddetsizlik daha fazla militanlık ister...”

HER HİKÂYE YARIM KALABİLİR

Hastası tarafından öldürülen Fikret Hacıosman örneğinden bahseden Ergur şöyle konuştu;

“Ardından ne kadar iyi bir insan olduğu, ne kadar yumuşak kalpli, iyi huylu olduğu, her hastasıyla ne kadar ilgilendiği, etrafına da ‘aman çocuklar dikkat edin, sinirlenmeyin, olaylara karışmayın, çoluğunuz çocuğunuz var, daha çok gençsiniz hayatta kalmanız gerekli’ diye öğütlediği anlatıldı. Bu bir hikâye. Bu insana, yaşam hikâyesine sahip çıkamadık biz. İşte olaylar geldi, böyle iyi bir doktoru buldu. Bizim de yapabileceğimiz bir şeyler olmalı diyerek topluluk başkanımız Sıla Deren Toker ile bu toplantıyı planladık.”

SAĞLIKTA ŞİDDET YASASI BEKLENENİ VERMEDİ!

PAÜ Toplum ve Sağlık Öğrenci Topluluğu Başkanı Sıla Deren Toker ise sempozyum fikrinin ortaya çıkışından bahsetti. Uzun süredir şiddet haberlerini takip ettiğini söyleyen Toker, Mutlu Hacıosman’ın konuşmasını dinledikten sonra gerçekten bir şeyler yapılması gerektiğinin farkına vardığını anlattı. Sağlıkta şiddet yasasının bekleneni vermediğini belirten Topluluk Başkanı Toker şöyle konuştu; “Sağlıkta şiddet yasa tasarısı konuşuluyordu. Herkes yasa çıksın diye paylaşımlar yapıyordu. Yasa çıktı, ama kimsenin umduğu gibi bir yasa olmadı. Sağlıkta şiddet yasası diye çıktı ama sağlıkçıya şiddet yasası diye nitelendirildi. Çünkü sağlıkta şiddet dışında başka her şey vardı o yasanın içinde. Her şeyden önce bizim çaba sarf etmemiz gerekiyor. Çözüm için çaba sarf etmiyorsak, adım atmıyorsak, bence bu suçun ortaklarından biri haline geliyoruz. Bu süreçten sonra bu etkinliği yapmamızın doğru olacağını düşündüm.  Halka ulaşabilmek için bana en mantıklı yöntem tiyatro oyunu sergilemek gibi geldi. Daha sonra köylere de gidilerek oyunumuz aracılığıyla konuya dikkatleri çekebiliriz diye düşündüm.”

Tıp Fakültesine ilk geldiği yıllarda daha bireysel düşündüğünü fakat 3. Sınıfta artık bu sorunun toplumsal bir sorun olduğunu gördüğünü ifade eden Toker “İlk geldiğimde bireysel olarak düşünüyordum. Dövüş kursuna gidip kendimi korumayı başarırım gibi düşünüyordum, ama daha sonra bunun toplumsal bir sorun olduğunu gördüm. Toplumsal farkındalığın artması gerektiğini düşünüyorum” diyerek herkesi sempozyuma, dinlemeye ve çözüm önerilerini sunmaya davet etti.

ÖNCEKİ HABER

Elazığ’daki KYK yurdunda sandviçten haşere çıktı

SONRAKİ HABER

Dünya Yazarlar Birliği: Halkın iradesinin yok sayılmasını kınıyoruz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa