30 Nisan 2019 04:19

Sunder Erdoğan: Kalıcı mizah asla olmadı

Anıl Yurdakul, geçtiğimiz hafta yitirdiğimiz Sunder Erdoğan'ın yaşamından ve anılarından kesitleri yazdı.

Karikatürist Sunder Erdoğan | Fotoğraf: DHA

Paylaş

Anıl YURDAKUL
İstanbul

Karikatürist İbrahim Tapa'nın vefatı ile basın camiası sarsılmışken geçtiğimiz hafta Karikatürist Sunder Erdoğan'ın ölüm haberi ile yıkıldık. Yaşamı boyunca karikatür çizen Erdoğan, geride sayısız eser bıraktı…

Geçtiğimiz yıl haziran ayında Kaş'ta ziyaret ettiğim Karikatürist Sunder Erdoğan ve Gazeteci eşi Ülkü Erdoğan yirmi iki sene önce emekli olmalarıyla İstanbul’dan ayrılarak Kaş’a yerleşmişlerdi. Sunder Erdoğan “Kaş” diyordu, “Benim için son liman!”...

Sunder Erdoğan her gün evrensel nitelikte olan balonsuz karikatürler çiziyor, kopyasını aldığı çizimlerini ise renklendirerek arşivliyordu. Kaş’a yerleştiklerinden itibaren her birinde seksen karikatür olan on beş yayımlanmamış karikatür albümü üretmişti. Karikatürün yanındaysa onlarca denizaltı maketi üretmiş fakat solunum rahatsızlığı nedeniyle maket yapımına son vermişti. Eşi Ülkü ise fotorealizm türünde sulu boya resimleri yapmaktaydı.

ÇİZGİCİ GENÇ ARANIYOR!

1952 yılında İstanbul’da Fener-Balat’ta doğan Sunder Erdoğan, “Ortaokuldan tembellikten ayrıldım. Bütün derdim çizgi romandı” demekteydi. On dokuz yaşındayken gazetede gördüğü ilan ile yaşamı boyunca karikatür çizeceği aklının ucundan dahi geçmiyor, Karaoğlan tadında çizgi romanlar yapmak istiyordu. Gazetedeki ilanda ise “Çizgiye meraklı gençler aranıyor” yazmaktaydı, ilanı veren ise Avrupa Prodüksiyon Servisiydi (APS). Beyoğlu’da olan APS’nin sahibi ise 30 yaşlarında usta bir karikatürist olan Şenol Kirpikçioğlu’ydı. Karşılaştığı manzarayı şöyle anlatıyordu Erdoğan;

“Kirpikçioğlu ile tanışarak çizgi roman çizmek istediğimi söyledim. ‘Öyle bir şey yok! Sen’ dedi, ‘Karikatür çizer misin?’ Hiç çizmedim ki, bir kere aklımın ucunda yok! Nasıl karikatür çizeceğim? dedim. ‘Çok basit. Kendine bir usta seçeceksin’ dedi. ‘Ama nasıl usta seçeceksin! Bedri Koraman’a giderek, Bedri Abi seni usta seçtim değil! Şöyle; yerli yabancı fark etmez, bir usta seçip onun çalışmalarını etüt edeceksin.’ Ama benim yararlandığım Türk karikatürist değildi. Akbaba dergisini karıştırırken Belçikalı bir çizerin çalışmaları çok hoşuma gitti. Herve isimli çok yalın çizen bir karikatürist. Herve’nin tüm çizimlerini topladım. Ardından karikatür ile ilgili tüm konuları topladım, aşk üzerine, ofis üzerine, seks üzerine gibi.” Şenol Kirpikçioğlu’nun “Sen çok güzel çiziyorsun, devam et” demesiyle APS kadrosuna dahil olan Sunder Erdoğan ‘Die Drei Kleinen’ gibi Alman dergilerine de çizer. Bir yandan ilk çizgi roman dergisi olan “Uyanık Korsan”ı, Milliyet’te Çocuk Dergisinin Yayın Yönetmeni Ülkü Tamer’in beğenmesiyle yayımlanır ve Erdoğan’ın adı duyulmaya başlar.

ÇETİN EMEÇ KÜFREDERDİ

Sunder Erdoğan, anılarını anlatırken sık sık taklit yeteneğine başvurarak ses tonunu ve mimiklerini değiştirmekteydi. Karşımda bir tiyatro gösterisi izlemekteyken tripotumun ve mikrofonumun yanımda olamayışı nedeniyle kameraya alamadığıma pişman oluyordum. Erdoğan, Hürriyet’e bağlı olan Çarşaf dergisine girdiği dönemde titiz fakat sert olan Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç’in sesine bürünerek o günleri şöyle anlattı: “Adam haşlıyor ya toplantı masasında! ‘Böyle yapılır mı ağzına …’ diye! Şahsına söylemiyor, ortaya söylüyor ama rahatsız oluyorsun. ‘Ben asker gibi adam isterim’ diyordu. Aaa! Burası genelkurmay karargahı mı? Dedim ayrıldım. Baskı zapt altında olmuyor!”

GÜM GÜM

Mizah eklerinin kısa süreli yayın organları olduğunu söyleyen Erdoğan, nedenini de şöyle özetlemişti: “Gazete veya dergilerin çıkardığı ilave mizahlarını, yazlık sinemada leblebi alınır film bitene kadar tüketilir ya aynı buna benzetiyorum. Film bitince leblebi bitmiştir, kalıcı mizah asla olmadı. Bir toplantı yapılıyor, gazetenin ağır topları hep gazetenin ilavelerini hedef gösteriyor. ‘Efendim tiraja etki etmiyor, kuyruk acısı oluyor, kaldırmamız lazım’ diye mizahı kaldırtıyorlar. Bu hep böyle olmuştur ama bir yandan moda gibi hep mizah ilavesi olmuştur! Güldürü Üretim Merkezi (GÜM GÜM) yine aynı şekilde böyle bitmiştir. Bir gün beni Kandemir Konduk aradı, ‘Bizde çalışır mısın?’ dedi. Derhal gittim başladım. ‘82 senesinden ‘86’ya dek her gün karikatür çizdim. Müjdat Gezen, Savaş Dinçel, Altan Erbulak, Ragıp Derin, Kandemir Konduk, Perran Kutman, Sadık Şendil gibi bir kadro var. Bir sene sonra leblebi çekirdek gibi bitti.’

Mizah anlayışındaki jenerasyon farkına da değinen Erdoğan, kendi kuşağının arafta kaldığını belirtmekteydi:

“Biz sandviç jenerasyonu oluyoruz. ‘50 kuşağıyla ‘80 kuşağı arasında kalmış bir kuşağız. Geçişmişiz meğerse. İnsan ölürmüş ruhu gidemezmiş öbür tarafa ya ona benziyor. Kimisi ‘50 kuşağında kalıyor ‘80’e gelemiyor, kimisi ‘80’e geçiyor anlatabiliyor muyum. Ama şunu söyleyeyim ki Türkiye’de geçişler çok hızlı oluyor. Bazı arkadaşlarım bu yüzden buraya kadar diyor inzivaya çekiliyor, yeter diyor! Düşünebiliyor musun Oğuz bile affedersin katır gibi çalışıyordu. Hep çalışmak gerekir!”

Yaşamı boyunca basın camiası için çalışan Sunder Erdoğan, yanından ayrılmadan önce iki karikatürünü hediye ederek benim için imzaladı. Sık sık taklitlerine kahkaha attığım bir söyleyişinin ardından Erdoğan bu sefer Kaş’ın yerlilerinin anılarını şivesel bir taklitle anlatmaya koyuluyordu…

GAZETELERİN İKİTELLİ DÖNEMİ

Sunder Erdoğan, gazetelerin Cağaloğlu'dan İkitelli'ye taşınma dönemlerini sık sık taklite başvurarak tatlı bir dil ile anlatıyordu:

Karikatürist Necmi Rıza, 'Ya Sunderciğim, yeni evliyim. Akbaba'ya kapak, Papağan'a kare oradan oraya koşturup zar zor evi geçindiriyorum' demişti. Karikatür tabii gönül işi, kimsenin başı göğe ermedi, ama mutluyduk. Milliyet'te çalıştığım dönem Milliyet Bağcılar'a, Hürriyet İkitelli'ye taşındı. Dünyanın en modern dedikleri bence dünyanın en sevimsiz ortamı. Ben her zaman söylüyorum Cağaloğlu'nun salaş binaları fark atar. Ruh vardı aşağıda yemekhaneye iniyorsun her taraf metal ya, dokunuyorsun çarpılıyorsun. Çünkü alt yapıda elektrik geçiyor. Elektronlarla yaşıyorsun. Çok garip ya gidiyorsun kapalı ortamda yaşıyorsun. Önceden Cağaloğlu'da kafamız estiği zaman Sultanahmet'e giderdik, bir tur atarsın enerji toplarsın gelirsin. Ben Sahaflar Çarşısı'na gider gelirdim ama orada nereye gideceksin, çok uzak yer tamam mı! Kızlarımızın kiloları 50-55 civarındaydı. 3 sene içinde hepsi 60-70 kiloya ulaştı. Sıkıntıdan aşağıda pastanede lololo yiyorlar. Sigara odaları var, millet sıkıntıdan o gaz odalarında sigara içiyor. N'oluyor anlamadım. Şimdi artık herkes alıştı işine gelirse. Ama çoktaan ruh kaybolmuş. Bakma gazetelerde var ya ağır top abilerimiz, hiçbiri gazetede çalışmuyor. Hepsi evden çünkü gelemez o sıkıntıya. Ama daimi elemanlar her gün gitmek zorunda. O sıkıntıyı çekmek zorundalar!"

ÖNCEKİ HABER

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB Kocaeli örgütleri: 1 Mayıs'ta İstanbul'dayız

SONRAKİ HABER

AYM'ye bireysel başvurularda adil yargılanma ihlali birinci sırada

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa