29 Nisan 2019 05:05

Siyaset Bilimci Sezin Öney: Seçim iptaline taban desteği yok

Siyaset Bilimci Sezin Öney seçim sonuçlarını ve İstanbul seçimine yapılan itirazları Evrensel'e değerlendirdi.

Siyaset Bilimci Sezin Öney

Paylaş

Şerif KARATAŞ
İstanbul

Gözler bu hafta Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) İstanbul seçimiyle ilgili vereceğe kararda. Siyaset Bilimci Sezin Öney “İstanbul seçimleri iptali konusunda ne iktidarı haklı gören ve argümanlarına hak veren bir kitle var; ne de İstanbul genelinde seçmen davranışı konusunda bir eğilim değişikliği var. Olsa olsa, Ekrem İmamoğlu’na yönelik bir destek artışı gözlenebilir” ifadeleriyle değerlendirdi.

CHP’li Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasını seçimden 17 gün sonra almasına karşın Cumhur İttifakındaki AKP ve MHP’nin YSK’ye İstanbul seçimlerinin iptaline yönelik yaptığı itiraz nedeniyle, İstanbul’daki seçim tartışması sona ermedi. 

Siyaset Bilimci Sezin Öney ile seçim sonuçlarını ve İstanbul seçimine yapılan itirazları konuştuk.

Yerel seçimler sonuçlarına ilişkin Öney şu ifadelerle yanıt verdi: “Çok net biçimde, muhalefet açısından önemli galibiyetler söz konusu. Başlıca zafer noktası da elbette ki İstanbul. Sadece İstanbul seçim sonuçları farklı olsaydı ve İstanbul’da bir iktidar değişikliği olmasaydı, biz gene de “zafer duygusundan” bahsediyor olmazdık. İstanbul, bir yandan “psikolojik” açıdan iktidar partisinin tarihi bakımından çok önemli bir dönüm noktasının yaşandığı, partinin kült lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi hikayesinin “doğduğu yer”. Bu açıdan, partinin kalbi, beyni; her şeyi. O kadar ki, partinin bugünkü liderlik kadrosu ve elitleri için, İstanbul bir yana, Türkiye’nin geri kalanı bir yana gibi bir ayrım bile olduğunu düşünüyorum. İstanbul, elbette, bir yandan psikolojik öte yandan da son derece somut bir boyutu-yani ekonomik, gelir-gider bilançosu olan bir “altın elma”, “altın post” veya belki de bugünkü iktidar koalisyonu ideolojisi jargonuna daha uygun biçimde “Kızılelma”dır.

Tabii, bu “Kızılelma”laştırma hali, bir yandan artık imkânsız bir hedef, ülkü haline de geldi Adalet ve Kalkınma Partisi için. İstanbul başta olmak üzere, Türkiye’nin tüm metropollerinde Kürt seçmen kitleler belirleyici etkiye sahip. Ve örneğin İstanbul özelinden bakarsak, “dindar-muhafazakâr” ve “milliyetçi” seçmen gruplarında, “blok oy verme” eğilimi düşerken, Kürt seçmenler arasında yükseliyor. Artık, Adalet ve Kalkınma Partisi seçmeni olan Kürtlerin oranlarının giderek azaldığını görüyoruz. Şu an bir Kürt seçmenin, özel bir iş bağlantısı yoksa veya 1990’lardaki tarzda bir “devlet bağlantısı” refleksine girme durumu, zorunluluğu, tercihi yoksa, iktidar koalisyonuna oy vermek için hiçbir sebebi yok. Buna karşılık, milliyetçi ve/veya muhafazakâr seçmenlerin, hepsi iktidar koalisyonu ile bir alışveriş-doğrudan çıkar (clientalism) ilişkisi içine giremeyeceğine göre, bu kadar büyük bir rant veya ekonomik pasta olmadığına göre, bu kitlelerin başka seçenekleri olduğu takdirde onu tercih edebilirler.” 

“SEÇİMİN İPTALİ KONUSUNDA İKTİDARI HAKLI GÖREN YOK”

Ekrem İmamoğlu mazbatayı almasına karşın Cumhur İttifakı’nın İstanbul seçimlerine yaptığı itirazla ilgili Öney’in değerlendirmesi şöyle: “Eğer ki, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin İstanbul seçimlerini “tekrar ettirme”, daha doğrusu “iptal ettirme” imkânı olursa, buna güçleri gerçekten yeterse, yaptıracaklarına dair en ufak bir şüphemiz olmaması lazım. “Güç yetme” konusu, sadece hukuki çerçevenin zorla uydurulması, karar verme erki ellerinde gözüken bürokratlara baskı yapılması veya siyasi erk sahipliği ile de ilgili bir şey değil: İstanbul seçimleri iptal edilirse, zaten en hafif nitelemeyle “tatsız” durumda olan ekonomi birbirine girer, iktidarın dış platformlardaki, dış dünya genelindeki “meşruiyeti” sıfırlanır. Ve tabii, kamuoyunda da, ölçümlere baktığımızda, İstanbul seçimleri iptali konusunda ne iktidarı haklı gören ve argümanlarına hak veren bir kitle var; ne de İstanbul genelinde seçmen davranışı konusunda bir eğilim değişikliği var. Olsa olsa, Ekrem İmamoğlu’na yönelik bir destek artışı gözlenebilir. Ve tabii, İmamoğlu bir de, iktidarın bugüne kadar hep kendi beslendiği “mağduriyet” duygusunun bahşedildiği olacak bir de.”

“HDP YOĞUN KUŞATMA RAĞMEN, VARLIĞINI KORUYOR”

HDP’nin, “Batı illerinde AKP- MHP’yi geriletme ve kayyım atanan belediyeleri alma” seçim stratejisinin sonucuyla ilgili sorumuza Öney şu ifadelerle yanıt verdi: “HDP için bardak hem boş hem dolu: bir yandan, muhakkak ki, tüm blokajlara, sadece partinin kendisinin değil seçmeninin de yaşadığı yoğun kuşatma ve baskıya rağmen, varlığını-oy potansiyelini neredeyse olduğu gibi koruyor. “Kayyum” kelimesi, İslami olarak “kutsallık” atfedilen bir kavram iken, şimdi yeryüzüne inişinde “makam odası arkası lüks banyolar”, “tonlarca kadayıf” ile anılan bir kavrama dönüşüverdi. Zaten, bölge genelindeki sosyete dergilerine baktığınızda, kayyumların bir kısmının boy boy açılışlarda poz verdiğini görüyordunuz: şimdi, “makam odaları geri alınınca”, “fethedilince”, bir de sosyete dergilerindeki açılış pozlarının arka planı, içyüzünü görüyor muhakkak ki bölgede yaşayan halk. Bu açıdan, HDP’nin kayyum atanan belediyeleri geri alması ötesinde, artık buralara tekrar kayyum atamak da çok kolay olmayacaktır. Çünkü, kim neden nasıl atanırsa atansın, “banyo” ve “kadayıf” sembolizmi ile özdeşleştirilecektir.

Buna karşılık, Şırnak gibi bir yerde, iktidar bloğuna seçmen kayışını sadece “güvenlik bürokrasisinin bölgeye yerleştirilmesi” ile okumak da doğru olmayabilir. “Şırnak için havaalanı olan ama kendisi olmayan bir kent” diyorum ben; ama bir yandan da şehrin yaşadığı yıkım, demografik dönüşüm ötesinde, muhakkak ki, başka dinamiklerde ortaya çıktı. 1990’lardakine benzer bir “devletle geçinmek için yine sağa kayış” yaşayan bölgesel olarak güçlü figürlerin etkisi olabilir, taban genelinde bıkkınlık-yılgınlık olabilir. Bunları da inkâr etmeden, yargılamadan doğru okumaya çalışmak lazım. Hem HDP’nin kendisi açısından bunu yapması lazım, hem objektif yorum yapmaya çalışan bizlerin de. Ancak, yerinde gözlem yapmadan nitelikli analiz ortaya koymak da zor. Bu analizlere gene, en iyi HDP’nin kendisi yapabilir; sahada olan ve olması gereken onlar.”

“MERKEZİLEŞTİRMEYE ÇALIŞIRSANIZ, HER ŞEYE YETEMEZSİNİZ”

Yerel seçim sonuçlarının başta Suriye olmak üzere dış politikaya yansımasına ilişkin sorumuza Sezin Öney şu ifadeyle yanıtladı: “Yerel seçimler dolayısıyla, Meclis neredeyse üç aydır kapalı. Gerçi yokluğu da hissedilmiyor ne yazık ki; ama sonuçta siyasette müthiş bir boşluk ortaya çıktı. Bu boşluğu da “yerellik” dolduruyor. Bir anlamda, Avrupa Birliği üyeliği süreci ve Avrupa kurumları ile ilişkilerde hep karşımıza çıkan “siyasetin merkezden uzaklaşıp, yerelde güçlenmesi” fikrinin, çok da ironik biçimde “Başkanlık sistemi” tarafından gerçekleştirildiğini gözlüyoruz. Ankara, “Beştepe” ve Beştepe’de de bir aktör ve çevresindekiler gibi, o kadar sayılı bir siyasi odak haline dönüştü ki; ister istemez bu kadar büyük bir ülke ve hele de kendi içlerinde devasa merkezler olan metropollerin yereldeki sorunları, öncelikleri Ankara’dan halledilemiyor. En başta söylediğimiz o, “İstanbul bir yana, Türkiye’nin geri kalanı bir yana” psikolojisi aslında zaten, Ankara’dan İstanbul’a yetememe durumundan kaynaklanıyor. Her şeyi bu kadar aşırı merkezileştirmeye çalışırsanız, bu sefer her şeye yetemezsiniz; doğan boşluğu yerel doldurur, yereli de idare edeyim derken bu sefer merkezi boş bırakırsınız. Yerel seçimler sürecinin bir tuhaflığı da bu oldu: Mesela son birkaç aydır Türkiye’nin dış politikası ne ben bilemiyorum. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, daha çok ikinci bir İçişleri Bakanı; daha da doğrusu, Antalya milletvekili ve iktidar partisi Antalya İl başkanı gibi çalıştı. Suriye konusu da tıpkı diğer dış politika konuları gibi, artan ölçüde daha çok iç politika malzemesi olarak kullanılan bir konuydu: şimdi ise ne iç ne dış politikada olamıyor-çünkü bu konuda uzun vadeli veya hatta kısa vadeli stratejik plan yapabilecek bir kadro, siyaset aklı olduğunu sanmıyorum. Şu an için Suriye’de iç politikada nasıl bir etki yaratmak için kullanılabilir gibi düşünülüyor olabilir en fazla; eskiden de bu vardı ama Suriye’nin geleceğine yönelik de bazı hırslar, planlar da vardı. Şimdi, Suriye’nin de, gene çok ironik biçimde diyeceğim, İstanbul odağının bir ufak detayına dönüştüğünü düşünüyorum.”

ÖNCEKİ HABER

Kriz mühendisleri teğet geçer mi? 

SONRAKİ HABER

Van’da iş cinayeti: Belediyede çalışan jeoloji mühendisi yaşamını yitirdi

Reklam
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa