Ceza Hukuku kadını koruyor mu?

Ceza Hukuku kadını koruyor mu?

"Ceza Hukuku Şiddete Karşı Kadını Koruyor mu?" Bu soru Koç Üniversitesinde düzenlenen Genç Akademisyenler Sempozyumunun ana sorusuydu. Cinsel saldırıdan, kürtaja, töre ve namus gerekçesiyle işlenen cinayetlerden, mağdur kadının soruşturma ve kovuşturma evresinde korunmasına kadar pek çok önemli konuda 12 genç ak

İşte rapordan satır başları:
*Ceza Hukuku kuralları hukuk tekniği anlamında problemli yönler içeriyor. Kanunun uygulanmasında birçok sorun yaşanıyor.
*Yeni düzenlenen Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi kanunundaki temel anlayış, kadına yönelik şiddetin de esas nedeni. Kadını birey olarak kabul etmeyen, pozitif ayrımcılığı ailenin temeline konan bir dinamit olarak tanımlayan, anneliği çıkardığımızda kadında kutsal bir şey kalmayacağını söyleyen anlayışa, kötü ve alelacele formüle edilmiş kanun hükümlerinin eklenmesi kadına karşı şiddeti azaltmaz. Yasa sadece sığınma evleri sayısını artırıyor. Ama gerek sığınma evleri gerekse de yeni yasada yer alan Şiddeti Önleme Merkezleri kurulması konusunda çekingen davranan, bütçe ayırmayan devlet kadını suçtan sonra da koruyamıyor.
*Tecavüz gibi maddeleri düzenleyen “Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar” Ceza Kanununda yasa uygulamacılarını sıkıntıya sokacak kadar kötü formüle edilmiş.
*Kolluk güçlerinin ve mahkemelerin tutumu toplumda kadına karşı şiddete olan rızayı güçlendiriyor
*Kanun yapım sürecinde ve uygulamada “erkek egemen bakış” kolaylıkla gözlenebiliyor. Bu değişmediği sürece kadına karşı şiddet konusunda Türk Ceza Kanunu tek başına çözüm olamaz, toplumsal değişimin ancak cinsiyet ayrımcılığına karşı toplumsal bir mücadele ile sağlanabilir.

TOPLUM İÇİN DEĞİL İYİ GÖRÜNMEK İÇİN YASA

Dört oturum şeklinde gerçekleşen sempozyumun ilk oturumunda Dr. Gülay Arslan Öncü gerek 2005 yılında Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Kanununda yapılan değişiklerin toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için değil tamamen uluslararası organların baskısı sonucu olduğunu belirtti. Kadına Karşı Ayrımcılığı Önleme Komitesi’nin 2011’deki nihai raporunda yer alan “en kısa zamanda kadının korunması için bir kanunun çıkması gerektiği” ifadesinin hemen ardından 2012’de ilgili kanunun çıkartılmasını da buna örnek olarak gösterdi. Yine uluslararası kararlarda ısrarla vurgulanan, polisin ‘Özen yükümlülüğü’nün yani önüne gelen olayı ciddiye alma zorunluluğunun Türkiye’de ihlal edildiği de belirtti.

Yrd. Doç. Dr. Pınar Bacaksız’a göre mağdur kadın lehine uygulanan mahkeme kararının kocaya tebliğ edilmesinde, yine bu mahkeme kararındaki tedbirlerin uygulanmasında karşılaşılan maddi olanaksızlar adaleti de geciktiriyor. Kanunlarda tedbir ve yaptırımların uygulanmasının nasıl finanse edileceğinin belirsizliği de önemli bir sorun.

Son oturumdaki sunumunda ise Yrd. Doç. Dr. Aysun Altunkaş tecavüze uğrayan kadının bir de genital muayesinin sağlıklı koşullarda yapılamamasının kadını ikinci kez mağdur ettiğini söyledi. 2-4 saat arası süren ve doğru biçim ve ortamlarda yapılmayan muayeneler nedeniyle soruşturma ve kovuşturma sürecinde en az 3 kez tekrarlanan muayeneler, hakkını arayan kadın için işkenceye dönüşüyor. Dr. Gülfem Pamuk da mağdur kadınların tazminat hakkının ceza davasının sonunda hukuk mahkemelerinde aramasının hem masraflı hem de hakkın çok geç elde edilmesi sebebiyle yanlış olduğunu ve ceza mahkemelerin de tazminata hükmedebilmesine dair düzenlemelerin yapılmasını önerdi.
(İstanbul/EVRENSEL)


MESELE YASA DEĞİL ‘ANLAYIŞ’

Sempozyumda öne çıkan sonuçlardan biri de kadına karşı şiddetin asıl olarak bir anlayış sorunu olmasıydı.
Yrd. Doç. Dr. Murat Önok son 7 yılda kadına karşı şiddet olaylarının yüzde 1400 artmasının başbakanın dediği üzere sadece saklanan olayların artık açığa çıkması olarak yorumlanamayacağını, bunu arkasındaki “anlayış”ın kadını şiddetle baş başa bıraktığını söyledi: “Kadın göstericiye ‘kadın mıdır, kız mıdır?’ diyen, 3 çocuk yapın diyerek kadının toplumdaki rolünün eve kapanıp çocuğa bakma olduğunu söyleyen ve dar elbise giymenin tahrik sebebi olduğunu savunup, hangi elbisenin tahrik unsuru olduğunun belirlenmesi için bir komisyon kurulmasını öneren ilahiyatçılara soruşturma açmayan bir siyasi irade kadına karşı şiddeti hiçbir yasama maddesi ile önleyemez”.
Kadına karşı şiddetin sadece bir kadın sorunu değil bir erkek sorunu da olduğunu belirten Önok buna karşı “kadını hak verilmesi gereken pasif, zavallı varlıklar olarak gören değil kadınlarla erkeklerin birlikte ortak hareket etmesini sağlayacak eşit temelde bir mücadelenin sergilenmesi gerektiğini vurguladı.


KÜRTAJ SIRASINDA AĞRI KESİCİ BİLE ÇOK GÖRÜLÜYOR

Dr. Gülşah Kurt’un Kürtaj Hakkı kapsamındaki sunumu ise dinleyicilerin de katılımıyla ilgi çeken tartışmalara sahne oldu. Rıza sonucu kürtajda 10 haftalık süreye riayet edilmediği, İstanbul’da birçok devlet hastanesinde bu sürenin keyfi olarak 8 hafta olarak uygulandığı ve kürtaj sırasında narkozun dahi kullanılmadığının bilindiğini söyledi. Yine tecavüz halinde 20 hafta olan kürtaj süresinde, tecavüzün varlığının kim tarafından tespit edileceğinin mevzuatta belirsiz olmasının, savcıların “delil yok” diyerek bu hakkı bir şekilde ortadan kaldırdığı da ifade edildi.

www.evrensel.net