Gürkan: Seçimin yarattığı umut, 1 Mayıs’ta eşiği aşmaya vesile olsun

31 Mart 2019 yerel seçim sonuçlarını Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan ile değerlendirdik.

01 Nisan 2019 15:09
Son Güncellenme Tarihi: 03 Nisan 2019 16:10
Paylaş

31 Mart yerel seçimleri sonlandı ve tartışmalı olan İstanbul Büyükşehir Başkanlığı dışında bütün sonuçlar netleşti.

İstanbul'da büyükşehir belediye başkanlığını Ekrem İmamoğlu'nun mu yoksa Binali Yıldırım'ın mı kazandığı henüz resmi olarak ilan edilmese de İmamoğlu'nun başkanlığa yakın olduğu gözüküyor. Ankara'da ise İmamoğlu gibi Millet İttifakı adayı olan Mansur Yavaş büyükşehir belediye başkanlığını kazanan isim oldu.

Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Selma Gürkan ile 31 Mart yerel seçimlerinin sonuçlarını değerlendirdik.

“İstanbul üzerinden yaşanılan tartışma iki gündür adeta bir cephe savaşına dönüştürüldü. Sandıktan sonuç alma çabaları da bir şeyi gösterdi. Seçim çalışması yürütme, propaganda yapma, halka ulaşma, rakibin politikalarını eleştirme gibi yürütülen çalışma önemli olduğu kadar aynı zamanda sandık sürecinin de bir mücadele süreci olduğunu ortaya çıkardı. İstanbul seçimleri bunları göstermesi bakımından önemlidir.

Halkın önemli bir kesiminde şöyle bir kaygı vardı, “Bu iktidar sandıkta kaybetmeyecek, sandıkla gitmeyecek, sandıkta yenilgiyi kabul etmeyecek, biz ne yaparsak yapalım sandıktan çıkar.” Kuşkusuz siyasi iktidar bunu gerçekleştirmeyi denedi. Bütün gece boyunca aslında Muş’a yaptığı gibi Ağrı’ya yaptığı gibi Iğdır’a yapmak istediği gibi kayyım atamayı İstanbul’a da gerçekleştirmek istedi. Fakat sandıkların kontrol altına alınması, denetlenmesi ve verilerin anında değerlendirilerek bilgilerin mantıklı bir şekilde depolanması sonucunda iktidarın bu girişimi boşa çıkarıldı. Elbette sandık tek başına bir demokrasi göstergesi değil. Sandık süreci de aynı zamanda bir seçim sürecinin parçası olarak ele alınıp sağlıklı sonuçlar çıkarıp, ayrıca örgütlenme gerektirdiğini, bu gerçekleştirildiğinde de yol alınabileceğini göstermesi bakımından önemliydi.

Seçim sonuçlarına bakınca şunu çok açık söyleyebiliriz: Cumhur İttifakı ve onun yürüttüğü politikaların yenildi, halk tarafından eleştirildi, karşılık görmedi.

Seçim süreci boyunca ekonomik kriz, ekonomik krizin işçi sınıfı ve emekçilerin yaşamında, çalışma koşullarında yarattığı etkilerin bu seçimlerde belirleyen olacağını söylüyorduk. Öyle de oldu. İş kaygısı, aş kaygısı, gelecek kaygısı duyan bütün işçiler emekçiler bu politikalardan sorumlu tutukları siyasi iktidara, Cumhur İttifakına bir ders vermeyi planlıyordu. Seçim sonuçlarına bakınca da ‘ders verme’ eğiliminin geliştiğini söyleyebiliriz.

Siyasi iktidarın ısrarla üzerinde durduğu beka söyleminin de iflas ettiğini görüyoruz. Halk nezdinde karşılık görmediğini seçimlerle birlikte görmüş olduk. Çünkü siyasi iktidar bir savaşa gidiyormuş gibi seçimlere hazırlandı. Oylarını bunun üzerinden konsolide etmeye çalıştı. Halk buna prim vermediğini göstermiş oldu.

Kayyım politikasının da iflas ettiğini söyleyebiliriz. Bütün kayyım atadığı bölgelerde HDP’nin seçimi almış olması bunun çok açık göstergesidir. Tek adam ittifakının siyasi olarak sandıktan beklediği sonucu almadığını ve gerileyerek çıktığını ifade edebiliriz.

İtiraz süreci de olacaktır. Fakat gelinen noktada bu itirazların sonuçları değiştireceğini düşünmüyoruz. Seçim sürecinde de siyasi iktidar büyük bir adaletsizlikle eşitsizlikle bu seçim sürecini yürütmüştü. Halk burada da adaletsizliğe eşitsizliğe ‘dur’ dedi. Medyadaki tek sesliliğe rağmen bu sonuçlar çıktı. İktidar bu sonuçları alabildiyse elinde sonsuz sınırsız olanaklarla, bir tarafta iktidar olmanın gücünü kullandı. Kamu kaynaklarını kullandı. Medyayı kullandı. Halkı kutuplaştırdı. Tüm bunları göz önüne alıp, almış olduğu yenilgiyi düşünürsek kullandığı olanaklarla birlikte iktidarın önemli sonuçlar çıkarması gerektiğini görüyoruz. İktidarın buradan çok sonuç çıkarabileceğini düşünmüyoruz. Sonuçta Cumhur İttifakı yaralandı.

Önümüzdeki dönem bir rahatlama dönemi değil. Sandıklardan alınan başarılarla tam tersine seçim sürecinde yürütülen çalışmaları bir olanak olarak değerlendirerek, buralarda biriktirilen deneyimleri mücadelenin bir unsuru olarak değerlendirerek önümüzdeki dönem bizi dolu dolu bir mücadele bekliyor.

Sanayi havzalarına bakınca şunu görüyoruz: Belediye başkanlıklarını kazansalar bile, oy oranlarının düştü. Bu da işçi sınıfının, emekçilerin çalışma ve yaşama koşullarının gittikçe ağırlaştığını ve bundan sonra da ağırlaşacağını ama emekçilerin işçi sınıfının kendisine bir seçenek yaratmak üzere bir arayış içinde olacağını da göstermesi bakımından önemli.

Bağımsız adaylarımız açısından bir moral bozukluğu yok. Çünkü biz seçim çalışması yürütürken medyanın olanaklarını kullanamadık. Diğer olanakları kullanamadık. Ttek tek emekçilerle buluşma, fikrimizi anlatma, sadece kendi fikrimizi değil; kendi geleceği için kendisinin örgütlenmesi gerektiğini, kendisinin mücadele etmesi gerektiğini anlatma yönünde bir seçim çalışması planı belirledik ve bu plan dahilinde çalışmalarımızı yürüttük. Bizim bağımsız aday çıkardığımız yerler ağırlı olarak sanayi havzaları ve milliyetçiliğin ve şovenizmin etkisinin işçi ve emekçiler üzerinde yoğun olduğu bölgeler. Bütün adaylarımız belki bir kısmı seçilecek sayıya ulaşmamıştır. Fakat iktidarın devasa olanaklarının karşısında işçiye emekçiye bir program sunmuş olduk. Zor bir çalışmaydı. Halka ulaşmanın önünde engeller olan bir çalışmaydı. Bağımsız adaylarımıza verilmiş her oyu aslında işçinin emekçinin burjuva sınıfından sermaye düzeninden bağımsız kendi programına, kendi siyasetine verilmiş bir oy olarak değerlendiriyoruz.

Aldığımız oyun sayısının yaratacağı bir moral bozukluğu ya da motivasyon etkisinden daha ziyade nasıl bir çalışma yürüttük, ne kadar işçiye emekçiye ulaştık, ne kadar kadına ulaştık, ne kadar gence ulaştık bunlardan ne kadar etki aldık ve ortaya koyduğumuz politik programın emekçiler üzerindeki etkisi nedir? Biz değerlendirmeyi buradan yaparız. Ve buralarda da yol aldığımızı söyleyebiliriz.

Cumhurbaşkanı, “Ekonomik reformlara hız kesmeden devam edeceğiz” dedi. Ekonomik reformlar dediği nedir, bütün bir halkın geleceğini ipotek altına alan, ekonomik krizin bütün yükünü halka fatura etme ve tekeller başta olmak üzere sermaye sınıfının bu krizden yara almadan çıkmasını sağlayacak politikaları gerçekleştirmek anlamına gelmektedir. Bu, sermayeye daha çok teşvik anlamına gelecektir. Bu sermayeye daha çok ayrıcalık anlamına gelecektir. İşçi sınıfının ve emekçilerin yarattığı kaynakların ve işsizlik fonu gibi değerlerin bu sınıfa ayrıcalık tanınacağı anlamına gelmektedir. İktidarın hem ekonomik alanda hem siyasal alanda saldırılarını sürdüreceği ama aynı zamanda işçi sınıfının ve emekçilerin bu saldırılara karşı örgütlülüğüyle ve mücadeleyle cevap vereceği bir dönem olacaktır. Bizler seçim süreciyle hem halkımızı bu noktada uyarmak hem örgütlenmesi için olanakları güçlendirmek hem de mücadele çağrısını yapmak ve buradan mücadele dinamiklerini oluşturmak üzere bir çalışma yürüttük. Önümüzdeki dönem açısından da bu çalışmanın ilerletilmesi gerektiğinin farkındayız.

İktidarın bu baskı politikalarına, tek adam yönetiminin politikalarına karşı çıkan her siyasal kesimin önümüzdeki dönem açısından mücadeleyi esas alan çeşitli taleplerde ortaklaşılan bir hatta bu birlikle, beraber mücadele hattının devam etmesi önemli. Bu seçim sürecinin de böylesi bir birliği böylesi bir ortaklığın sağlanması için önemli olanaklar yarattığını ve deneyim biriktirdiğini söyleyebiliriz.

Bu seçim sürecinin en önemli, en anlamlı mesajlarından birisini de Rabia Naz’ın memleketi Eynesil verdi. Şimdi Rabia Naz’ın davasının kamuoyu tarafından sahiplenilmesi ve ailenin verdiği adalet mücadelesine hepimizin sahip çıkması gerekir.

İstanbul, Ankara, İzmir’de oy verdiğimiz adayların kazanmış olmasını bir zafer saymıyoruz. Ama siyasi gericiliğe, Cumhur İttifakının yarattığı siyasal gericiliği geriletmesi bakımından bir anlamı olacağını ifade ediyorduk. Siyasi iktidarın bütün olanaklarla bu üç ili alma gayretlerinin karşısında muhalefetin izlediği yolla bu gayret boşa çıkarılmıştır. Bu anlamıyla başarıdır elbette. Fakat bu önümüzdeki dönem mücadele ihtiyacını ortadan kaldırmamaktadır. Önümüzdeki dönem halkın çeşitli talepler etrafında birleştirilmesi, mücadeleye sevk edilebilmesi ihtiyacını ortadan kaldırmamaktadır.

Bizim açımızdan başka bir durum söz konusu. Belediye meclis adaylıklarını kazandığımız yerler oldu. Buraları kazanan arkadaşlarımız üzerinden ortaya koyduğumuz, halkçı belediyecilik programının işletilmesi görev ve sorumluluğuyla da partimiz karşı karşıyadır.

Bu seçim sonuçlarının yarattığı umut, coşku 1 Mayıs’ta bu eşiği biraz daha aşmaya vesile olsun.” (Evrensel WebTV)

ÖNCEKİ HABER

Binali Yıldırım: İmamoğlu 25 bin fazla oy almış görünüyor

SONRAKİ HABER

‘Basın İlan Kurumu Kürtçe yayımcılığı bitirdi’

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa