Toplu İş İlişkileri Yasası ne getiriyor?

Toplu İş İlişkileri Yasası ne getiriyor?

AKP’nin 10 yıla yakın iktidarı döneminde emekçilere ve sendikal haklara yönelik pratik tutumu, genel olarak işçi hakları ve sendikal yasalarla ilgili en küçük bir iyimserliğin bile söz konusu olamayacağını gösteriyor. AKP hükümeti, her fırsatta “darbe dönemi yasaları” olarak tanımladığı yasalarda

Erkan Aydoğanoğlu

Sendikal haklarla ilgili 12 Eylül yasalarını noktası virgülüne uygulamaktan geri durmayan AKP’nin “sosyal taraflar” ile yaptığı “uzlaşma”yı bile hiçe sayarak hazırladığı ve Mecliste görüşülmeye başlanan “Toplu İş İlişkileri Yasası”, iktidar partisinin “sosyal diyalog” mekanizmasını hangi amaçla kullandığını ve “sosyal diyalogcu” bazı sendika ve konfederasyonlar kadar önem vermediğini gösteriyor.

Sendikaların örgütlenme özgürlüğü, grev ve toplusözleşme hakkını özgürce kullanabilmesi, hakların kazanılması ve korunması mücadelesinin başarısı, aynı zamanda işçi sınıfının örgütlülük düzeyi ve ekonomik-siyasal gücü ile doğru orantılıdır. Bu noktada işçi sınıfının örgütlenmesi ve örgütlenme özgürlüğüne ilişkin düzenlemeler sanıldığı gibi işçi sınıfı kadar sermaye sınıfını da yakından ilgilendirir. İşte bu nedenle, kapitalist sistemde sendika yasaları yapılırken, sendikal mücadeleyi güçlendirecek değil, onu zayıflatacak ve iktidarın kendi denetimi altına sokacak düzenlemeler yapılmaya çalışılır. AKP’nin Toplu İş İlişkileri Yasası ile yapmak istediği tam da budur.

NELER DEĞİŞECEK?

12 Eylül öncesinde yürürlükte olan 274 sayılı Sendikalar Yasası, işyeri esasına göre örgütlenme konusunda bir sınırlama getirmediği için tek bir işyerindeki işçileri örgütleyen bir sendika işyerinde yetkili sendika olabilmiş ve toplusözleşme yapabilmiştir. 12 Eylül 1980 öncesinde sendikaların sınıf hareketi içindeki etkinliğine ve gücüne doğrudan bir tepki olarak düzenlenen ve doğrudan 12 Eylül darbesi ürünü olan 2821 sayılı Sendikalar Yasası ile 2822 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasası, o dönem sınırları 24 Ocak 1980 kararları ile çizilen ekonomik politikalara ters düşmeyecek bir içerikte düzenlenmiş ve 1983’ten itibaren uygulanmaya başlanmıştır.  

2821 ve 2822 sayılı yasalarla amaçlanan, sendikal faaliyetlerinin sadece çalışma yaşamı ile sınırlı, az sayıda, denetlenebilir ve her yönden zayıf bir sendikal yapı oluşturmak olmuştur. 24 Ocak kararlarının sorunsuz ve engelsiz uygulanabilmesi için sendikaların zayıf ve denetlenebilir olması hedeflenmiş ve bu hedefe büyük ölçüde ulaşılmıştır.  

12 Eylül referandumu sürecinden bu yana iktidar partisinin temel sloganı olan “12 Eylül ile hesaplaşıyoruz” ifadelerinin gerçeği yansıtmadığı, 12 Eylül zihniyetinin bugün benzer bir içerikle, sadece şekil değiştirerek AKP iktidarı ve uygulamaları ile sürdüğüne ilişkin çok sayıda örnek sıralamak mümkündür.

AKP hükümetinin emek düşmanı diğer uygulamaları gibi, Toplu İş İlişkileri yasası ile gündeme getirdiği değişikliklerin de sadece zarfı (kılıfı) değiştirilmiştir. Bazı küçük iyileştirmeler dışında mazrufu (içeriği) açısından 12 Eylülün yasakçı mantığı büyük ölçüde korunmaktadır.  

İŞ KOLU, İŞYERİ VE İŞLETME BARAJLARI SÜRÜYOR

Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısına genel hatları ile baktığımızda, işçilerin sendikal haklarını özgürce kullanabilmesi konusunda 12 Eylülün “yasakçı” zihniyetini aynen sürdürdüğü görülmektedir. Örneğin sendikaların en çok yakındığı yüzde 10 iş kolu barajı, yüzde 1’e düşürülmüş, ancak en az 2 bin üyesi olma şartı getirilmiştir. Bu değişiklikle kamuoyunda olumlu bir düzenleme yapılıyor havası yaratılmak istenmiştir. Ancak gerek bazı iş kollarının bileştirilerek iş kolu sayısının 28’den 21’e düşürülmesi, gerekse yüzde 50+1 işyeri ve yüzde 40+1 işletme barajının getirilmesi ile birlikte düşünüldüğünde söz konusu düzenlemenin pratikte yaşanan sorunlara çözüm getirmeyeceği açıktır.  

Tasarıda, şu anda toplusözleşme yetkisi olan sendikalara yüzde 3 barajını geçmeleri için 5 yıl süre verilmiş olması da sorunu çözmemektedir. Ücretli emeğin oranı hızla artarken, sendikalaşma oranlarının barajlar ve yetki sorunları nedeniyle sürekli olarak azaldığı bir ortamda, mevcut yasakçı yapıyı koruyan düzenlemelerle, iş kolu barajının altında kalan sendikaların bu süre içinde üye sayılarında ciddi bir artış yaşanması mümkün değildir.

Toplu İş İlişkileri Yasa tasarısında gerek genel olarak, gerekse tek tek maddeler halinde bakıldığında Mecliste görüşülen düzenlemenin “çalışma yasalarının demokratikleştirilmesi” ya da “sendikal örgütlenmenin, grev ve toplusözleşmenin önündeki engellerin kaldırılması” gibi iddiaların yanından bile geçmediği açıktır.

Emek ile sermaye arasındaki çıkar çatışması ve mücadelenin en önemli alanlardan birisi olduğu için sendikal örgütlenme, grev ve toplu pazarlık hakkı, piyasanın ve sermayenin tarihsel ve güncel çıkarlarına ters düşmeyecek şekilde düzenlenmektedir. AKP Hükümeti bu değişikliklerle, mümkün olduğunca iş birliğine açık, çatışmadan uzak ve uzlaşmacı sendikaların önünü açmaya, mücadeleci sendikaları saf dışı bırakmaya çalışmaktadır.

Sendikaları sisteme böylesine bağımlı hale getiren ve sistemin olumsuzluklarını meşrulaştırmaya zorlayan bir düzenlemenin sonucunda sendikaların sermayenin ve iktidarın çıkarlarına hizmet etmekten başka hiçbir işlevinin kalmayacağı ortadadır. Böyle bir ortamda emekçiler ve toplumun sendikalara yönelik sınırlı güveninin tamamen ortadan kalkması ve sendikaların iktidarın ve patronların sözünden hiç çıkmayan birer “devlet kurumu” haline gelmesi kaçınılmazdır.

Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı, 4857 sayılı İş Kanunu’nun içeriğine ve ruhuna uygun olarak, esneklik uygulamalarını toplu iş hukukuna taşımakta, her iki yasadaki sendikal özgürlüklerle çelişen pek çok maddeyi korumaktadır. Söz konusu tasarı, emek ile sermaye arasındaki mücadelede emek cephesini daha etkisiz ve güçsüz hale getirirken, sermaye birikimi istikrarını esas alan ve emek sömürüsü önündeki engelleri ortadan kaldırmayı hedefleyen bir içerikte oluşturulmuştur.

Sendikalar, son yıllarda örnekleriyle fazlaca karşılaştığımız gibi sadece yasaları ya da uluslararası sözleşmeleri kendisine dayanak yapmak yerine, öncelikle kendi öz güçlerine ve temsil ettikleri sınıfa güvenerek hareket etmek zorundadır.
Kendisini mücadeleci olarak tanımlayan sendikalar çıkarlarını temsil ettikleri sınıfın beklentilerine uygun, her adımda emekçilere güven ve cesaret veren bir örgütlenme ve mücadele çizgisi izlerlerse, çoğu zaman bahane olarak ileri sürülen çok sayıda yasal engelin pratikte hiçbir anlamı kalmayacağını ayrıca belirtmeye gerek yoktur.
(Ankara/EVRENSEL)


Tasarıda, Türkiye’de çokça yaşanan sendikal faaliyetler nedeniyle işten atmaları engelleyecek herhangi bir düzenleme yer almamaktadır. Sadece sendika işyeri temsilcilerine sınırlı olarak çeşitli güvenceler getirilmiş, sendikalaşan işçilerin işten atılmasını engelleyecek, hatta yasaklayacak herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.
Sendikal özgürlüğün temel taşlarından olan grev hakkının kullanılması sadece işçilerin, ancak toplu iş sözleşmesinde uyuşmazlık durumunda uygulanacak sınırlı bir hak olarak tanınmıştır. Genel grev, siyasal amaçlı grev, dayanışma grevinin yasaklanması, grev yasaklarının kaldırıldığı söyleminin koca bir yalan olduğunu göstermektedir.


YÖNETİCİ SAYISI SINIRLANDIRILIYOR

Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı’nın 9. maddesinde sendika genel merkez yöneticilerinin sayısı en az 3 en fazla 9 ile aynen korunurken, konfederasyon yöneticilerinin alt sınırı daha önce olduğu gibi 5 ile sınırlandırılıp, üst sınır 29’dan 22’ye düşürülüyor.
Sendikal bürokrasiyi güçlendirmek için şube yöneticileri sayısı önceden en az 3 en fazla 9 iken, üst sınır 5 ile sınırlandırılıyor. Özellikle son yıllarda sendika şubelerinin genel merkezlerden farklı ve daha mücadeleci tutumlar belirlediği, yerel platformlar ve sendikal birlikler kurarak gerçek birer işçi örgütü gibi davranmaya başladığı bir dönemde sendika şube yöneticileri sayısına getirilen sınırlandırma ile şubelerin etkinliği azaltılmak, sendikal bürokrasi daha da güçlendirilmek isteniyor.


TİCARET YASAK, TİCARİ YATIRIM SERBEST  

Sendikaları işçi örgütleri olmaktan uzaklaştırmak amacıyla gündeme getirilen bir düzenleme de sendika kaynaklarının nasıl kullanılacağına ilişkindir. Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı’nın 26. maddesinin 8. fıkrası “Kuruluşlar ticaretle uğraşamaz. Ancak, kuruluşlar genel kurul kararıyla nakit mevcudunun yüzde kırkından fazla olmamak kaydıyla sanayi ve ticaret kuruluşlarına yatırımda bulunabilir” demektedir.
Sendikaların ticaret yapması sözde yasaklanmış ancak, ticaret yapan sanayi ve ticaret kuruluşlarına kâr amaçlı olarak belli bir oranda (Sendika gelirlerinin yüzde 40’ı kadar) yatırımda bulunmaları serbest bırakılmıştır. Bu durum işçi aidatlarının yatırım adı altında ticari faaliyetlere kaynak olarak kullanılmasından başka bir anlam taşımamaktadır.


E-DEVLET ÜYELİĞİ İSTİSMARA AÇIK

Sendikalara üyelik ve istifalarda noter şartının kaldırılması olumlu bir düzenleme iken, üyelik ve istifada e-devlet sistemine geçilmesi ile yeni sorunlar yaşanması kaçınılmazdır. Örneğin patronların, işçilerin e-devlet şifrelerini alarak onları herhangi bir sendikaya üye yapması ya da istifa ettirmesinin nasıl engelleneceği belli değildir.
Getirilmek istenen yeni düzenlemeye göre bir işçi, e-devlet şifresi İnternet’ten e-devlete girecek ve hangi sendikaya üye olmak istiyorsa elektronik ortamda üye olacak ya da sendikadan istifa edebilecektir. Bu durumda bir patron işçilere “e-devlet şifrelerinizi verin”  dediği zaman işçilerin bu isteği geri çevirme ihtimali hemen hiç yoktur.
Mevcut uygulamada yeni sendikalaşan işyerlerinde patronlar noter parasını kendisi karşılayarak işçileri nasıl istifa ettiriyorsa, getirilen e-devlet şifresi uygulaması ile işçileri kendi iradeleri ile örgütlendikleri sendikadan istifa ettirmek ve başka bir sendikaya üye yapmak çok daha kolay hale getiriliyor.


GREV ERTELEMELERİNE İTİRAZ KALKIYOR

AKP’nin 12 Eylülün yasakçı zihniyetinden geri kalmadığının en somut kanıtı, tasarıda yer alan grev ertelemesi düzenlemesinin fiilen grev yasağına dönüşmüş olmasıdır. Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısının 63. maddesinde “Karar verilmiş veya başlanmış olan kanuni bir grev veya lokavt genel sağlığı veya milli güvenliği bozucu nitelikte ise Bakanlar Kurulu bu uyuşmazlıkta grev ve lokavtı altmış gün süre ile erteleyebilir” denilmektedir.
Düzenleme 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ile hemen hemen aynıdır. Ancak 12 Eylül ürünü olan 2821 sayılı Kanun’un ilgili maddesinde “Bakanlar Kurulunun erteleme kararları aleyhine Danıştayda iptal davası açılabilir ve yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi istenebilir” hükmü yer alırken, tasarıda bu düzenlemeye yer verilmemiştir.
AKP hükümeti daha da ileri giderek erteleme süresi içinde uyuşmazlığın Özel Hakem ya da Yüksek Hakem Kurulu tarafından çözülmemesi halinde işçi sendikasının yetkisinin düşeceğini belirterek, grev ertelemesini açıkça grev yasağına dönüştürerek, 12 Eylülcülere bile rahmet okutmuştur.

www.evrensel.net