Van’ın Kadınlar Pasajı

Van’ın Kadınlar Pasajı

Pasaja girdiğinizde sıralanmış dükkanlar, atölyeler karşılıyor sizi. Makine sesleri geliyor kulağınıza, bildiğiniz dikiş makinesi işte... Bir de makine başında oturanların sesleri... Van’da Japon İş Merkezi’ndeki bu pasajda kimsenin farkında olmadığı kadınlar çalışıyor. Kimisi çok küçük yaşta başlamış çal

Özlem Akcan / Ebru Kara

Dededen toruna aktarılan bir meslek terzilik Pınar Tunç için. 4 yaşında mıknatısla iğne toplayarak başlamış bu işe. “Üç kardeşim cezaevinde, hem onlara hem de aileme bakıyorum. Burada, 100 erkek varsa 90’ı evinde oturuyor. Sadece evde oturup yiyorlar. Alışmışlar kadınların çalışmasına.” Biraz kızgın ve diğer kadınlardan farklı düşünüyor. “Ben kadınların çalışmasından yana değilim. Her şey değişiyor, huzur kalmıyor evde. Çocuklarına zaman ayıramıyor. Düzen erkek çalışmasından yana olsaydı, bu kadar ezilmezdik, bu kadar yük bize düşmezdi. Şimdi yağ, şeker derdim var. Ne para var ne de huzur.” Ayşe Koç 12 yıldır bu pasajda,“çalışmak bana kendi benliğimi kazandırdı. Devlet bize destek verse, manevi anlamda bizim dertlerimizle, sıkıntılarımızla ilgilense daha mutlu olurduk” diyor Şule Yüksel Şeker ise çocukları okula başlayınca çalışmaya başlamış. Daha önce evinde ev yemekleri yapıyormuş. “Çalışmak çok zor ama aynı zaman da çok zevkli. Ev hanımlarının da bir şeyler yapabileceğini gördüm. İnsan isterse her şeyi yapabilirmiş gerçekten”. Çocukları onu örnek alıyormuş. “Özellikle kadınlar aciz olmamalı ve kendi ayaklarının üzerinde durabilmeli.”

KADINDAN HER ŞEY BEKLENİYOR

Ailesi 2002 ve 2005 krizlerinde her şeylerini kaybetmesi üzerine çalışmaya başlayan Nebile Işık  başlangıçta çok zorlanmış, çocuklarına özellikle de engelli çocuğuna vakit ayıramadığı için. “Kadından her şey bekleniyor; kadın eve ekmek getirecek, namuslu olacak, anne olacak, kadın olacak… Kadın olmak zor.” Nebile, biraz kızgın, biraz üzgün... “Kimse bilmiyor bizi. Ne yerel yönetim ne valilik ne sivil toplum örgütleri... Hiçbiri sahiplenmiyor. Sahiplenmek bir yana kimse burada bu kadar kadının çalıştığını bilmiyor. Seçim zamanı buradan eksilmeyenler, deprem zamanı ortalıkta yoklardı. Depremden önce 10 bin TL borcum vardı, şimdiye 70 bin  TL olmuştur. Zaten depremden önce kazandıklarımı anca mutfağa verdim. Devletten de yardım almadık. Ne bir kadın örgütü ne valilik ne de devlet gördüm burada. Ama vergi borçlarımızı unutmuyorlar; suyumuzu, elektriğimizi kesiyorlar hemen. Hepsi bir yana, yoruldum deme şansım yok. Ayakta durmak zorundayım. Hiçbir şey beni yıldıramaz.. Desteğimiz yok, sosyal güvencemiz yok ama çocuklarım için durmak zorundayım. O yüzden zaten kadınların birbirine sahip çıkması gerek. Erkek sahip çıkmaz, anlamaz.”

BİR BATTANİYE ÜZERİNDE

Medine Gezer eşi cezaevine girdikten sonra. “ben çalışmazsam, çocuklar kötü yola düşer” kaygısıyla başlamış işe. Kira, 4 çocuk derken önce İran’dan kozmetik, sebze, benzin getirip satmış. Sonra kumaş, iç giyim işine girmiş. Önceleri bir şey bilmediğini yapa yapa öğrendiğini söylüyor. Depremden sonra İstanbul’a göçmüş, ev tutmuş. “Bir battaniye üzerinde beş kişi sabaha kadar oturduk. İstanbul’u bilmiyorduk, ne olacak bilmiyorduk. Orada kızımla bir fabrikada çalıştım. Bağcılar’da bir tekstil atölyesindeydik. Kürt olduğumuz için, mesaiye kalmadığım bir gün için bütün mesailerimi sildiler. ‘Terörist’ dediler bize. İstanbul’da belediyeden kömür dışında hiçbir destek görmedik. O da yanmıyordu. İstanbul güzel ama yemek verdiklerinde bile davranışlarından dolayı yemek istemiyorduk. Ben depremden kaçmışım, elimde bir şey yok. O kampanyalar da ancak televizyondaydı, görmedik biz. Evine 10-15 gün ekmek götüremeyen insanlar vardı. Kim geldi, kim sordu, kim yardım etti? Çamurda, çadırlarda insanlar kaldılar, çadırlar yandı. İnsanın içi yandı da kimse sahip çıkmadı. Zaten deprem vurdu, bari insanlar vurmasaydı. Çok ezildik. Çalıştık, paramızı alamadık; konuştuk, dinlemediler.”

Dergimizi pdf formatında görüntülemek için tıklayın

www.evrensel.net