24 Mart 2019 02:59

Macron, Avrupa’nın savaş şefi olmayı hayal ediyor

Avrupa’nın gündeminde bu hafta Çin ile ilişkiler, güvenlik projesi ve Brexit vardı.

Fotoğraf: AA

Paylaş

Avrupa Birliği açısından önemli gündemlerden biri Çin ile ilişkiler. Almanya ile Fransa arasında Çin’le ilişkiler konusunda görüş birliği olsa da diğer AB ülkelerinin çoğu Çin’le ilişkilerini sağlamlaştırmak istiyor. Çin’in yeni İpek Yolu projesi kapsamındaki Avrupa ziyaretlerinin de zirve öncesine denk gelmesi Avrupa basınında genel olarak yoğun bir şekilde işlendi. Giderek yayılan ticaret savaşları kapsamında Avrupa’nın motor ülkeleri ortak tavırlar belirleme hesapları yapıyorlar. Diğer yapılan başka bir hesap ise “Avrupa güvenlik projesi”ni daha da geliştirme. Almanya Başbakanı Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un başını çektikleri ortak askeri projelerde Fransa’nın genç Cumhurbaşkanı önder olma peşinde.


MACRON’UN HAYALİ

Francis WURTZ*
Humanite Dimanche

Geçen 6 Kasım’da (Fransa Cumhurbaşkanı) Emmanuel Macron “gerçek bir Avrupa ordusu” lazım demişti, birkaç gün sonra aynı sözleri kelime kelimesine Angela Merkel de tekrarlamıştı. Kamuoyunu açıktan sarsmayı hedefleyen bu çarpıcı sözlerin ardında Fransız Cumhurbaşkanı ve mevkidaşları AB devletlerinin “stratejik özerklikleri” adı altında neyi hazırlıyorlar? Üstelik, Avrupa Komisyonuna göre, bu özerklik göreceli olacak zira ancak “Başta NATO olmak üzere partnerlerimizle çok yakın bir ilişki içinde” şu önlemler alındı: Öncelikle, 2017 yılında özellikle de savunma teknolojisi ve sanayisi alanında “Ortak araştırmayı canlandırmak” ve ortak askeri projelerini geliştirmek için bir “Avrupa savunma fonu” kurulmuştu. 2021 ile 2027 yılları arasında bu fonun 13 milyar avro düzeyinde bütçesi olacak. Ardından Paris ve Berlin’in inisiyatifi ile 27 üyenin 25’i arasında, bugüne kadar eşi görülmemiş bir düzeyde, savunma alanında çok yakın iş birliği sağlanması için bir daimi yapı kuruldu. Son olarak ise “Kriz esnasında askeri birliklerin çok hızlı bir şekilde harekete” geçmesini kolaylaştıracak altyapıların hayata geçirilmesi öngörülüyor. Diğer taraftan ise iki Fransız-Alman askeri program ray üzerine oturtuldu: Bir yandan “geleceğin tankı” ve diğer yandan “geleceğin hava savaş sistemi” (Tek sorun: Almanya, Yemen savaşından dolayı Suudi Arabistan’a bir ambargo uygulama kararı verdi, bu ise Paris ve Riyad arasında yeşeren utanç ticaretini bloke etti, zira Fransız silahlarında Alman parçaları kullanılıyor).

Diğer yandan, (Fransa) Cumhurbaşkanı, “siyasi iradesini ve operasyonlara katılmaya yönelik askeri kapasitelerini kanıtlamış Avrupa devletleri çekirdeğine” dayanan bir “Avrupa müdahale inisiyatifi” oluşturulmasının başını çekiyor. Yani, Fransa ve Almanya’nın dışında: Belçika, Danimarka, İspanya, Estonya, Finlandiya, Hollanda, Portekiz... Ve Birleşik Krallık da “Brexit”e rağmen bu devletler arasında. Dolayısıyla, bu ay başında Emmanuel Macron’un “gerekli zorunluluklarımız” diye vurguladığı şeyin AB için “Savunma ve güvenlik anlaşmasında” belirtilmesini istediğini anlıyoruz: özellikle de “askeri harcamaların arttırılmasını.”

İşte bu koşullarda, birkaç gün önce, Cumhurbaşkanı’nın “Avrupa savunması” konusunda güvendiği yakın birisinin genel bir tanıtım yaptığı toplantıya katıldım: Louis Gautier (1). Sunumunda hareket ettiği nokta neydi? “Dünyanın ne olduğuna bakarak, kimi kim tutuyor ilkesine göre Avrupa’yı kurmak lazım”. Peki ihtirası neydi? “2019-2020’de öngörülen tüm önlemleri hayata geçirme” ve ardından “Kendi stratejik çıkarlarımıza hizmet edecek bir şekilde” daha da “ileriye gitme”. Örneğin “belini düzeltmesinin bizi tedirgin” ettiği Rusya’ya, Çine, terörizme karşı. Ona 2008’de eski Rus Başkan Medvedev’in (AB’nin) “28” lerle “Panavrupa güvenlik anlaşması” imzalama önerisine neden AB’nin olumlu cevap vermediğini sorduğumuzda ise ancak kem/küm ederek cevap verebildi. Kıtada ortak güvenliğin koşulları üzerine bir tartışmayı yeniden açmanın zamanı artık geldi.

*Avrupa Parlamentosu Onursal Milletvekili

(1) Başbakanlığa bağlı Ulusal Savunma ve Güvenlik Kuruluşunun eski genel sekreteri ve Başbakanlık tarafından Avrupa savunması üzerine görevlendirilen kişi

(Çeviren: Deniz Uztopal)


BREXIT ÇIKIŞ TARİHİNİ UZUN SÜRELİ ERTELEME ZAMANI*

New Statesman

50. Madde’nin uzun süreli ertelenmesi son haftaların ateşli tartışmalarını sona erdirerek ulusun durumunun daha dingin bir değerlendirmesi için alan açacaktır.

Başlangıçtan bu yana Brexit’in söz verilen koşullarda gerçekleşmesi mümkün değildi. Politik sınıf cevabını veremeyeceği bir soru sormuştu. ‘Leave/Ayrıl’ kampanyası halka pragmatik bir program yerine bir fantezi sunmuştu: Serbest hareketin sonu, AB üyeliği ekonomik getirilerinin devamı, Britanya’nın gümrük birliğinden çıkması ve  İrlanda’da gerçek bir sınırın engellenmesi. Birbirleriyle uzlaşmaz hedefler. İşçi Partisinin alternatif Brexit planı da bir o kadar fırsatçı ve belirsiz.

Birleşik Krallık gibi sürekli parlamenter bir demokrasi için 2016 referandumu anayasal açıdan tahrip edici bir olaydı. Halkoyu daha önce hiçbir zaman mevcut durumu kabul etmek yerine reddetmeyi seçmemişti.

Winston Churchill 1945’te savaş zamanı koalisyonunun uzatılması için bir halkoylaması önerdiğinde o dönem yardımcısı olan İşçi Partili Clement Attlee şöyle cevaplamıştı: “Tüm ananelerimize olabildiğince yabancı bir aygıtın ulusal yaşamımıza sokulmasına razı olamam.” Atlee’nin korktuğu gibi, bu mekanizma şimdi Birleşik Krallık’ın hassas ve yazılmamış anayasasıyla çarpıştı.

Meclis Başkanı John Bercow’un, Theresa May’ın Brexit anlaşması üzerine üçüncü oylamayı engellemesi sonucu ortaya çıkan parlamenter karmaşa Brexit krizinin derinliğinin bir göstergesi. Avrupa Birliği muhalifleri onlarca yıl Britanya’nın bağımsız parlamentosuna, bağımsız yargısına ve tarafsız kamu hizmetlerine saygı duymuştu ama Brexit oylaması yeni bir güç merkezini ortaya çıkardı: Halk.

‘Leave/Ayrıl’ aslında teknik olarak istişari olsa da, milletvekilleri Şubat 2017’de 498’e 114 oyla 50. maddeyi yürürlüğe koyma kararı verdiler. Fakat o günden bugüne tüm Avrupa Birliği’nden çıkma -ve de çıkmama- önerilerini kabul edilemez görerek reddettiler. May’in anlaşması önce 230 oyla sonra da 149 oyla mağlup edildi; sırasıyla tarihin en büyük ve en büyük dördüncü yenilgileri. Avrupa Birliği’nden ayrılma tarihi 29 Mart’a bir hafta kala Britanya’nın geleceği küçük düşürücü bir şekilde hâlâ belirsiz.

Bu hafta Yazarlar David Hare, Rowan Williams, Elif Şafak, Paul Collier ve Yanis Varoufakis Brexit fiyaskosunun öncesini ve sonuçlarını inceleyen yazılar yazdılar. ‘Leave/Ayrıl’ sadece AB’nin bir reddi değil aynı zamanda çok daha büyük bir ekonomik ve sosyal hoşnutsuzluğun bir semptomu olarak görülüyor. Son dönemlerde Britanya sistemini vuran bir seri şoktan sadece birisi idi: 2008 finansal krizi; David Cameron hükümetinin uyguladığı kemer sıkma politikaları; 2014 İskoç bağımsızlık referandumu ve 2015’te Jeremy Corbyn’in İşçi Partisi lideri seçilmesi. Fakat, o zamandan bu yana Birleşik Krallık gerekli olan temel ekonomik, sosyal ve anayasal değerlendirmeyi gerçekleştirmedi.

Mevcut kriz Britanya’nın uzun dönemli eksiklerini hem teşhir ediyor hem de perçinliyor: fazla merkezileşmiş ve gizli bir politik sistem, ekonomik ve yöresel eşitsizlikler, tamamlanamamış bir uluslara yetki devri (İngiltere’nin kendi parlamentosunun olmadığı), antik bir seçim sistemi ve zayıflatılmış bir kamu alanı.

May’in Brexit Anlaşması’nı zorla parlamentodan geçirmeye çalışmak yerine hükümetin yapması gereken 50. maddenin yürürlüğe girişinin uzun süre ertelenmesini istemek olmalıdır; bunun için AB’nin onayı da gerekli. Bu, son haftaların ateşli tartışmalarını sona erdirerek ulusun durumunun daha dingin bir değerlendirilmesi için alan açacaktır. Politik sınıflar çok uzun süredir Brexit krizine yol açan semptomları göz ardı etmiştir. Bunları ele almalı ya da rezil olmayı göze almalılar.

*Bu yazı New Statesman’da 20 Mart tarihinde yayınlanmıştı

(Çevirmen: Haldun Sonkaynar)


BRÜKSEL’DEKİ AB ZİRVESİ: YA HEP YA HİÇ

Eric Bonse
TAZ

AB Devlet ve Hükümet Başkanlarının zirvesinin bir konusu ABD ve Çin ile ilişkiler(di)... (Avrupa Konseyi Başkanı Donald) Tusk, ABD ile olan ticaret anlaşmazlığı konusunda baskı yapıyor: Başbakan Angela Merkel ve meslektaşları, sanayi vergilerinin azaltılması konusunda müzakerelerin önünü açmak zorundalar. Ancak bunu Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron frenliyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın tehditlerine tepki verme izleniminden kaçınmak istiyor ve işi zamana bırakıyor.

Trump defalarca özellikle Alman dev otomobil markalarını vuracak olan otomobillere cezai gümrükler koyma tehdidi savurdu. Bu nedenle Merkel, anlaşmazlığı müzakereler yoluyla hızla etkisiz hale getirme konusuna büyük ilgi duyuyor.

Macron, göğse dayanan bir “tabanca” ile müzakere olamayacağı düşüncesinde ve kararı Avrupa seçimlerinin sonuna kadar ertelemek istiyor.

ÇİN İLE PAZARLIK

Çok daha erken bir tarihte, en geç 9 Nisan’da, AB, Çin’deki politikasını belirlemek zorunda. Daha sonra soğuk şekilde gerçekleşebilecek olan AB-Çin zirvesi yapılacak. Avrupalılar, Amerika’nın Çin’e baskısı sonrası da Çin’e yönelik politikalarını sertleştirdiler. Şimdiye kadar gelecekteki fantastik pazarları olarak gördükleri yerlerde, aniden yüksek duvarları ve tuzakları görür hale geldiler.

Haksız pazar engelleri, gizli sanayi sübvansiyonları, açık bir teknolojik kandırma ve telif hakkı suistimalleri- bunların tümü Çin zirvesinde tartışılacak. Bununla birlikte, AB aynı zamanda, örneğin Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) reformunda ortak hareket etmeyi teşvik etmek istemekte. Tüm bunların nasıl bir arada yürütülebileceği konusunda görüş alışverişinde bulunmak için hükümet başkanları Perşembe akşamı tartıştılar. Canlı bir tartışma gerçekleşeceği kesindi. Çünkü bazı AB ülkeleri uzun süreli iş birliği konusunda kararlılar. Güney Avrupa’nın yarısı Çin İpek Yolu Girişimi’nde yer almakta olup, bu girişime bağlı bir demir yolu hattı da Ren Nehri Duisburg Limanına gitmektedir. İtalya, Çin ile iş birliğini daha da sağlamlaştırmak ve genişletmek istiyor ancak Almanya’nın çekinceleri var. Sürekli sözü edilen ‘hemfikir olmaktan’ görünen bir şey yok.  Aksine, kârlı görünen Çin işi için bir rekabet savaşı görünür durumda. Aslında Pekin’le en büyük ticareti yapan Almanya’nın frene basması, birçok ülke için inandırıcı gelmiyor.

Ne de olsa Merkel, Macron ile aynı fikirde: Her ikisi de kendi endüstrilerini kayıptan korumak istiyor.

DAHA FAZLA HIRS

Gelecekte, dünya pazarında ABD ve Çin’e karşı rekabet edebilecek “Avrupa şampiyonları”nı destekleyecek olan Fransız-Alman planı, zirvenin gündeminde değil. Brüksel’deki bir AB diplomatı, bu planın şu ana kadar yalnızca “birkaç taraftar” bulduğunu söyledi.

Bu, Macron ve Merkel’in çok az konuda olduğu gibi hemfikir olduğu bir konuda bir ilerleme olmayacağını ortaya koyuyor.  Bu aynı zamanda AB üyesi ülkelerin şeflerinin görüştüğü iklimin korunması meselesi için de geçerli. Bazıları 2050 yılına kadar Avrupa ekonomisini iklimi stabil hale getirmek için daha fazla hırslı olmaya çağırıyor. Diğerleri ise rekabet edebilme gücüne sırtlarını çevirerek aşırı iddialı hedeflere karşı uyarıda bulunuyorlar. Bir diplomat ise çoğunluğun düşüncesini, “AB zirvesinden hiç kimse memnun ayrılmayacak” diye ortaya koydu.

(Çeviren: Semra Çelik)

ÖNCEKİ HABER

Hollanda'da yürüyüş: Mültecilere kapı açık, kapitalizme değil

SONRAKİ HABER

Çerkes Soykırımının 155. yılında yaşamını yitirenler anıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa